Üstadın hafifçe ama derinden “ Hüzün ki en çok yakışandır bize”  seslenişi, ne kadar da örtüşüyor yaşadığımız yüzyılla… Keşke diyorum keşke insana yaraşan us’la gerçeğin tüm ufuklarına ulaşabilme erdemliğini gösterebilseydik diye hayıflanıyor insan umarsız…

Sonuçta süreç şairi olumluyor olsa da, yine bizim payımız düşen “ elde var hüzün”  den başka bir şey olmuyor!

Nasıl olsun ki? Ezbere dayalı öğrenmeyle us’un kapılarını aralamaya çalışmak aymazlığın dikalasıdır. Kalıplaştırılıp, formatlanan insandan gelişmiş özgür insana ezber yöntemiyle ulaşılamaz.

Düşünmeyen,

Kuşku duymayan,

Sorgulamayan,

Kişiler ve topluluklar bütün zamanların eli sopalı çobanlarının gözetiminde, sürü misali güdülenir kolayca, ve insanlaşma süreci asla gerçekleşmeyen olur.

Akılla kendini biçimlendirip aklını kullanma yetisini geliştiren insan, tüm engelleri bir bir yıkan, gelişimini özgürce sürdüren insandır…

Cehalet ve korku zincirinin boğazlara abanıp, yalanın ve riyanın baş tacı edildiği sınanma süreçlerinde insan kalmak gerçekten zor zanaat.

İstencini efendiye ipotek eden kişi kendini nasıl tarif ederse etsin; ne birey olabilir, ne demokrat, ne sağcı, ne de solcu… Ama yine de ben yüreğini ve kalemini kiraya veren “değerli”  yazarların Sipariş kriterlerine uygun! yazı ve tahlillerini, meydanın boş iktidarla iyi geçinmenin hoş olmasından kaynaklandığına yorumlayıp;

Yine aynı insanların günün birinde meydanın boş olmadığını anladıklarında, rüzgarın esiş yönüne uygun yeniden konuşlanıp, gelmekte olanı sadakat gösterileriyle ve abartıyla karşılayacaklarına adım gibi emin olmakla birlikte, bu verili durumun ve bütün zamanelerin pespaye hallerini zamanın ruhuna uygun afişe etmenin de bir yurtseverlik ödevi olduğunu hatırlatmak isterim.

Ama gelin görün ki, hayli zamandır meydan olabildiğince boş ve öylesine denetlenemez ki, haspalarım her türlü! Tehditler savurup, desteksiz atmakta bir beis görmüyorlar bile… Üstlendikleri yeni  ödev ise Cumhuriyet sevdalısı yurttaşların, tutkularını bir biçimiyle törpüleyip; yeni-uyumlu-Türkiyeli  profili yaratmak!.. hem de en ılımlısından!

Başkaları hakkında eleştiri dozunu yüksek tutmakta emsalsiz olan ancak efendinin lafsının dahi geçtiği her ortamda, onun nefes alışını tartışmasız amentü belleyen özeleştiri engellileri, dalkavukluğun sınırlarını zorlayan sözde akıl hocalığından arınıp insan olmayı denemelidirler.

İnsanlıktan nasiplenmemiş bu yaratıkların yapıp-ettiklerini gördükçe öfkelerini denetleyemeyen dostlara acizane öğüdümdür;

Öfkeyi üfleyip soğuk tutup, ateşiyle yanıp kavrulmadan ayakta durmak gerek! Brecht Gelecek Kuşaklar adlı şiirinde;

-Kötülüğe karşı duyulan nefret yüzünü çirkinleştirir insanın,

-Kabalığa karşı bağırmak sesini kabalaştırır. Diyor…

Öyleyse ne yapmalı? Öfkenin terkisine atlayıp diyar diyar savrulmak insana geçici bir ferahlık sunsa da;

Öfke anlık sürelerde diri tutar insanı, ama sözü parçalar… Kimileyin onanmaz çatlaklar açar aklın kuyusunda!

Tevazuu ise, yer bitirir… Yaşam alanlarını daraltıp, bakış açısını köreltir.

“İncinsen de incitme”  seslenişi görece kulağa  ne kadar hoş gelse de önemli olan bu özlü önermenin hayatla örtüşmesi… atılan adımların, aydınlığın pırıltılı ışığında insanla buluşmasıyla gerçekleşir.