“Ortahisar'ın doğusunda Kuzgundere üzerinde kurulmuştur. Birçok onarım ve genişletme ile günümüze gelebilmiştir. İlk kuruluşu Roma dönemi l. yüzyıla kadar inmektedir. Evliya Çelebi Köprüsü’nün Karakoyunluların yapısı olduğunu yazar. Bugünkü haliyle Osmanlı yapısıdır ve son şekline 19. yüzyılda kavuşmuştur.”

Kısa tarihinden de anlaşılacağı üzere Tabakhane Köprüsü yaklaşık 2000 yıldır hizmet vermekte.

Bir ucu Ortahisar Mahallesi’nde diğer ucu da Cumhuriyet Mahallesi’nde. Üzerinden Romalılar da, Osmanlılar da gelmiş geçmiş. Trabzon Kalesi’nin tamamlayıcı bir unsuru gibi ilk günkü zarafetiyle halen şehrin ana damarı olarak hizmet vermekte. Tabi zamanında atlılar, yayalar için yapılmış köprü üzerinden şimdilerde araçlar geçmekte.

Yüzyılların yükünü çeken Tabakhane Köprüsü ismini Kuzgundere'nin etrafında yer alan deri tabaklama atölyelerinden almış. Bol suya ihtiyaç duyulan bir meslek olan tabakçılık köprünün hemen altında deri işleme sanatının ustaları tarafından yürütülüyordu. Şimdilerde bu yorgun tarihi köprü “benim halimden anlayan yok mu” dercesine S.O.S. vermeye başladı.

Köprünün kuzeye bakan tarafında derin çatlaklar meydana gelmiş. Muhtemelen ağaç kökleri taş köprüyü tahrip ederek gözle görülür açıklık meydana getirmiş. Günde bilmem kaç bin aracın üzerinden geçtiği atlı ve yayalar için yapılmış 2000 yıllık köprü dünün ustalığı ile inşa edilmiş olmasına rağmen bugünün yükünü yine de çekmekte. 

Bu arada köprü kemerinin tam da ortasındaki bölümde bu yapılar için çok önem arz eden “kilit taşı” da yerinden düşmüş görünüyor. Kemerlerde kilit taşı yapıyı birbirine bağlayan çok önemli bir unsurdur. İsmi üzerinde kilit taşı.

Düşerse ne olur? Bir şey olmaz! Çok gitmez kemer de, kemerin yükünü taşıdığı yapı da yıkılır gider.

Bu arada şehrin merkezinde Trabzon Kalesi tarihe meydan okuyarak bütün güzelliği ile yükselirken kaleyi çevreleyen otlar, bitki kökleri hem görsel kirlilik yaratıyor hem de kale duvarlarına zarar veriyor. 

Tabakhane Köprüsü bu yükü daha fazla kaldıramaz bu yaralarla. Bir an önce tedbir almak gerekir. Kim okur kim inceler bu yazıda söz konusu olan problemleri bilemem ama biz yine başta Trabzon Valiliği olarak çağrımızı Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne, Trabzon Büyükşehir Belediye'sine yapalım. Durum acil. Hemen inceleme yapıp gereği zaman geçirilmeden yerine getirilmeli. Bu arada kalenin otlarını temizlemek o kadar zor mu? 

TURİZMİN VİRÜSÜ HANUTÇULUK

Turizm ekonomiye büyük katkı sağlıyor diyoruz ya. Her konuşmaya başlayan Trabzon'un turizm potansiyelinden, turizmin altın yumurtlayan tavuk olduğundan, sorunlarının çözümü diye yetkililere seslenirler ya. Bütün bunlar doğru seslenişler. Yerinde tespitlerle bu kentte turizmin önünde engel olan sorunları aşmak gerekir. Ama madalyonun diğer yüzü de var. Son zamanlarda kulağa hoş olmayan duyumlar geliyor. Hanutçuluk almış başını gidiyor.

Komisyonla turisti yeme içme, alışveriş merkezlerine yönlendirmeler karşılığı yüzde 20 ile 40 arası komisyon almalar. Kim yapıyor bunları? Her şeyini yasalar doğrultusunda düzenleyen işini halkıyla yapan turizmciler değil tabi. Kimdir bunlar? Ana dili Arapça olan sığınmacılar başta olmak üzere, sözüm ona turizm çalışanı diye geçinen elemanlar ve de ürettiği malın akıttığı terin kıymetini bilemeyen esnaf. Hanutçuya emeğini sömürten güya turizmciler.

Ne güzel bir iş. Diyelim 1000 TL’lik alışveriş yapıldı. Yüzde 30 komisyondan 300 TL hanutçuya. 1000 TL’lik hesap da 1300’e çıkar. Tabi ki bu şişirilmiş ücret turiste yansır. Ortada fiş yok fatura yok, vergi yok. Üstelik şehir de “çok pahalı” diye damga yer ve tanınır. Çünkü komisyon parası müşteriye yüklenir. Sonra pahalı kent diye tanındı ya rota da başka yerlere çevrilir. Bir müddet sonra oralar da aynı hastalığa bulaşır. Bu çark öyle döner gider. Bu arada kurallara uyarak işini dürüst yapmaya çalışanların yani komisyon vermeden hizmet üretenlerin de işlerinin pek de iyi gitmediği bir ortam.

Bu böyle sürüp gitmemeli. Satılan ürünlerden tutun da mali disipline kadar etkili bir denetim şart.

Tarım İl Müdürlüğü, Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü, Defterdarlık, belediyeler, esnaf kuruluşları, turizm meslek kuruluşları koordineli bir şekilde turizme bulaşan “hanutçuluk virüsü”nü bir an önce yok etmeliler. Turizm için altın yumurtlayan tavuk derler ya. Bu virüs yok edilmeli. Aksi halde bu tavuk bırakın altın yumurtlamayı, naylondan bile yumurta veremez bu gidişle.

NOT: Hanut Arapçada dükkan demektir. Hanutçu dükkana komisyon karşılığında müşteri getiren kişi. Turizm literatüründe çok kullanılan bir kavramdır “Hanutçuluk.”

TURİZM SİYASET ÜSTÜDÜR POLEMİK KALDIRMAZ

Trabzon'da bir söz vardır, anlamsız konuşanlar için çokça söylenir “iş aray” diye. Turizm üzerine bir tartışmadır gidiyor. Ege'de, Akdeniz'de sorun olmayan turistin kimliği nedense Trabzon'da siyasi tartışmalara bile yol açabiliyor. Bakın şimdi, Arap turizmi diye bir şey yok, Ortadoğu Turizm Pazarı var.

Çin, Japon turizmi diye bir kavram yok, Uzakdoğu Turizm Pazarı var. İngiliz, Alman turizmi diye bir şey yok, Avrupa Turizm Pazarı var. Her ülke insanının tercih ettiği bölgeler vardır ülkemizde. Mesela İskandinav ülkeleri sıcak denizleri sever. Akdeniz'i tercih eder, tıpkı Rus turistler gibi.

Ortadoğu ülkeleri insanlarının bir kısmı da oldukça serin havayı, dağı, yaylayı, dereyi, yağmuru sever. O yüzden de Karadeniz'i tercih eder. Hepsi mi? Bir kısmı da eğlenceyi sever. Tercihini ona göre yapar.

Şimdi biz neyi tartışıyoruz? Turist; gezip, tatil yapma, görmek amacıyla bir başka yere, ülkeye giden ziyaretçi. Yani misafir geçici bir süre tatilini yapıp evine dönecek. Şunun şurası Ağustos biter yine kalırız baş başa.

Tartışmanın boyutu bizim paramızın alım gücü ile ilgili galiba. Doları cebinde olan turist, şöyle bir menüye bakıyor hiç de fiyat kısmını incelemeden siparişini veriyor. 100 doların nerdeyse 2000 TL’ye yanaştığı bir ortamda hesap kitap yapacak hali yok ya. Ama cebinde çoğu zaman 100 TL’si bile olmayan insanımız nasıl hesap yapmasın. Eh işte o zaman “biri yer biri bakar” misali yorumlar başlıyor. Turizm siyaset üstü olmalı. Turisti, turizmi siyasi malzeme yapmak ilimize bir yarar sağlamaz, ülkemize de. Artı değer sağlayan turizm sektörünün başta tarım olmak üzere tüm sektörlere kazandırdığı gerçeğini unutmamak gerekir.

Bu il turizmle yeni tanışmıyor. Öncesinde yoğun bir şekilde batılı turistler çoğunlukta idi. Sonrasında Ortadoğu pazarına açılan Trabzon, bölgesinde bu pazardan en çok pay alan bir şehir haline geldi.

Önceleri konaklama tesisleri açısından problem yaşayan Trabzon, uluslararası marka otellere kavuştu.

Salgın dönemi ciddi kriz yaşayan sektör şimdilerde yeniden toparlanmaya başlamışken turizmin siyasete malzeme olmasının bu kente bir yararı yoktur. İstihdam diyoruz. Klasik tarifiyle “bacasız sanayi” dediğimiz turizm sektöründe çalışan insan sayısını göz önüne aldığımızda mevsimlik de olsa işsizliğe bir çare olduğunu görmemek mümkün mü? Turizm sektörünün problemi yok mu? Olmaz olur mu? Siyaset turizmi konuşacaksa sorunlara çözüm bulma noktasına kafa yormalı. Yoksa “boş konuşuklar” derde derman olmuyor. En kırılgan sektörlerin başında gelen turizm en ufak bir imayı bile kaldırmaz. Turistin rotası hemen değişir.

Haftalık:

96.500

Bu rakam nedir? 96.500'ün karşılığı koca bir 0. İsterseniz yazıyla yazalım: Sıfır. Yani boş, kıymetsiz.

12 yıllık eğitim sonunda üniversite sınavlarında 96.500 öğrenci sıfır puan almış. Bir soruya bile doğru cevap verememiş. Ya da sınava girip boş kağıt verip çıkmışlar. Ortalama bir lise mezunu az da olsa soruların bir kısmına cevap verebilir. Yüz bine yakın öğrenci sınavda hiç bir soruya cevap verememiş. Nerdeyse büyük bir ilçe nüfusuna denk gencimiz maalesef ilk orta ve lisede okuduklarından bir soruya cevap verebilecek kadar hiçbir bilgiye sahip olamamış. Yazık ve gelecek adına kaygı verici bir durum.

Sorun nerde. Bu çocuklar şimdi lise mezunu he mi? Eğitim adına çok üzücü bir durum. Bu durum sorgulanmadan eğitim sorunlarımıza çare bulmamız çok zor. Sahi meslek liseleri ekmek üretmeye başladılar mı?

FESTİVALLER VE YAYLA ŞENLİKLERİ

Havalar çok güzel gitmese de yayla şenlikleri başladı. Geleneksel Yayla Şenlikleri yüzyıllardan bu yana yapılır. İsmi Otçu Şenlikleri olarak bilinen senede bir kez yaylalarımızda insanımızı bir araya getiren bu büyük buluşmalarda da maalesef özgün yapı bozulmakta. Şenlikler tam anlamıyla protokolün gövde gösterisine dönüşmekte. Konuşmalar, takdimler, politikacılar, bürokratlar derken zaten bir saat geçiyor. O sırada yağmur yağmış yaylacılar ıslanmış çok da önemli değil, protokol nasıl olsa çadırda. Bu arada her köy, her belde yeni yeni yayla şenlikleri programı oluşturmuş. Tam bir panayır yeri. Kimisi de hızını alamamış adına festival koymuş.

Bir de uluslararası bilmem ne festivali diye de isimlendirmiş. Ama ne hikmetse festivale komşu ülkeler de dahil hiç bir yabancı topluluk katılmamış. Yayla şenlikleri asırlardan bu yana atalardan bize kalan bir miras. Özünü bozmamak lazım. Yüzlerce yıl önce yapılan diyelim bir Kadırga Şenliği’nde protokol var mıydı? Sıra sıra sanatçılar sahneye çıkıp şarkı türkü mü söylerdiler? Yaylacılar gruplar halinde oba oba şenlik meydanına kemençelerinin ritmine uygun bir şekilde gelir, horonunu oynar, eğlencesini yapar, ürününü pazarlar, ihtiyacını giderir, dostluklar pekişir, yine aynı heyecan ve mutlulukla yaylalarına, kefillerine dönerdiler. Her şey değişti her şey. Yaylada apartman, yaylada trafik sıkışıklığı var ama eski güzellikler maalesef yok.