Geniş siyasi çözümlemelere girmeden çıplak, sırıtan gerçekten söz etmek zorunlu oldu artık. Ülkemizde her alanda yaşanan çelişkiler ve bunlara bağlı gelişmeler hızlı tanıyı ve buna uygun adımı gerektiriyor. Yoğun sorunların ve gündemin kendisi yerine artçı etkilerine saplanıp kalmak kaçan trenin ardından vahlanmaya, söylenmeye yol açar ancak. Artık ardından koşmanın siyaset olamayacağı anlaşılmalı.
Yurtta ve dünyada büyük temel çelişmeleri görmemek/görememek, tali/ikincil konu ve sorunlarla uğraşmak siyaset sanılıyor. Kendi küçük dünyalarında cebelleşen kişiler ve siyasi anlayışlar ne denli yüksek perdeden ve ne denli yoğun ideolojik söylemler kullanırlarsa kullansınlar hüsran kaçınılmaz olacaktır.
Geçmişten ders çıkarmak, deneyim denilen yaşanmışlıklar başka nasıl açıklanabilir? Olgu ve olayların seyri, hızı, iç ve dış politik kavrayışı acilleştiriyor. Bir yandan Cumhuriyetle hesaplaşan bir anlayış iktidarını muktedirlikle taçlandırmak istemekte. Bunun için başta eğitim olmak üzere Cumhuriyetin temel kazanımlarını, kurumlarını, kültürünü, etiğini, olmazsa olmaz ilkelerini pervasızca yıpratıp yok etmekte.
Yanında görmediği, sosyal ve siyasal gerçeklik olarak yanında olması olası olmayan kişileri, partileri ve örgütlenmeleri Anayasal haklarına karşın derdest yöntemiyle, uzun süreceği belli olan dava ve soruşturmalarla toplumsal muhalefeti dizginleyip manipüle yöntemiyle kendi “kutsal” nizamını adım adım tesis etmekte. Öte yandan buna koşut olarak Batı desteğini sürdürmek için ödün üstüne ödün vererek ülkenin yarınlarına ipotek konmasına yol açmakta.
Ülkemizde yapılan son NATO toplantısıyla alınan açık ya da henüz bilmediğimiz gizli sözlerle/anlaşmalarla varılan “mutabakat”, gülücüklerin ve “aile fotoğrafları” nın arkasına saklanamayacak denli gizli ajandaları barındırdığını söylemek bir “kehanet” olmasa gerek. Çünkü ABD/NATO ve genel anlamda Emperyalizmin doğası/varlığı/yaşamı bunu gerektirir. Dahası yakın geçmişte yaşanan ABD destekli İsrail’in Filistin/Gazze saldırıları ve on binlerce katledilen masum çocuk ve siviller. Sonra Suriye harekâtı ve şimdi İran’a dalga dalga saldırı; bir yandan “barış” görüşmeleri aynı anda saldırı. Yetmezcesine utanmaz bir yüzsüzlükle bizim ülkemizde bulunduğu sırada verdiği emirle İran’ı Ankara’dan bombalattıran cani, aşağılık yaratık ABD başkanı Trump; arkasından da “aile fotoğrafı” öyle mi sahte gülücük sahipleri!
(……..)
İran ve Rusya başta olmak üzere NATO bağlamında “ileri karakol” görevine açık kapı bırakmakla çok daha tehlikeli bir çizgiye yönelim kendini göstermekte. Buna bağlı “düşman” cephesi İran’dan Rusya’ya, Filistin’den Çin’e uzanan bir genişlikte biçimlendirilmek istenmekte. Ülkemize giydirilmek istenen giysi, Kurtuluş Savaşı ile elde edilmiş, cumhuriyetle taçlandırılmış kazanım ve devrimlerin tersyüz edilmesinin yanında “Yurtta Barış, Dünyada Barış” şiarına, Atatürk’ün, “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” özlü sözüne tamamen karşı olup “Demokratik Türkiye” özlemine de açıkça engel olma anlayışıdır.
İktidarın ve bileşenlerinin aymazlık denilebilecek bu siyasetine cepheden karşı çıkan bir anlayışla konumlanmak tarihsel bir zorunluluktur. Konumlanışın siyasi/ideolojik düzlemi başta Kemalist ve Sosyalistler olmak üzere en geniş anlamıyla Cumhuriyetçi ve onun ilkelerine bağlı partilerin/örgütlenmelerin birlikteliğiyle olmalı. Hala savruk olsalar da ne denli yok edilmeye çalışılsalar da Anadolu’da büyük bir Cumhuriyetçi, bağımsızlıkçı, halkçı ve devrimci bir damar bulunmakta. Yeter ki o damarı besleyen/besleyecek olan küçüklü büyüklü kılcalların, “ben merkezci”, “sekter” / “kendinden menkul” tavır ve her tür tutarsızlıklardan uzak durmayı bir an önce becersinler!
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliğini değiştirmek, biçimsel bir cumhuriyetle saltanat sevdalılarının egemenliklerini sonsuzlaştırmak/ebedileştirmek… Kurtuluş Savaşı’nın adını ve varlığını, sosyolojik dayanağını tartışmaya açmak Cumhuriyetin, bağımsızlığın, kamuculuğun, laikliğin, devrimciliğin reddiyle kalmayıp Cumhuriyete savaş açmanın ve de açılmış savaşın açık söylemi/bildirimi anlamına gelir ki bu da ap açık bir ikrardır, itiraftır! Devrim yasalarına ve hukukuna göre de suçtur!
Böylesine ciddi bir yol ayrımını, daha özcesi büyük bir karşıdevrim hamlesini göremeyen siyasi anlayışlar havanda su dövmenin ötesine geçemezler. Kendi iç dünyalarında enerjilerini tüketerek yok olur giderler.
-Yarınlar Güzel Olacak-