Türkiye son derece önemli bir sürece girdi. Bir tarafta çözüm süreci, bir tarafta yaklaşan yerel seçimler, bir tarafta yeni Anayasa hazırlığı, bir tarafta başkanlık sistemine geçiş için yol arayışı ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ile iki yıl sonra da gelecek genel seçimler!
Olağanüstü bir üç yıl bizi bekliyor!..
İktidarı, muhalefeti, STÖ’leri, emniyeti ile Gezi Parkı eylemlerinin ülkemizde yarattığı yüksek gerilimin fay hatlarının hala ortada olması..
Ve önemlisi çevremizde, özellikle Ortadoğu’da bitmeyen yangın!..
Hal böyle iken de özellikle Türkiye’de iktidarın yol haritasındaki her adım, çok ama çok önemli bir değer taşıyor. Çünkü mayın döşeli yollardan geçmemek mümkün değil!
Şunun adını bir kez daha koymak lazım!
Özellikle son süreçte yaşananlara da baktığınız zaman, AK Parti’yi ayakta tutan o güçlü iradenin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iradesinden başka hiçbir şey olmadığı apaçık ortaya çıkmıştır!.
Açık ve net olarak görülen bir gerçek var ki o da Başbakan Erdoğan sadece muhalefete karşı o güçlü iradesini ortaya koymamış, son dönemde özellikle parti tüzüğünün 3 dönem barajına takılıp iki yıl sonra artık milletvekili seçilemeyerek TBMM dışı kalanların, ihtiras planlarına karşı da bir irade koyduğu düşüncesindeyim!.
Çünkü geride bıraktığımız haziran ayında kimin ne yaptığı, kimin ne konuştuğu bunu belgelemiştir!
Zayıf halkalar ortaya çıkmıştır!
Gezi Parkı olayları sırasında Başbakan’ın yurt dışından gece yarısı gelip Atatürk Havalimanı’nda yaptığı o coşkulu miting, aldığı enerji sadece muhalefet açısından değil, parti içindeki o yalpalamaya çalışanlara karşı da bir kırılma noktası olmuştur!..
Bunu, o an o tarihi otobüsün üzerinde bulunan Bakan Erdoğan Bayraktar’da iyi gördü.
O arabesk söz var ya ‘Yıkılmadım dimdik ayaktayım’ mesajı gibi olmuştur!..
Yani 10 yılı aşkın süren AK Parti iktidarları döneminin en kritik süreci AK Parti adına sadece ve sadece Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın partisine değil, halka güvenerek koyduğu kısasa kısas hamlesi ve güçlü iradesi ile aşılabilmiştir.
O nedenle AK Parti demenin Recep Tayyip Erdoğan demek olduğu son süreçte bir kez daha belgelenmiştir. Çünkü sokak bunu göstermiştir!
Gerisi hikaye gibidir!..
***
Her güçlü iktidarların kendi içinde ‘LİLER’ gibi ‘CİLER’ yetiştirdiği gibi AK Parti’de bunu yetiştirmiştir. Bir tarafta ‘DAVAMA VE LİDERİME SADAKAT ŞEREFİMDİR’ diyerek davalarına, liderlerine sadakattan asla ödün vermeyen AK PARTİLİLERİN olduğu gibi diğer tarafta kapalı kapılar ardında ‘ÖNCE BEN SONRA PARTİ’ diyen, bugün güç nerede ise onun peşinde koşarak kendini büyütmeye çalışan ama yarın en küçük dalgalanmada nerede olacakları meçhul olan AK PARTİCİLER daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadırlar!
Gezi Parkı eylemleri sırasında yaşanan gelişmeler, partisi de dahil Başbakan’a aslında çok şey anlatmıştır!
O nedenle bugün AK Parti’nin en büyük sorununun ‘AK Particiler’ olduğunu söylemek hiç de zor değildir. Çünkü bu ‘CİLER’ sendromunu Türk Siyasi tarihine baktığınız zaman bütün siyasi eğilimleri kendi içinde barındıran partiler hep yaşamıştır!..
Özellikle Merkez sağ partiler bu yönde yolgeçen hanı olmuştur. AK Parti’nin de muhafazakar tavan ve taban ile birlikte merkez sağı içinde barındırması ‘Malümün ilanı’ gibi bugün deşifre halindedir!
Tıpkı Özal’ın ANAP’ta yaptığı gibi AK Parti içinde her türlü görüşü bir potada eritmeye çalışan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 10 yılı aşkın iktidarda olan partisini hiçbir gün kırılma ve kopma olmadan ayakta tutmasının tek nedeni halkın girdiği her seçimden kendisini güçlendirerek çıkarması olmuştur.
Yani AK Parti’de Başbakan’ı güçlü kılan irade bence ne teşkilatı ne milletvekilleri profili değil, halkın kendisine verdiği güçtür. O güçle gerektiğinde meydan okumaktadır.
O destek sadece muhalefeti değil AK Parti içindeki bazı kesimi de inanılmaz derecede şaşırtmaya devam etmektedir. Önümüzdeki süreç AK Parti’de özellikle parti tüzüğü gereği 3. dönem sonrası milletvekili olamayacak çok sayıda bakan, milletvekili ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki bir gizli etki-tepki mücadelesine de dönecektir. Ama Başbakan’ın elindeki silah belirttiğim gibi yine halk olacaktır.
Çünkü bir tarafta tüzük değişikliğinden asla geri atmak istemeyen, başkanlık sisteminin yolunu açmak isteyen bir genel başkan, bir Başbakan gerçeği ortada dururken, diğer tarafta adeta ömür boyu milletvekili ve bakanlık yapmak isteyen ‘Benciler’in sessiz mücadelesi çok yakında sesli bir şekilde devreye girecektir.
İşte o bencilerin terk korkuları Başbakan Erdoğan’ın arkasında duran halk desteği! AK Parti seçmeninin bugün Recep Tayyip Erdoğan’sız bir AK Parti düşünmesi imkansızdır. AK Parti o nedenle lider eksenli bir partidir. Bu da çok doğaldır
***
O nedenle de Başbakan Çankaya’ya çıkma planı yaparken Demirel ve Özal’ın partilerini kaderleri ile baş başa bırakıp, çöküşe zemin hazırladıkları hatasını ders olarak görerek daha güçlü bir irade ile bütün yetkilerin yine kendisinde buluştuğu bir sistemle yani başkanlık sistemi ile çıkmayı planlıyor!
Çünkü bugünkü Cumhurbaşkanı’nın sahip olduğu yetki profili ile Başbakan Erdoğan orada yapamayacağını çok iyi biliyor.
Uzun lafın kısası..
Gezi Parkı eylemleri sadece Gezi Parkı değildir.
Çok ama çok farklı boyutlarda çok şeydir!
Mesaj verilmek istenmiştir!..
Ama ‘Aradığınız kişiye ulaşılamamaktadır’ notu ile kalınmıştır!
Mesaj vermek isteyenlere karşı telesekreterdeki ses halktır...
Aranılan kişi de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır!