*AMERİKA DUVARA MI TOSLADI?*

Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’da ve dünyada ki geleneksel "yenilmezlik" imajı, İran ile yaşanan gerilimde ciddi bir testten geçiyor. İddialı bir girişin ardından gelen bu "ayak sürtme" halini sadece askeri güçle değil, çok katmanlı bir jeopolitik denklemle okumak gerekir.

İran ne Irak’a ne de Afganistan’a benzer. Dağlık ve zorlu coğrafyası, geniş yüzölçümü ve “Devrim Muhafızlarının” on yıllardır hazırlandığı asimetrik harp stratejisi, bir kara savaşını ABD için "bataklık" haline getirme potansiyeline sahip.

ABD, teknolojik üstünlüğünün şehir savaşlarında ve gerilla taktiklerinde eridiğini Vietnam’dan bu yana çok iyi biliyor. İran’ın bölgeye yayılmış ve "Direniş Ekseni" olarak adlandırılan vekil güçleri (Hizbullah, Husiler, Şii milisler), savaşı tek bir cepheden çıkarıp tüm bölgeye yayma kapasitesine sahip.

Washington için en büyük korku, Ortadoğu’da yeni bir "sonsuz savaşa" saplanıp kalırken, asıl rakipleri olan Çin ve Rusya’ya” karşı olan açmazıdır.

Rusya; ABD’nin tüm enerjisini ve mühimmatını İran’a harcaması, Ukrayna ve Doğu Avrupa’daki Rus etkisinin kırılmasını imkansız hale getirebilir.

Çin; ABD’nin Körfez’e hapsolması, Pekin’in Tayvan ve Güney Çin Denizi’nde hamle yapması için altın bir fırsattır.

ABD, gücünün yarısını buraya yığsa bile, bu gücü kullanmanın "fırsat maliyetinin" küresel hegemonyasını bitirebileceğinden endişe ediyor.

Amerikan askeri teknolojisi (uçak gemileri, hava savunma sistemleri vb.) pazarın en iyisi olarak kabul edilir. Ancak İran’ın ucuz ve etkili kamikaze İHA’ları ve balistik füzeleriyle bu sistemlerin delinmesi, “Amerikan korumasının" bir illüzyon olduğunu dünyaya göstermiştir. Bu sadece askeri bir yenilgi değil, aynı zamanda milyarlarca dolarlık silah ihracatı pazarının ve diplomatik nüfuzun da çökmesi demektir.

Yıllarca ABD’ye güvenerek milyar dolarlar harcayan Körfez ülkeleri, kendi topraklarına düşen füzeler karşısında ABD’nin "caydırıcı" olamadığını gördüler. Bu durum, bölge ülkelerini Çin ve Rusya ile yeni güvenlik mimarileri aramaya itiyor. ABD’nin alttan almasının bir nedeni de, müttefiklerini tamamen kaybetmeden süreci diplomatik bir "zafermiş gibi" pazarlama çabasıdır.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi, küresel petrol fiyatlarının kontrolden çıkması anlamına gelir. Zaten enflasyonla boğuşan bir dünya ekonomisinde, enerji arzının kesilmesi ABD iç siyasetinde de büyük bir yıkıma (seçim kayıplarına) yol açabilir. ABD’te yaklaşan seçimler bu gelişmelerden sonra Trump’un uykularını kaçırmaktadır.

ABD, İran’ı askeri olarak vurabilecek kapasiteye sahip olsa da, “bu darbenin getireceği jeopolitik, ekonomik ve güvenilir olma maliyetini” karşılamaya hazır değil.

İsrail’in bölgesel öncelikleri ile ABD’nin küresel öncelikleri her zaman örtüşmüyor.

Amerika, "duvara toslamak" yerine, hegemonik prestijini masada kurtarmaya çalışıyor.

Bu açıdan ABD’nin sın yaklaşımlarında görülen "Ayak sürtmek eğilimi” aslında bir güç gösterisinden ziyade, kontrol edilemeyen bir bölgesel yangından kaçınma refleksi olarak okunmalıdır.

Dünya diken üzerinde, bekleyip göreceğiz.