SİYASİ DİL VE KÖY ENSTİTÜSÜ MESELESİ


Ali Yahya ÖZTÜRK

Ali Yahya ÖZTÜRK

12 Ocak 2018, 09:44

“Siz nasıl olursanız, başınızdaki idareciler de öyle olur.”

Yanlış bilmiyorsam bir hadistir bu.

Siz ne iseniz sizi yönetenler de odur.

***

TBMM Genel Kurulu’nda geçtiğimiz yıl vekiller arasında bir kavga çıkmış, bunun ardından, “Her türlü mecliste seviye düştü” diye bir paylaşımda bulunmuştum.

Günümüzdeki örnekleri o sözü çok fazla haklı çıkarıyor.

Bir partiyi ya da devleti temsil eden bazı yetkililerin kapasite, hal ve durum, donanım, bilgi ve görgü seviyelerinin ne yazık ki pek de bulundukları makamlar için yeterli olmadığına şahit oluyoruz.

Pek çoğu bu yetersizliklerinden olmalı, “Mühür bende. Ben ne dersem o olur” edasıyla türlü işlerin içerisine giriyor.

Siyasetçi ya da devlet adamının toplumun en alt seviyesindeki bir insan gibi davranması hiç hoş değil. Kaldı ki, normal bir vatandaşın yapmayacağı işleri, söylemeyeceği sözleri bir yetkilinin söylemesi, yapması “Abesle iştigal”dir.

Böylelerinin devlet ya da siyasi otoriteleri tarafından görevlendirilmesi ise ayrı bir tartışma konusu…

Bir babayiğidin böylesi bir gidişe artık “Dur” demesi lazım.

***

Beşikdüzü Belediyesi’nin resmi internet sitesinde kullanılan dil de bu anlayışın bir ürünüydü adeta.

‘Dur’ ve hatta ‘Çüş’ denilesi bir anlayış.

İlçede Kredi Yurtlar Kurumu tarafından yapılacak 10 katlı 500 öğrenci kapasiteli yurt binasının müjdesini vereyim derken, o bölgede yer alan Beşikdüzü Köy Enstitüsü’nü kastederek, “Ahırları yıktık, yurt yapıyoruz” manşeti atıldı.

Siyasi dilin ne kadar seviyesiz sözler sarf edebildiğinin bir örneğini daha görmüş olduk.

Yüzlerce öğretmenin yetiştiği, binlerce çocuğun, gencin, yaşlının, kadının, erkeğin okuma yazma ile tanıştığı ve bilimden sanata, tarımdan sağlığa pek çok konuda eğitimin verildiği Köy Enstitüleri için ‘Ahır’ tabirini kullanmak, ‘cahillik’ten başka bir şey değildir.  

Bakınız kendini ve haddini bilmeyenlerin ‘Ahır’ diye tabir ettiği Köy Enstitüleri ne imiş..

***

-Sistem köylülerin yine köylüler tarafından eğitildiği bir yapıyı öngörerek yola çıktı.

-Eğitmenler köylüye hem okuma yazma öğretiyor, hem de yurttaşlık bilgisi öğretiyordu. Onların yetiştirdiği eğitmenler de diğerlerine…

-Bu şekilde ülke genelinde 7 yılda tam 8 bin eğitmen yetişmiş..

-Köy Enstitülerinden mezun olanlar da pozitif bilimlerden, sağlık hizmetlerine, tarımcılıktan, inşaat işçiliğine pek çok konuda yetkin olmasını sağlayan bir eğitim almış oluyordu.

-İlk kez okuma yazma ile tanışan köylerde büyük yazarlar, ressamlar, müzisyenler çıkmaya başlamış.

-Köy Enstitüleri’nde zamanın yüzde 50’si kültür derslerine yüzde 25’i ziraat derslerine ve yüzde 25’i teknik derslere ayrılmış.

-Her öğrenci bir yıl içinde 25 adet klasik eseri okumak zorundaymış.

-Köylerde eğitim verenlerle öğrenciler, kendi binalarını inşa etti, kendi arazilerini ekmiş. Bu sayede 15 bin dönüm tarla tarıma elverişli hale getirilmiş. 750 bin fidan dikilip, 1200 dönüm arazi üzüm bağına çevrilmiş.

-Köy Enstitüleri el birliği ile 150 büyük inşaat işi yapıp, 60 atölye, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 12 elektrik santrali, ambarlar, depolar, balıkhaneler inşa etmiş. 100 km. de yol yapmışlar.

-Köylerde eğitim hizmetine ulaşamayan yoksul çocuklar için hem aydınlanmanın bir yolu olmuş hem de köylerde çeşitli meslek alanlarında iş imkânı yaratılmış.

-Okul henüz gelişme çağında olan çocuklara doyurucu yemek bile sunamamış. Savaş yılları olduğundan ekmek gramla verilebiliyormuş.

-Sabahları un çorbası, bulgur çorbası, öğleyin adı etli fasulye olan yemeğin yanında da bulgur pilavı…

***

Böylesi bir içeriğe sahip eğitim ve öğretim kurumu için “Ahır” kelimesi kullanılmasını vicdan sahibi hiçbir insanın kabul edemeyeceği bir şey.  

Bugün Beşikdüzü “Trabzon’un en akil, en medeni insanlarının yaşadığı ilçe” diye biliniyorsa belki de bu Köy Enstitüsü’nün ürünüydü.

Bu ayıba imza atanlar bir yana bu konuda asıl sınavı Beşikdüzü veremedi.

STK’sı, partisi, sendikası ‘Ahır’ terbiyesizliğine çıkıp tepki gösterdi de, Beşikdüzü’nden şöyle bir ağız dolusu ses çıkmadı.

Hadi onu yapan, Levent’in dediği gibi, “Süt kovasını deviren öküzün yaptığı gibi fütursuz bir hareket” yaptı.

Hadi bu yanlışa imza atan bilmedi, bilemedi, kültürü, eğitimi, ahlakı, donanımı yetmedi de içerisinde eğitim görülmüş bir yere ‘ahır’ dedi.

Eee sana ne oldu Beşikdüzü?

Nedir bu sessizliğin?

Niye bu kadar ürkek ve çekingensin?

Bu herkesin bildiği Beşikdüzü bu değil ve olamazdı.

İçerisinde nice değerleri büyüten bir ilçeye böylesi bir suskunluk yakışmadı.

Unutmayın ki, “Siz ne iseniz sizi yönetenler de odur.”

Kalın sağlıcakla!..

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.