ASIRLARI AŞAN ADAM..


Lider insan; kargaşa, bunalım, huzursuzluk veya umutsuzluğun olduğu dönemlerde ortaya çıkar.
Lider, imkansızlıklar içinden imkan yaratılmasına vesile olan insandır.
Kriz dönemlerinde mevcut statüyü veya yapıyı korumak değil, yeni çözümlere ihtiyaç vardır.
Yöneticilik, liderlik değildir. Yönetici, belirli kurallar içinde uygulanması gereken çalışmaları düzenler ve yönetir.
Yöneticiyi de yöneten vardır. Şartları uygun olan her insan, eğitimle yönetici olabilir. Ancak eğitim ve öğretimle “Lider” olunmaz.
Liderlik, Allah vergisidir.
Türk milletinin dünya sahnesinde yeniden varoluşunun mimarı, yıkılan, dağılan bir büyük imparatorluğun ardından küllerinden yeniden doğan bir büyük ulusu, bir büyük milleti inşa eden 'YIKILMADIK DİMDİK AYAKTAYIZ' diye haykıran Mustafa Kemal Atatürk'tür.
İşte bugün o büyük liderin, o büyük önderin aramızdan ayrılışının.. 76. yıldönümü..
Fransız basınının attığı şu başlık ise Mustafa Kemal'i en iyi anlatan sözdü..
‘ASIRLARI AŞAN ADAM..’
Türk milleti, kendi makus talihini tersine döndürmeye başlayarak, esaret altında varolunamayacağını ve kutsal vatan topraklarımızın ilelebet işgal edilemeyeceğini tüm dünyaya haykırtan  Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili  anıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu anıyı 'Belki de ilk defa okuyacaksınız' diye ilk kaleme alan ünlü yazar Zülfü Livaneli olmuştu.
Bu anı 1919 yılında Samsun’da telgraf memur yardımcısı olan Ahmet Remzi (Coşkuner) Bey’e ait. Gelin Ahmet Remzi Coşkuner’i dinleyelim..

***
Askerlik görevimi yaparken eğitimim olması nedeniyle telgrafhanede görev verilmişti.
1918 yılı sonlarında Mondros Mütarekesi ile 1919 başlarında birliğimiz salıverildi.
Fransız işgali altında olması sebebiyle memleketim Antakya’ya gidemedim. Arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine Samsun’a gittim. Telgrafhaneye başvurarak maniple denilen aleti ve Mors alfabesi bildiğimi ve askerlik sırasında telgrafhanede çalıştığımı söyleyince, kadro olmadığı halde ihtiyaç nedeniyle beni görevlendirdiler.
Akşamları kahvehanede toplandığımız ve umutsuzluk içinde vatanımızın elden gittiğini düşündüğümüz 1919 Mayıs’ında Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a geldiğini duyduk. Halkın çoğunluğu “Mustafa Kemal Paşa da diğer gelip gidenler gibi fes kapmaya gelmiş biridir” görüşündeydi.
O zamanlar fes kapma deyimi, “Memleketi düşünmeden bir mevki elde etmeye çalışmak” anlamında kullanılıyordu.
Samsun telgrafhanesinde nöbetçi olduğum bir gece hava yağmurlu ve elektrik yüklü idi. O zamanlar paratoner sistemi olmadığı için telleri toprağa vermiştim.
Kapı nöbetçisi koşarak geldi ve “Paşa geliyor!” dedi.
Mustafa Kemal Paşa ciddi ve güven veren bakışlarıyla çalışma odamıza girdi.
Ayağa kalktım.
“Buyurun Paşam!” dedim.
“Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor!” dedi.
“Hava elektrikli. Telleri toprağa verdik. Sizi görüştüremem” cevabını verdim.
Sonra şu konuşma geçti aramızda:
“Bu konu vatanın kurtuluşu ile ilgilidir. Muhakkak görüşeceğim. Bir elini makineye koy, diğerini ben tutacağım; yıldırım çarparsa seni de çarpar beni de!”
“Ama Paşam!”
“Ya ölürüz ya vatan kurtulur!”
Ceketinin cebindeki ipek mendili çıkarıp maniplenin üstüne koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka çare kalmamıştı.
Elimi bırakması için yaptığım ısrarlara aldırmadı ve elimi bırakmadı. Önce Havza’yı aradım. Derhal cevap geldi. Nöbetçi memur, Kemal Paşa’nın adamlarının emir beklediklerini söyledi.
Paşa şifreli bir not verdi.
Yazdım.
Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı, alelacele bir şeyler yazdı. Onu da Havza’ya ilettim.
Sonra Amasya ile de şifreli bir görüşme yaptı.
Sonra elini sırtıma koydu ve “Oh, çok şükür vatan kurtuldu!” dedi ve maiyeti ile birlikte gitti.
Birden aptallaşmıştım, ter içinde kalmıştım. Oturduğum yerden uzun süre kalkamadım.
Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyuyordu. Fes kapmaya gelmiş birisi olamazdı. O bir vatanperverdi. Atatürk’e olan hayranlığım böyle yağmurlu bir gecede başlamıştır.

***
Sevgili okurlar İşte Mustafa Kemal  Atatürk bu..
Onu özlemle, minnetle, şükranla, saygı ve rahmet ile anmak her Türk evladının başlıca görevidir..
Ne diyordu..
'Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak.. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.'
Onunla ilgili ABD eski başkanlarından Franklin Roosevelt'in şu sözleri çok şey anlatır..
‘Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır. Sovyet Rusya Hariciye Nazırı Litvinof ile görüşürken kendisine onun fikrince bütün Avrupa'nın en kıymetli ve en ziyade dikkate değer devlet adamının kim olduğunu sordum. Bana Avrupa'nın en kıymetli devlet adamının Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi.’
Fransız edibi Claude Farrer'in şu sözleri ise bizlere önemli mesaj gibiydi;
‘O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, O'na çok uzaklardan bakmak gerekir.’