1821'in mektubu 2014 için geçerli midir?


Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar bu büyük milletin başının beladan kurtulmadığını, her zaman başına bir bela örülmeye çalışıldığını iyi görürüz!..
Tarih milletin aynasıdır sözü bu noktada çok önemlidir..
Koca Osmanlı'nın yıkılışında içten ve dıştan işbirlikçelerle yaşanan olaylar, Cumhuriyet’in kuruluşunda ülkemizin Güneydoğusu’nda çıkan bütün isyanların, bugün Güneydoğu’muz üzerinde oluşturulmak istenen federatif yapı (özerklik) gibi oyunlar, yeni icatlar değildir!.
Türkiye'mizin her zaman içten ve dıştan işbirlikçi halkalarla birlikte psikolojik baskıyla karşı karşıya kaldığı bir gerçektir.
ABD’si, İsrail’i, Batısı dünden farklı değildir!
Ama bunu iyi okumak ve anlamak gerekir.
En büyük hatamız da tarihimizi unutmamız değil, çoğumuzun doğru dürüst bilmemesidir de..
Bakın, Osmanlı Devleti’nde Rus sefiri olarak uzun seneler çalışan General İgnatiyef’in, hatıralarını anlatan bir kitapta son derece anlamlı ve önemli bir mektup vardır..
Sultan İkinci Mahmud Han zamanında, Fener Patrikhanesi’nin kapısında asılarak idam edilen, (Bu kapının o günden beri kapalı tutulmakta olduğu ve patrikhane yetkilileri tarafından açılmadığı söylenir) 1237 [m.1821] Rum isyanının baş planlayıcısı, Patrik Gregorios’un Rus Çarı Aleksandr’a yazdığı mektubu çok şey anlatmaktadır..
Dün de, bugün de, yarın da..
Mektup ibret vericidir:
1821’deki o mektubun 2014’ün Türkiyesinde bir daha okunması gerekir düşüncesindeyim..
Çünkü yine tam zamanı..
Uyarıdır aslında..
Hatta alınması gereken derstir de!
Okuyalım o ibret verici mektubu!
***
"Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayr-i mümkündür. Çünkü Türkler, Müslüman oldukları için çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i iman sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, padişahlarına [devlet adamlarına, kumandanlarına, büyüklerine] olan itaat duygularından gelmektedir.
Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk-u idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar.
Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından, ahlâklarının sağlamlıklarından gelmektedir.
Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi rabıtalarını (bağlarını) kesr etmek (parçalamak), dini metanetlerini (sağlamlığını) zaafa uğratmak (zayıflatmak) icap eder. Bunun da en kısa yolu, an'anât-i milliyye (millî geleneklerine) ve ma'neviyyelerine uymayan hâricî fikrler ve hareketlere alıştırmaktır.
Maneviyatları sarsıldığı gün, Türklerin kendilerinden şeklen çok kudretli kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddî vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir.
Bu sebep ile Osmanlı Devleti’ni tasfiye için mücerred olarak harp meydanlarındaki zaferler kafi değildir. Hatta sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vekarını tahrîk edeceğinden, hakikatlerine nüfus edebileceklerine sebep olabilir.
Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden, bünyelerindeki tahribi tamamlamaktır."
***
Evet, Patrik Gregorios’un mektubu aynen bu ifadelerle dolu.
1821’de yazılan bu mektup çok eskilerde mi kalmıştır!
Yoksa bugün için de geçerli midir?
Bir uyarı bir ders midir!
Cevabını siz verin!