ALKIŞIN ADRESİ NEDEN HEP YANLIŞ?

Bir tarafta Avrupa'nın, dünyanın en güçlü voleybol ülkelerini birer birer deviren, bayrağımızı zirveye taşıyan, sessiz sedasız tarih yazan Cumhuriyet kadınları...

Diğer tarafta ise yıllardır bütün imkânların seferber edildiği, milyonlarca avronun harcandığı, her başarısızlığın ardından yeni bir umut hikâyesi yazılan futbol düzeni...

İşte Türkiye'nin spor aynasında gördüğümüz manzara tam da budur.

Filenin Sultanları, Avrupa'nın ve dünyanın devlerine diz çöktürürken ne özel uçak talepleri vardı ne de günlerce süren gösterişli organizasyonlar. Tarifeli uçaklarla seyahat ettiler, mütevazı salonlarda çalıştılar, alın terleriyle mücadele ettiler. Karşılığında ise çoğu zaman hak ettikleri ilgiyi, itibarı ve desteği göremediler.

Buna rağmen yılmadılar.

Çünkü onlar şöhret için değil, Ay-Yıldızlı bayrak için mücadele ediyorlardı.

Bugün dünya voleybolunda Türkiye denildiğinde herkes saygıyla ayağa kalkıyor. Rakipler maç öncesinde Türkiye'yi analiz ediyor, Türkiye'ye karşı özel hazırlık yapıyor. Çünkü Türk voleybolu artık bir tesadüf değil, bir ekol haline geldi.

Peki ya futbol?

Yıllardır milyarlarca liranın döndüğü, bütün ülkenin gündemini meşgul eden, en büyük desteği alan futbolumuz bugün hangi noktada?

Dünya Kupası'na katılmayı bile büyük başarı gibi konuştuğumuz dönemler yaşıyoruz. Avrupa'nın ve dünyanın zirvesinden her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz. Bazı ülkeler futbola dün başlamışken biz bugün o ülkeleri yenmeyi değil, onlara karşı nasıl ayakta kalacağımızı konuşuyoruz.

Daha acısı ise sadece sahada değil, futbolun yönetiminde de geriye düşüyoruz.

Bir zamanlar dünyanın sayılı hakemlerini çıkaran Türkiye, bugün uluslararası organizasyonlarda örnek gösterilen hakemler yetiştirmekte zorlanıyor. Dünya futbolunun karar mekanizmalarında ağırlığımız hissedilmiyor.

Ortada önemli bir soru var:

Başarıyı gerçekten ödüllendiriyor muyuz?

Yoksa alışkanlıklarımızı mı ödüllendiriyoruz?

Eğer başarı ölçümüz emek, disiplin, istikrar ve sonuç ise dönüp Filenin Sultanları'na bakmak yeterlidir.

Onlar sessizce çalıştı, sonuç üretti ve zirveye çıktı.

Belki de artık Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, çok konuşanları değil çok başaranları alkışlamaktır.

Çünkü sporun en büyük reklamı, yapılan törenler değil kazanılan başarılardır.

Ve bazı başarılar vardır ki yalnızca kupa kazandırmaz; bir millete özgüven de kazandırır.

Cumhuriyet kadınlarının yaptığı tam olarak budur.