ATATÜRK'Ü RÜYAMDA GÖRDÜM..



Gazeteden evime günün yorgunluğuyla döndüm. Çocuklar yatmıştı. Kirpiklerine ağırlık çöke çöke zili çalmamı bekleyen hanımım açtı kapıyı. Ayaküstü bir iki kelam ettik. 'Bir şeyler hazırlayayım, açsındır' diyen kadirbilir cümlelere teşekkür edip yatağıma attım kendimi. Hemen uyumuşum. Gecenin bey vaktinde nefes nefese uyandım. Rüya aleminin sarsıcı etkisinden kurtulmak için kalkıp bir bardak su içtim. Rüyamda Atatürk'ü görmüştüm. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın 10. katında nöbet tutarken Anıttepe'nin ışıklı silüetinin giriş kapısından "Ey nöbetçi!" diye Gazi'nin bana seslendiğini işittim. İrkildim, esas duruş gösterip gülen mavi gözleriyle bir anda Atatürk yanıbaşımda belirdi. "Artvinli!, nöbetimi tutan nöbetçileri atlatıp seni teftişe geldim." Karşımda Atatürk'ü görmenin anlatılmaz şaşkınlığıyla tekmil verdim. "245. dönem çavuşlarından Artvinli Turgut Okutur, emret komutanım!"

Atatürk güldü. Gülücüklerin arkasında kızgınlığını belli eden alnındaki çizgiler sayılacak kadar belirginleşmişti. Anlattı..
"Beni ziyarete binlerce kişi gelir. Kimisinin gelişi makamımı ferahlatır. Işıkla dolar mekanım. Fener ismiyle beraber aydınlık getirmesi gerekenler yanıma, zift gibi siyah duygularla, karanlık örtülerine bürünüp huzuruma gelmeye karar vermişler. Artvinli nöbetçi Turgut, buna izin verme!"

"Emredersiniz komutanım!" deyip uyandım. Heyecandan nefesim kesilmiş, hayretim tavan yapmış bir ruh haletiyle şaşkın şaşkın sağıma soluma baktım. Rüya gördüğümü anladım. Kakltım, bir bardak su içtim. Hemen elime kağıt kalem alarak dediklerinin hiçbir ibaresini zayi etmemek için yazmaya başladım.

Yukarıdaki rüyayı niçin görmüştüm? 76 milyonun içinde benim rüyalarıma girecek kadar Atatürk'ü rahatsız eden neydi?
Tesadüfe bakın ki bu soruların yanıtını da sabahleyin gazetelere göz atınca verme imkanını yakaladım. Gazete haberinde
 "Aziz Yıldırım ve ekibi Anıtkabir'i ziyaret edecek" diye bir bilgi vardı. Şaşkınlığım bu haberle izahı zor çağrışımlara dalıp kaldı.  Hayretim Zigana Dağı gibi yükseklerden bakar oldu.

Anladım ki Atatürk kendisinden kuvvet alarak kirin, şaibenin örtülmesine bir dil aradı. İşte o dil ben oldum. Şimdi buradan haykırıyorum:

Durdurun zilletin ziyaretini!..

Rahat uyusun benim Atam!..