Merkez Bankası`ndan 8 yıl sonra gelen sadeleşme

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 1 Haziran`dan itibaren para politikası operasyonel çerçevesinde sadeleşmeye geçeceğini bildirerek, küresel ekonomik krizin ardından devreye alınan "geleneksel olmayan para politikaları"nda normalleşmeye giden merkez bankaları arasına katıldı

Merkez Bankası`ndan 8 yıl sonra gelen sadeleşme
29 Mayıs 2018 Salı 17:35

banner94

Küresel kriz sonrasında, başta dış finansmana ihtiyaç duyan gelişen  ülkeler olmak üzere tüm piyasalar küresel para politikalarına aşırı duyarlı hale  geldi.
 
Bu durum küresel risk iştahı ve likidite koşullarındaki ani  değişimlere karşı zamanında tepki verilmesini sağlayacak araç gereksinimini  doğururken, söz konusu süreçte geleneksel olmayan para politikalarının öne  çıktığı görüldü.
 
Dönemin ihtiyaçları doğrultusunda kararlar alan ve uygulama geliştiren  merkez bankaları, küresel ekonomik sorunlarla baş etmek için düzenleyici  politikaları devreye alarak, temel görevleri olan enflasyon yönetimini de  sağlamaya çalıştı.
 
Gelinen noktada, küresel ekonomik krizin etkilerini bertaraf etmek  isteyen merkez bankalarının aksiyonları ile ekonomi literatürüne giren  "geleneksel olmayan para politikalarının" 10 yılın ardından artık gündemden  çıktığı, daha sade politikaların benimsendiği görülüyor.
 
Söz konusu normalleşme sürecine ABD Merkez Bankası (Fed), Avrupa  Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) öncülük ettiği  görülürken, Türkiye Cumhuriyet Merkez  Bankası (TCMB) de son hamlesi ile 2010'dan bu yana uyguladığı faiz koridoru  uygulamasını daha öngörülebilir ve anlaşılır bir hale getirerek, normalleşmeye  giden merkez bankaları arasına katıldı.
 
MERKEZ BANKASI'NIN "GENİŞ FAİZ KORİDORU" SERÜVENİ 
Merkez Bankası, küresel ekonomik büyümeye ilişkin tedirginliklerin  arttığı 2010 sonlarından itibaren geniş faiz koridoru ve aktif likidite  politikasını bir arada kullanarak bir para politikası stratejisi tasarladı ve  bunu uygulamaya koydu. Böylece Türkiye, küresel oynaklık dönemlerinde şoklara  karşı tepki verebilmek amacıyla TCMB tarafından geliştirilen bir araç olan "geniş  faiz koridoru" uygulamasıyla tanıştı.
  
Böylece birden fazla faizin araç olarak kullanıldığı asimetrik ve  geniş bir koridor sistemiyle aktif likidite politikasına dayalı esnek bir çerçeve  getirilirken, politika araçları çeşitlendirildi.
 
Buna karşın banka, geniş faiz koridorunun para politikası duruşunun  anlaşılması konusunda bazı sıkıntıları içermesi dolayısıyla, Ağustos 2015'te  "Küresel Para Politikalarının Normalleşme Sürecinde Yol Haritası" yayımlayarak  sadeleşme yolundaki ilk somut adımını attı.
 
Geniş faiz koridorunun üst bandını mart-eylül 2016 döneminde kademeli  olarak toplam 250 baz puan indiren bankanın aksiyonları sonrasında 100 baz puanla  tarihin en dar faiz koridoru görüldü.
 
Küresel ekonomik gelişmeler ışığında Ekim 2016'da yeniden faiz  koridoru üst bandında artırımına gitme mecburiyetinde kalan TCMB, Ocak 2017'de de  bu adımını devam ettirdi. Geçen yıl boyunca politika faizini değiştirmeyen TCMB,  önce faiz koridorunun üst bandını, ardından da geç likidite penceresini (GLP)  kullanarak ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini yükseltmeyi tercih etti. Banka  2017'nin son ayında ise GLP faizini yüzde 12,75'e yükselterek fonlamanın tamamını  GLP'den yaptı.
 
Bu yıl ise nisan ve mayıs aylarında yaptığı artırımlarla GLP'yi yüzde  16,5'e yükselten banka, döviz kurundaki aşırı oynaklık nedeniyle farklı birçok  tedbiri de devreye aldı. TCMB'nin sadeleşme yönündeki son hamlesiyle ise politika  faizi, bir haftalık repo ihale faiz oranı olarak netleşirken, faiz koridoru yüzde  15-18 bandında simetrik hale getirildi
 
Böylece, politika faizi yüzde 16,5'e eşitlenirken, GLP ana politika  aracı olmaktan çıkarak, olağanüstü durumlarda başvurulabilecek araç olma durumuna  geri döndü.
 
Küresel normalleşme eğiliminin hem dünya merkez bankaları hem de  piyasalar tarafından hemfikir olduğu mevcut konjonktürde, TCMB'nin de geleneksel  çerçevede sıkı duruşa geçmesinin finansal istikrarın sağlanmasında destekleyici  olacağı değerlendiriliyor.
 
FED'İN NORMALLEŞME HİKAYESİ 
ABD'de 2007 sonlarında başlayan ve "mortgage krizi" adıyla tüm dünya  piyasalarına yayılan likidite krizi sonrasında, Fed'in daha önce enstrümanları  arasında yer almayan genişlemeci politikalara başlaması ve ECB ile BoJ'un da bunu  takip etmesiyle "alışılmadık politikalar" merkez bankaları gündemine oturdu.
 
Dönemin Fed Başkanı Ben Bernanke tarafından uygulamaya konulan parasal  genişleme, 1929'daki "Büyük Buhran"dan bu yana Fed'in başvurduğu en agresif  politikalar olarak da tarihe geçti.
 
Fed'in, ilk olarak 2008'de başladığı ve üç aşamaya yaydığı parasal  genişleme serüveni, bilançosunun 700-800 milyar dolar civarından 4,5 trilyon  dolara yükselmesi ile Ekim 2014'te sonlandı.
 
Bankanın parasal genişlemeyi sonlandırma hamlesi, geleneksel olmayan  politikalardan normalleşmeye dönüşün ilk adımı olarak nitelendirilirken, parasal  genişleme sürecinde sıfıra yakın düzeyde tutulan faiz oranlarının 2016'nın son  ayında 25 baz puan artırılması, söz konusu adımların devamı oldu.
 
Fed'in faiz oranları, 2017'den itibaren yapılan 25'er baz puanlık  artırımlarla yüzde 1,50-1,75 aralığına yükselerek, küresel kriz sonrası bulunduğu  tarihi düşük seviyelerden uzaklaştı. Öte yandan banka geçen yıl içinde bilanço  küçültmeye başlayarak para politikalarında normalleşme yolundaki adımlarını  hızlandırdı.
 
Piyasa beklentilerine bakıldığında, Fed'in, 2018'de haziran ve eylül  toplantılarında olmak üzere 2 kez daha faiz artıracağı tahminlerinin ağırlık  kazandığı görülüyor. Bilanço küçültme sürecinin de devam edecek olması,  normalleşme yolundaki adımların yıl boyunca süreceğini teyit ediyor. 
 
Gelinen noktada, Fed'in Bernanke ile başlayan 9 yıllık "parasal  genişleme" serüveninin, Janet Yellen öncülüğünde normalleşme yoluna girdiği,  Şubat 2018'de başkanlık koltuğuna geçen Jerome Powell'ın da bu süreci devam  ettirdiği görülüyor.
 
ECB'NİN NORMALLEŞME ADIMLARI 
Avrupa ülkeleri, küresel ekonomik krizden en çok etkilenenler arasında  öne çıkarken, Avro Birliği'ne üye 19 ülkenin parasını yöneten ECB'nin hamleleri  bu kapsamda yakından takip ediliyor.
 
Küresel ekonomik krizin etkilerini tam olarak atlatamadan bankacılık  sisteminde problemlerle karşı karşıya kalan, ayrıca Avro Bölgesi'ne bağlı  ülkelerin bazılarında borç sorunlarının baş göstermesi ile zor dönemden geçen  Avrupa'da, Brexit sürecinin de eklenmesi bölge ekonomisinin ciddi zarara  uğramasına yol açtı.
 
Bu süreçte ECB, varlık alımları yoluyla ülke ekonomilerinde finansal  istikrarı destekleme yoluna gitti.
 
Geçen yılın son toplantısında varlık alım programında düzenlemeye  giden ECB, program süresini 2017 sonuna kadar uzatmasına karşın, aylık varlık  alımı miktarını 20 milyar avro azaltarak 60 milyar avroya düşürdü ve normalleşme  yolunda ilk sinyali verdi.
 
Yıl başından itibaren bakıldığında, Avro Bölgesi'nde açıklanan  verilerin bölge ekonomisinde büyümenin güç kaybettiğine dair sinyaller vermesi,  ECB'nin bu yıl içinde hiç hamle yapmamasına, normalleşme adımlarına ara vermesine  neden oldu.
 
10 YILIN ARDINDAN NORMALLEŞEN BOE 

Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma kararı alması  sonrasında, ekonomik açıdan dengelerin değiştiği İngiltere, bu gelişmeye karşın  para politikasında normalleşmeye giden ülkeler arasında yer aldı.
 
Geçen yıl yaklaşık 10 yıl aradan sonra ilk kez politika faizini  artırma kararı alan İngiltere Merkez Bankası (BoE), 2 Kasım'da politika faizini  tüm zamanların en düşük seviyesi olan yüzde 0,25'ten yüzde 0,50'ye yükseltti.
 
Bankanın varlık alım hedefini değiştirmeyerek 435 milyar sterlin  seviyesinde bırakmasına karşın faizlerde artırıma gitmesi, normalleşme yolunda  atılan en büyük adım olarak gösterildi.
 
BoJ ise, içinde bulunduğu düşük enflasyonla mücadelesini sürdürürken,  her toplantıda yüzde 2 enflasyon hedefine ulaşana kadar gevşek para politikasını  sürdüreceği vurgusunu yineleyerek "genişlemeci" duruşunu değiştirmedi.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.