AFRİKA’NIN TALANINDAN GÜNÜMÜZÜN DEMOKRASİ YALANINA

Tarih, sadece kazanılan zaferlerin anlattığı bir hikâye değil; Afrika’nın bağrından Ortadoğu’nun kalbine ve Adriyatikten Çin seddine kadar uzanan, mazlumların kanıyla yazılmış bir hakikatler silsilesidir.

15. yüzyılda Portekiz’den Belçika’ya; İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda ve Almanya’dan oluşan sömürgeci güçlerin Afrika’da "uygarlık" maskesiyle yürüttüğü yağma, bugün modern dünyada "demokrasi" ve "insan hakları" vaatleriyle patlatılan bombaların öncüsüdür.. Dün kauçuk için çocukların ellerini kesen ve öldürdükleri insanların kafalarından “posta pulu” yapan zihniyet, bugün stratejik hakimiyet ve enerji kaynakları için devletleri haritadan silmek için saldırmaktadırlar,

Batı’nın inşa ettiği kendi refah düzeni; Kongo’dan Cezayir’e, Irak’tan Suriye’ye, Cope Tawn’dan Kenya’ya, Somali’den, Yeni Gine’ye kadar dökülen gözyaşlarının üzerinde yükselelen kanlı ve kirli bir yaşam şeklidir.

Irak’taki nükleer silah yalanı, Libya’daki kaos ve İran gibi kadim medeniyetlere yönelik hedef gözetmeden yapılan acımasız bombalamalar ve kuşatmalar, "Yeni Dünya Düzeni" adı verilen küresel talan mekanizmasının dişlilerinden ibarettir.

ABD, İsrail ve Batı ittifakı, sömürmek istediği coğrafyalara önce fitne tohumları ekmekte, ardından "kurtarıcı" rolüyle gelerek geride sadece enkaz bırakmaktadır.

Ancak, sömürgecilerin zincirleri bedenleri tutsak etse de ruhları asla esir alamamıştır. En nihayetinde Afrika’nın; sömürgeci zihniyeti topraklarından kovarak yaralarını sarması, tüm mazlum milletler için bir direniş meşalesidir.

Bu kanlı mücadeleye, Anadolu topraklarında, ayni işgalcilere karşı Atatürk’ün önderliğinde, Türk milletinin verdiği şanlı mücadele emsalsiz bir örnek ve ilham kaynağı olmuştur.

Bugün, İslam coğrafyası için gerçek kurtuluşun ;Batı’nın maskeli yalanlarına kanmadan, kendi kültürel değerlerine ve öz kimliğine dönmekten geçmektedir.

Türk milleti, bu küresel istila ve "vampirlik" dalgasının tam kavşak noktasındadır. Jeopolitik, dini ve tarihi gerçekler göstermektedir ki; bu doymaz iştahın nihai hedefi Türk vatanıdır. Bu nedenle Türkiye, Batı’nın ve özellikle de Amerikanın sahte dostluklarına kapılmadan, diplomasinin bütün ince ayarlarından yararlanarak her an bir varoluş mücadelesindeymişçesine uyanık kalmalı ve acilen vaziyet almalıdır.

Dünyanın vicdan sahibi milletleri bu şer ittifakına karşı tek yumruk olduğunda, sahte demokrasi yalanları çökecek ve adaletin güneşi yeniden doğacaktır.

Batının; özellikle Amerika ve İsrail’in Afrikayı ve dünyayı talanından, günümüzdeki demokrasi yalanına karşı Türk milleti, Türk vatanında ve dünyada ne kadar güçlü olursa ve de güçlü kalırsa; doğacak olan adalet ve insanlık güneşi o kadar parlak olacaktır, unutmayalım.