Atatürk milli mücadeleyi tamamlayıp, ülkenin yönetim şeklini belirledikten sonra Cumhurbaşkanı olmuş ve sitem dolu günlerine başlamıştı.
“Beni buraya hapsettiler.” derdi hep en yakın çalışanlarına.
Çalışanlar dediğime bakmayın aslında Atatürk’ün en yakın korumalarıydı onlar. “Çocuklarım” dediği ekip berber Mehmet, kütüphaneci Nuri, uşak Cemal, şoför İbrahim ve çocukluk arkadaşı Nuri Conker’di.
Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde ki tüm fotoğraflara bakın, paşanın bir adım gerisinde bu isimlerden birini muhakkak görürsünüz.
Halkın arasına karışmak paşanın onun en büyük zevkiydi.
Koruma polislerini kendisinden uzak tutardı hep.
“Beni halkım korur.” cümlesini dilinden düşürmezdi.
En çok kızdığı konu riyakârlıktı ve asla müsaade etmezdi.
Devlette aksayan yönleri belirlediğinde muhakkak müdahale eder, duygusallığa asla yer vermezdi.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni çok severdi ama halkın sesinden hep haberdar olurdu. O, yakın korumalarını bile halkın içinden seçmiş bir liderdi.
Cumhuriyet Halk Partisi de Mustafa Kemal’in evladıydı.
100. YIL
100 yıl geçti aradan ve hafta sonu CHP’de iç seçimleri izledik.
Kongreyi canlı takip edenlerdendim ve hangi CHP diye kendime sormadan edemedim!
Kongre kürsüsünden konuşmalar oldu.
Eleştirenler, övenler, dövenler, ses yükseltenler, havadan sudan bahsedenler iktidar olmaktan yine çok az söz etti.
Mesela, Trabzon Gençlik Kolları Başkanı, “Benim örgütüm.” diye bir cümle kullandı ki; parti içi bireysel mücadelelerin, iktidar mücadelesinin önüne geçtiğini gösterdi.
Aynı başkanın gençlik örgütüne baktığınız da ise aydınlık yüzlü gençleri rahatlıkla görebilirdiniz.
Tezattın bu büyüklüğü, genç beyinlerin Atatürk ilke ve inkılaplarından ne kadar uzaklaşıldığının açık göstergesi.
Gençliğin bu uzaklaşmasını ben parti içi iktidar kavgalarına bağlıyorum.
Genç beyinleri karar alma mekanizmalarından bu kadar uzak tutup, gençliği sadece bir slogan haline getiren delege simsarlığının eseri olarak görüyorum. Bunu sadece yerel örgütlere değil delege simsarlarının başını çeken ve halktan uzaklaşan genel merkez politbürosunu bağlıyorum.
KİM KAZANDI?
CHP Trabzon İl Başkanlığı’nı Ortahisar ve batı ilçeleri bloğu oyunu elinde tutan Mustafa Bak, hatırı sayılır bir farkla ipi göğüsledi.
Uzun yıllardan beri Trabzon CHP delegesini algı ile yönlendiren, kişisel hırsların zirvede olduğu grubu alt etti.
Bu iyi bir gelişme olsa da, Mustafa Bak’ın bundan sonra izleyeceği politika çok önemli.
Sessizce oturup milletvekilliği sıralamasının kendisine geleceğini mi bekleyecek, yoksa kent sorunlarıyla yakından ilgilenip sokaklarda il başkanı olarak kendisi ve ekibini mi gösterecek?
Gençlik ve Kadın teşkilatında ne gibi yeniliklere kapı açıp onları yönetim mekanizmasına ortak edecek?
Üye kaybını durdurup yükselişe nasıl geçecek?
Ve en önemlisi yerel yönetimler için nasıl bir hazırlık yapıp çalışma başlatacak?
PARANTEZ
Kongre konuşmalarında mevcut Milletvekili Sibel Suiçmez de gergin bir konuşma gerçekleştirdi.
Değişimden bahsederken, “Tepeden tırnağa değil, tırnaktan tepeye değişim.” cümlesi bence önemliydi.
İl Başkanlığı seçim dönemi boyunca konuşmadığını ancak yakın zamanda konuşacağını dile getirdi.
Özellikle Ekrem İmamoğlu vurgusu salonda alkış aldı.
Ekrem İmamoğlu’nu ailevi bağları dışında değerlendiren vekil, “Kimse İmamoğlu’nun Trabzon şubesi olarak davranmasın.” derken, eski milletvekili Ahmet Kaya’ya gönderme yaptı.
İl ve İlçelerle verimli çalışarak yerel seçimlerde başarı kazanılması gerektiğini dile getirdi.
SONUÇ
Şahsi fikrimdir ki; Cumhuriyet Halk Partisi’ni Trabzon’da dibe çeken ve parti içi iletişimi kesen bir grup kaybetti.
Önemli bir aday olan ancak kaybeden Oktay Söğüt Trabzon siyasetinde varlığını hissettirdi.
Mustafa Bak ve ekibi kazandı ancak delege simsarı grup yeni stratejilerden uzak durmayacak ve çalışmalarını sürdürecektir.
Şimdilik Mustafa Bak ve ekibine başarılar ve kolaylıklar dilerim.