3 Mart Devrim Yasaları ve Cumhuriyetçi Sorumluluklar

         Cumhuriyet ve Devrim Tarihimizin çok önemli bir günü 3 Mart 1924. Devrim Yasalarımızın 100. Yıldönümü. Üç Devrim Yasası; Kısa başlıklarıyla Hilafetin Kaldırılması, Öğretim Birliği, Şeriye ve Evkaf Vekaletinin Kaldırılması Yasaları. Bu üç yasa Cumhuriyetimizin varlığı-geleceği/bekası için, arasız devrimler için önemli bir başlangıçtı. Yazılı ve görsel basında, sosyal medyada çok konuşulacak/yazılacak; belki hafta boyu devam edecek konuşmalar, tartışmalar, yazılar, değerlendirmeler. 

      Aslında yeni olmayan bir tartışmanın/kavganın, savaşımın, 150 yıllık bir devrim sürecinin, Cumhuriyetle birlikte sürdürülen yüz yıllık tartışması. Değişik koşullarda ve kimi olağanüstü durumlarda bu tartışma süreci bulanıklaşır/bulanıklaştırılır, gündem belirleyicilerce “fantezi” sayılır, önemsiz kılınmaya çalışılır.

       Türk Devriminin Cumhuriyetle taçlanması, arasız devrimler için 3 Mart Devrim Yasaları ile yola devam edilmesi bir zorunluluk/olmazsa olmazdı. Aydınlanmanın, devlet aygıtında ve kamu huzurunda-gözetiminde/nezdinde oluşması için evrensel hukuk kullanılmalı, şeriat hukuku ve hükümleri yasaklanmalıydı. Halifelik kurumunun kaldırılması Cumhuriyet ve Devrim karşıtlarının sığınma merkezinin yok edilmesi ve laik cumhuriyetin oluşturulabilmesi için oldukça önemli ve gerekli bir devrimci atılımdı. Çünkü Halife, eğitim, hukuk alanlarına ve bütünüyle devlete ve devlet işlerine müdahale edebiliyordu, ediyordu da. Bakınız Cumhuriyetin Anayasasının 24. Maddesi ne diyor ve kimler özellikle bu maddeye müdahale edip kendilerine alan açmaya çalışıyor: 

     Anayasanın 24. maddesine göre, “kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri, istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

    ( ………)

       Bir diğer Devrim Yasası eğitime ilişkindi. Eğitim MEB yetkisinde olmalı ve karma bir eğitim öngörülmeliydi. Eğitim-Öğretimin çok başlılıktan kurtarılması, ulusal bir eğitim ağının oluşturulması, çağdaş, bilimsel, laik, demokratik, kamucu, aydınlanmacı bilgi ve beceriyle donanıp yurttaşlık bilinciyle ve yurtsever-devrimci duygu ve düşüncelerle ulusuna/halkına ve tüm insanlığa yararlı olma ülküsü amaçlanmalıydı. 

             İşte bu nedenle eleştirel aklı öne çıkaran bir eğitim gereklidir!

             Bu nedenle dinsel konuları ya da şeriatı merkeze almayan, akla-bilime dayalı eğitim diyoruz!

              Bu nedenle MEB’in Anayasaya, Milli Eğitim Temel Yasasına, Devrim Yasalarına uygun davranmasını istiyoruz!

           Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığının kendi görev alanıyla sınırlı davranmasını, yetkilerini aşarak bir “fetva” kurumuna dönüşmemesini istiyoruz! … 

        Türk Aydınlanması, bilimsel ilkelere dayalı, birbirini bütünleyen devrimler eğitiminin verilmesinin yanında kültürünü, hukukunu ve devletini de laikleştirmesini sağlamalıydı.  Kuşkusuz bütün bu atılımlar yöneticilerin önderliğinde toplumsal bir seferberlik gerektiriyordu. Ancak her seferberlikte olduğu gibi bunun karşısında yer alan çevreler boş durmayacaktı. Bu nedenle Cumhuriyet karşıtları ve dış düşmanlar yakından izlenmeli ve gerekli adımlar atılmalıydı. 

        3 Mart 1923 Tarihli Üç Devrim Yasasının uygulanmasındaki ödünsüz kararlılık ve ardı sıra getirilen yenilik ve devrimler Cumhuriyetimizin ve Türk Devriminin başarısını, komşu ve dünya devletlerinin karşısında saygınlığını büyük ölçüde sağlamış ve kanıtlamıştır da. Devrimin ilk on beş, yirmi yıllarında büyük bir disiplin ve bilinçle öncü kadrolar sorumluluklarını özverili biçimde yerine getirmişlerdir. Dolayısıyla gerici Cumhuriyet karşıtları sınırlı ataklarla Cumhuriyete darbe vurmaya yönelmişler, bu saldırılar da sert biçimde karşılık bulmuş ve cezasız bırakılmamıştır. 

      Yine “ancak” ile devam etmek zorundayım ki her dönem varlıklarını bir biçimde sürdürmeye çalışan Cumhuriyet ve Devrim düşmanı gerici cenah kimi zaman gizlenmekte yarar görmüş, kimi zaman da açık ve net bir varlık-gövde-örgüt olarak karşımıza çıkmıştır. Bu, koşullara ve güç dengesine göre de bir akış izlemekte. Cumhuriyet tarihimizin değişik evrelerinde bu durum olgularla ve olaylarla karşımıza çıkmış kimi başkaldırılarla da sınanmıştır. Fakat aldıkları yenilgilerin yanında deneyim kazandıkları ve yöntem değişikliğine/zenginliğine giderek varlıklarını sürdürdükleri, geldikleri noktaya bakıldığında bir hesaplaşma aşamasına ulaştıklarını davranış, söylem ve eylemleriyle göstermekteler. Yasanın ve Anayasanın suç saydığı söylem ve eylemleri gerçekleştirmekten artık çekinmeyen bir “güruh” var ortada. Evet hükümetin içinde varlar, akademinin içinde varlar/çoklar, eğitim-sağlık başta olmak üzere tüm kamu kurumunda varlar. Tarikat-Cemaat örgütlenmesiyle varlar ki Devrim karşıtlığı gün be gün artmakta, kendi “devrimlerine” adım adım yaklaşmaktalar. 

      Bu söylem ve eylemleri söylenti/rivayet olmaktan çoktan çıktı. Basında yeterince yer aldı, siyasiler tepkilerini sadece sözlü açıklamalarla bir ölçüde geçiştirmekteler. Cumhuriyetçiler ve Devrimciler bana göre hak edilen büyüklükte bir tepkiyi örgütleyip kotaramadılar ve halkımıza gerekli önderliği yapamadılar diye düşünmekteyim. Bir kez daha yazımın sonunda yinelemek zorundayım; Bütün Cumhuriyetçilerin kendi öznel “çanta” ve izlemlerini ikinci plana iterek Cumhuriyeti ve Atatürk Devrimini merkeze alan ortak bir izlemde bir araya gelmeleri artık ertelenemez. Yarın çok geç olabilir!

03 Mart 2024

Ankara

-Yarınlar Güzel Olacak-