AH MÜBAREK AKİF!..
Hele hele biz gazetecilerin bir kat daha!
Bu milletin tarihini yazanları anmamak, onları hayır ile yad etmemek, bu vatana, bu millete yapılacak en büyük ihanet olur..
Aslını inkar eden adam değildir zaten!..
O nedenle dinlerken göğsümüzün kabardığı, gözlerimizin yaşardığı, bu milletin tarihini yazan, bu milletin istiklalinin sembolü olan İstiklal Marşı’mızın yazarı milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy 'un aramızdan ayrılışının ardından 78 yıl geçti.
Kayıtsız kalmak mümkün mü.
Eğer Türk milletinin bir parçası iseniz, İstiklal Marşı okunurken tüylerinizin diken diken olmaması mümkün mü!..
Bazen zora düştüğümüzde, kenetlenmeye ihtiyacımız olduğu anlarda, birlik ve beraberliğimizi test etme açısından adeta imdadımıza o marş yetişmez mi?
Mustafa Kemal, İstiklal Marşı ile ilgili bakın ne diyor..
“İstiklal Marşı’nda, istiklal davamızı anlatması bakımından büyük bir manası olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim bu milletten unutmamasını istediğim mısralar bunlardır.. Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal!”
Sen Türk evladı ol, gel de kayıtsız kal!..
***
“Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince..
Günler şu heyulayı da, er geç silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma..
Sessiz yaşadım, kim beni, nereden bilecektir?”
diyen İstiklal Marşı’mızın şairi, milli şairimiz Mehmet Akif'i rahmetle, İstiklal Marşı’mızın her kıtası ile anmak, eserleriyle, fikirleriyle, örnek hayatıyla bilmek, Türk insanının gönlünde ve dilinde ebedileştiğini göstermek, en azından bu toprakların havasını teneffüs eden bizler için dünya döndükçe, Türk milleti var oldukça bir vefa borcu değil mi?
Akif, bu millet için eşi benzeri bulunmaz bir örnektir..
Ölümünün 78. yıldönümü ne yazık ki ülkenin yoğun 'yalan rüzgarı' gündemi arasında unutulurken, gelin tarihi vesikalarla onu yadedelim.
***
Öyle bir adamdır ki o;
Akif’in vazife için Teşkilât-ı Mahsusa Başkanı Eşref Bey (Kuşçubaşı) ile Arabistan’da Hicaz’a gittiği yıllardır. Hicaz demiryolunun el-Muazzam istasyonunda bulunmaktadırlar. Bu bir çöl istasyonudur ve çölde istasyondan başka hiç bir bina yoktur; ne bir insan, ne hayvan, ne yeşillik, ne de umran...
İstasyon denilen şey de, bir küçük bekleme solonu ve bir memur barınağı.. Bu barınakta da istasyon memurunun ailesi yaşamaktadır.
Fakat ailenin hâli perişandır ve odanın halinden sefalet akmaktadır. Odada oturacak bir ot minderden başka bir şey yoktur; ne iskemle, ne masa, hattâ bir çuval bile...
Ve istasyon memurunun hanımı üç beş gün sonra doğum yapacaktır.
Adamcağız, çaresizlikten “Sizde eski çamaşırlar varsa bari verin de doğacak çocuğu saralım” diye, iki büklüm olarak Akif ve Eşref beylerden medet dilenir.
Akif’in yüzünü derin bir teessür kaplar. Eşref Bey’e bakarak; “Bu kadına yardım elzem. Ortada çok ciddî bir tehlike mevcut. Doğacak çocuğun hayatı tehlikede. Ben trene atlayıp hemen Şam’a gideyim, ne lazımsa alıp getireyim” der.
Eşref Bey şaşkındır, hemen itiraz eder;
“Aman Akif, Şam’a, oradan tekrar buraya en aşağı beş gün, beş gece bir yolculuk yapman lazım. Halbuki aylardan beri çölde yolculuk yapıyoruz. Bu kadar yorgunluktan sonra, henüz bir gece bile dinlenmeden, bu uzun yolculuğu nasıl yaparsın?”
“Yorgunluk mesele değil, ortada bir felâket var. Ah, yoksulluk ne müşkül şeydir, sen bilir misin? Benim ciğerim parçalandı.”
Dertli şair, bir insanın derdine derman olabilmek için maşlahını sırtına atıp besmele çekerek yola koyulur ve hareketinin beşinci günü, birçok malzeme ile çıkagelir. Yorgunluktan, uykusuzluktan perişan vaziyette el-Muazzam’a adımını attığında vazifesini hakkıyla yerine getirmiş bir insanın huzuru ve neşesi yüzünden okunmaktadır.
Eşref Bey, daha sonra bu hadiseyi değerlendirirken şöyle diyecektir:
“Ah mübarek Akif! Şehinşahlara boyun eğmeyen Akif! Sefalette kalan bir kadına yardım için, altmış üç derece sıcaklıktaki çöllerde aylarca dolaştıktan sonra bir gece bile istirahat etmeden beş gün beş gece eşya vagonlarında yattın.”
***
Arkadaşı Mithat Cemal Kuntay’ın anlattığı şu hâtıra da, ‘İnsan’ Mehmet Akif’i, onun vefa ve merhamet hislerini en iyi şekilde anlatması bakımından ibretâmizdir.
Şöyle anlatıyor Mithat Cemal;
“Balkan Harbi başlarken Akif Bey yegane geçim yolu olan resmî memuriyetinden istifa etti. Kirada oturduğu evine bir cuma günü gittim. Beş çocuğundan başka dört çocuğu daha vardı. Bunlar kim?” dedim.
-Çocuklarım, dedi.
-Bir hafta içinde fazladan dört çocuk sahibi olmakta tuhaflık var, dedim. Sonra anlattı.
Baytar mektebindeyken bir arkadaşıyla anlaşmışlar. Kim önce ölürse, ölenin çocuklarına kalan bakacak. Arkadaşı vefat etmiş. Akif Bey de anlaşmalarının gereğini yerine getirmişti.”
Evet. Mehmet Akif’in ‘arkadaşım’ dediği, baytar mektebinde birlikte okudukları İslimyeli Hasan Tahsin Bey’dir. Hasan Bey, Edirne baytar müfettişi bulunduğu bir sırada 1912 yılında vefat edince Akif -her zaman olduğu gibi- sözünde durarak, onca sefalet içinde olmasına rağmen merhumun çocuklarının bakımını üzerine almıştır.
***
Akif’i anlamaya devam edelim..
Hele hele bugünleri görünce bu anı çok ama çok önemli bir örnek olsa gerek.
Okuyalım;
Yıl 1914, umûmî seferberlik zamanıdır. Sebilürreşad yazıhanesinde oturmuş bir arkadaşı ile evden getirdiği kuru fasulyeyi yemekte olan Akif’e, İttihat ve Terakki iktidarının Dahiliye Nezareti’nden bir vazifeli gelir ve; “Nâzırın selam ettiğini ve yazılarında o kadar ileri gitmemesini rica ettiğini” söyler.
Sen misin onu söyleyen! Akif pür hiddet yerinden fırlar ve şöyle haykırır:
“Nazırına söyle, kendilerini düzeltsinler! Bu gidiş devam ettikçe bizi susturamazlar. Ben fasulye aşı yemeye razı olduktan sonra kimseden korkmam.”
Bu cevabın verildiği günler, seferberliğin olduğu ve herkesin karnını doyurmakta güçlük çektiği günlerdir ve İttihat ve Terakki erkânı tarafından Büyükada’da verilen ziyafetlere, hücumbotla İstanbul’dan dondurma getirildiği zamanlardır.
Evet, Akif hakikati ifade etmekten çekinmeyen, dosdoğru bir insandır. Bu özelliğini:
“Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek: Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!” şeklinde dile getirir.
***
Akif’in bu duruşu ders gibidir..
Evet sevgili okurlar işte o muhteşem dünya var oldukça hafızalardan, kalplerden silinmeyecek İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy sadece bir şair değildi...
Her yönü ile bu millete milli bir örnekti
Ne diyor koca Akif;
“Sahipsiz olan bir vatanın batması haktır; Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır!”
Akif'in şu sözünü ise bu millet hiçbir zaman unutmamalıdır..
“Allah bize bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın..”