AKILLI SEÇMENİN PARTİSİ OLMAZ

“Yanlışlar ve doğrular karşısında, kim ki yanlışı söylendiğinde ağzı burnu eğriliyorsa, onun kalbi de vicdanı da eğridir.”

Bazıları bana, “Senin dostun olmaz, böyle yalnız kalırsın; yöneticiler bu yüzden senin işini yapmaz,” diyorlar. Eğer meseleyi şahsi menfaatlerimin ölçeğine göre değerlendiriyorsam haklılar, yapmasınlar. Aksine, eğer evrensel doğrulara göre değerlendiriyorsam ve sırf bu yüzden işimi yapmıyorlarsa, çok şükür ki benim onlardan farkım ortaya çıkıyor. Kul incinmiş hiç önemli değil, “Hakk incinmesin yeter…” Beni kul yalnız bırakmış çok önemli değil, yeter ki Hakk yalnız bırakmasın… Zaten böyle davrandığım için bana küsen, kırılan varsa, demek ondan da dost olmazmış. Ama onlar da kendilerini turnusol kâğıdı gibi açık ettiklerinin farkında değiller.

Ben, böyle davrandığım için bana küsen varsa demek ondan dost olmaz…

Elbette mükemmel insan yoktur; daha iyisi, en iyisi veya vardır… Yani kimse dört dörtlük değildir. Ama “insan”, her zaman yanlışlarını azaltmaya, doğrularını artırmaya yönelik çaba gösterir. Eğer bunu yapamıyorsa, o zaman sadece insana “benziyor” demektir. İşte benim çabam da budur; yönüm, istikametim çok şükür o yönedir.

Birinin yanlışını söylediğinizde; üzülüp kendini hesaba çekmek, bu yanlışını sorgulamak yerine, hemen sizi sorguluyor ve “Sen bunu niye söyledin?” dercesine, sizi hemen hesaba çekiyor. Sonra, eğer karşınızdaki siyasi bir rakipse buna hemen seviniyor ve o an sizi gözünde çok değerli bir yere koyuyor. Bir süre sonra da o, sizi güzel yere koyanın yanlışını söylediğinizde ise bu kez o sizi hemen oradan indiriyor. Yani kimin yanlışını söylerseniz söyleyin, o sizi sevmiyor, ağzı burnu eğrilip size cephe alıyor. Hani dürüsttük!?

Arkadaş;

1. Eğer inanıyorsanız, mü-min’in vasıfları ile münafığın vasıfları “insanlığın anayasası” olan inandığın kitapta bellidir. Bu ölçüyü ben koymadım ki... Benim de pusulam, ölçeğim o… Şimdi siz mü-min misiniz, münafık mı, kendinize bir sorun.

2. “Akıllı seçmenin partisi olmaz; onun evrensel doğruları ve yanlışları olur.” Yani akıllı seçmenin namusu, vicdanı, karşı tarafa saygısı olur; vatanına, bayrağına, kutsallarına sadık olur. Kendine ve çevresine saygısı, itibarı olur; onları korumak onun asli görevidir. Sözünün bir değeri olur… Yanlışı duyduğunda hemen kendini hesaba çeker. O yanlışını söyleyene kızmak, küsmek bir yana; bilakis onu sever ve ona teşekkür eder…

Demem o ki; iktidarın yanlışını söylediğimde iktidar yanlılarının ağzı burnu eğriliyor, muhalefettekiler seviniyor. Muhalefetin yanlışını söyleyip iktidarın doğrularını dile getirdiğimde ise bu kez de muhalefetin ağzı burnu eğriliyor… Ya kardeşim, bu nedir?

Eğer Müslüman iseniz, bu durum o inandığınız kitaptaki ölçülere uyuyor mu, bir bakın bakalım! İnanmıyorsanız –ki herkesin bu özgürlüğü vardır– o zaman “insan” olma vasfına sığar mı? Senin itibarına, vicdanına sığar mı? İkiyüzlülük, sahtekârlık olmaz mı?

Bir Türk düşünürü der ki: “Siz ki eğer, sevdiğiniz insanın karşısında ayna gibi olamıyor, sevmediğiniz karşısında ise adil olamıyorsanız, dürüst biri değilsinizdir.”

Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:

– Hocam, bir öküz diğer bir öküzü vurup öldürürse ne gerekir?

Hoca cevap vermiş:

– Ne gerekecek canım, öküzdür bu, olur…

Sonra demişler ki:

– Hocam, o zaman bizim öküz sizin öküzü vurdu, öldürdü.

Hoca hemen atılmış:

– Ooo, şimdi iş değişti!

– Ama hocam, biraz önce öyle dememiştin?

Hoca: – Ama ölen benim öküzdür, şimdi kitaba bakmak gerekir!