ADI CUMHURİYET...
Hukukun ve onu yazan iradenin varlığına meydan okuyup, mahkeme çağırınca “sen kimsin ki”, kelepçeyi yiyip kotesi boylayınca “hukuk, guguk” diyen, aslında zavallı ama bir o kadar kasaba kurnazı tiplerin, cesaret ve akıl aldıkları “efendileri”nden de beklenen hamle ve ses beklendiği gibi gel(e)meyince, aldı Kandil’i bir efkâr..
Efkâr o kadar derin ki, artık tabanım tabanım dedikleri yerlerden de görüntü gelmeyip, 50 kişiyi toplamada zorluk çekince ve patlattıkları bombalarla kendi “adamlarını” öldürmeye başlayınca, efkâr kendini acı sonun başlangıcına bıraktı.
Mevlam bildiği gibi yapsın, biz gelelim asıl mevzuya.
Yukarıda bahsettiğim hainlere operasyonların başlamasından birkaç gün önce, İstanbul merkezli bir Cumhuriyet Gazetesi operasyonu yapıldı, memleketin batı yakasında bu ayın başında..
Cumhuriyet Gazetesi operasyonu diyoruz ama doğrusu “Cumhuriyet Baronları” operasyonuydu.
Sadece adı Cumhuriye..
Türk medyasının büyük bir kısmını, “savunsak mı, tarafsız mı kalsak” git-geline sokan operasyonun merkezi, yaşı T.C.’den bir yaş küçük olan gazetenin sözde “vakıf” merkeziydi.
Vakıf’ı tırnak içerisinde yazdım zira, “vakıf” demek için kör cahil olmak lazım.
Gazeteyi yönetiyormuş bu vakıf!
İstediği ismi yayın yönetmeni, istediği ismi yazar, istediği ismi ise yönetici tayin eden bu yapı içerisinde, göstermelik olarak bir iki gazeteci bulunurken çoğunluğu avukatlar ordusundan oluşuyormuş.
Gazete yöneten, avukatlar ordusu!
Etik olarak yanlış ama sana ne diyenler de olabilir...
Lâkin, iş gelip devletin bekası ve varlığına dayanırsa, PKK terör örgütüne silahlı örgüt, FETÖ’ye cemaat deme aşamasına gelinirse, kaos ve kargaşa çıkarmak için şeytanla bile iş tutma cehaletine ulaşılırsa ve bütün bunlar, adı “Cumhuriyet” olan bir gazeteden yapılmaya çalışılırsa, Cumhur’un bir bireyi olarak bize de bir iki laf etme hakkı düşer herhalde..
Kurucusu eski bir İttihatçı olup, fikri ve zikri bu toprağın insanlarının fikir ve zikriyle çoğu zaman kavga eden, devletin kurulmasıyla oluşturulmaya çalışan burjuvazinin jakoben sesi ve kalesi olan Cumhuriyet Gazetesi, her daim ve her dönem operasyonlar Türkiye’sinin göbeğinde kendini göstermiştir.
Bu göbek bağı, o kadar uzun ve dallı budaklıdır ki, bir kolu 27 Mayıs ve 28 Şubat’a uzanırken, bir başka kolu ETÖ’den FETÖ’ye, diğer bir kolu ise 15 Temmuz dan PKK’ya kadar uzatır kendini. Ve bu söylenenler, tarihin zabıtlarında gösterir kendini.
Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde, sahibi Yunus Nadi’nin kurucularından olduğu Komünist Parti aracılığıyla, solcu ve komünist avına çıkan bu gazetenin, sözde “avcılık” görevi genine işlemiş olacak ki, o günden bu güne buhranlı anlarda bu devletin ve milletin ne kadar gizli ve sinsi düşmanı varsa, her daim onlarla bir ittifak arayışı olmuş.
Bu sözde avcılığı bahane edinerek, taa Gazi Mustafa Kemal’den günümüze kadar, (onun ismini de planlarına alet ederek) geldikleri son nokta ise FETÖ ve PKK ile aynı izdüşüme düşüp, iş birliği yapmak oldu.
Mevzu sadece FETÖ ve PKK’dan mevcut değil ki..
Bir sonraki yazımızda geri sayacağız tarihin sabık sayfalarını..
Esen kalın!