“baba bize neden dönme diyorlar?”

“baba bize neden dönme diyorlar?”

Eğitimimiz boyunca “atalarımız(?) Osmanlı” öğretilirken, “o kadar hoşgörülüydü ki, bu hoşgörü aynı zaman da Osmanlı’nın sonunu getirdi” deniliyordu. “Fethettiği topraklarda yaşayan toplumların dinlerine, dillerine, kültürlerine, gelenek ve göreneklerine karışmazdı.” “Osmanlı o kadar adaletliydi ki, akıncıları geçtikleri üzüm bağlıklarından aldıkları her bir salkım üzüm için asmaya bir altın bağlarlardı.” (Cihat emrinden geliştirilerek Dar-ül harp alanları-Müslüman olmayan ülkeler Dar-ül İslam’a dönüştürülme politikalarına ters bir tutumdu bu hoşgörü anlayışı.)

Ya akıl edemezdik, ya da öğretmenlerimize sormaya korkardık: “Osmanlı zenginse, neden fethettikleri topraklar üzerindeki insanları kılıçtan geçirir, kentlerini, köylerini, kasabalarını yağmalar, talan eder, ganimet diye kadın ve kızlarını tutsak alırlardı köle pazarında satmak için? Sonra da o ülkeleri haraca bağlardı?”

Elhamra Kararnamesi ile “Hıristiyanlığı” kabul etmeyen Yahudiler “Katolik” inançlı kırallarca sürgün edildiler. Yaklaşık 160-230 bin Yahudi’ye Osmanlı kapılarını açtı. Oysa aynı tehlikeli önyargı Osmanlı’da da vardı. Nitekim Osmanlı, Katolik Hıristiyanlar gibi “ya Müslüman olursunuz, ya da ölürsünüz” önerisini sunmuştu kucak açtıkları Yahudilere.

Dönme, “din değiştiren” anlamını gelmektedir. Özellikle “Sefarad” Yahudileri için, suçlayıcı, aşağılayıcı, hakaret edici anlamlarıyla kullanılır. Kaynaklarda dönme, “Müslümanlığı seçen, Müslüman adları, kılık kıyafet ve adetlerini alan” diye tanımlamalar tercih ediliyor. Oysa ister Osmanlı, ister Cumhuriyet döneminde olsun adlarının önünde hep bir “dönme” sözcüğü konulmuştur bir yafta gibi. Osmanlı bile onların Müslümanlığına inanmamıştı.

İbranicede “İspanya’nın adı, Sefarad olduğu için, İspanya ve Portekiz’den göç edip gelen Yahudilere Sefarad Yahudileri denir. Yahudilerin bilge kişisi Sabetay Sevi’ye inananlara da

Sabetayist denir.

Sabetayistleri hep başkalarının yazdıklarından, yarım-yanlış-suçlayıcı-aşağılayıcı-horlayıcı-hakaretamiz, önyargıya dayanan sözcüklerle okuyor, öğreniyorduk. Oysa şimdi bizzat kendileri tarafından kaleme alınmış, birinci ağızdan, en doğru, en gerçekçi biçimde-belge niteliğinde bir anlatıyla, gizlemeden, saklamadan, gerçeklikleriyle vücut bulmuş kitaplarından öğreniyoruz: BABA BİZE NEDEN DÖNME DİYORLAR?

*

Kapak, Osmanlıca yazılmış bir duanın fon oluşturduğu eskiltilmiş bir renk üzerine SUZAN NANA TARABLUS yazarın adının altına iri küçük harflerle “baba bize neden dönme diyorlar?”, alt başlığında HAYATLAR, TANIKLAR, ANILAR yer almakta; kapağın sağ alt köşesinde de küçücük ve sevimli VARLIK yazısı ve legosu bulunmaktadır.

Kitap Varlık Yayınları arasında 1682 numarada çıktı. 2. Basımı Mayıs 2022’de İstanbul’da yapıldı. Anlatı, kaynakça ve Dizin gibi bölümlerden oluşan kitap 368 sayfadır.

*

Katolik Hıristiyanların İber Yarımadasından kovduğu Yahudilere kapılarını açan Osmanlı “konuklarını” İmparatorluğun en güzel kentlerinden biri olan Selanik’e, az bir kısmını da İzmir’e yerleştirdi. Mübadeleden sonra büyük bir çoğunluğu İstanbul’a geldi.

Öğreniyoruz ki, “adaleti ve hoşgörüsü” son derece geniş olan Osmanlı’nın Katoliklerden geri kalan yanı yokmuş: “Ya din değiştirir Müslüman olursunuz, ya da ölürsünüz.” Tövbe Suresi 5. Ayet: “Tebliğ edeceksiniz, kabul edilirse sorun yok; kabul edilmezse, öldüreceksiniz.”

Zor karşısında din değiştiriyorlar. Uzun yıllar baskı karşısında canlarını kurtarmak için susuyorlar. İçinde bulundukları toplumla iç dünyaları arasındaki kopukluktan ötürü cehennemi azaplar yaşıyorlar. Çekilen acıların reçetesini verdiğine inanan Sabetay Sevi adlı bir düşünür Sefarad Yahudilerine yeni bir dünya öneriyor. İnananlar oluyor, inanmayanlar oluyor.

Kimi Yahudiler asimile oldu, kimilerinin Türklük, İslamlık, Yahudilik umurlarında değil, kimisi deist, kimisi ateist, kimisi de “hiçbir şeye inanmaz” duruma getirildi.

Çocuklarını çağın ilerisinde eğitmiş ve yetiştirmişlerdir. İster Selanik’te, ister mübadele ile İstanbul’a geldikten sonra olsun açtıkları okullarla birinci sınıf eğitim almalarını, ileri ülkelerde bilim ve teknolojiyle birlikte yabancı dil öğrenmelerini sağladılar. Erkeklerini okuturlarken, cemaatin nüfusunu artırmak için kız çocuklarını okullarından alıp evlendirdikleri gibi aile içi evliliklere de sıcak baktılar.

Sabetayistler her şeye rağmen Türkiye’yi yurt bildiler, kendilerini Türk milletinden saydılar, Kurtuluş Mücadelesinde en ön saflarda yer alıp vuruştular, Cumhuriyeti, Atatürk Devrimlerini desteklediler, ekonominin gelişmesinde, özellikle sanayileşmede, ithalat ve ihracatta etkin rol oynadılar. Dönmelere herhangi bir insan gibi inanılıp güvenilmediği için her yaptıklarının altında ihanet aradılar.

Ne var ki, İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı ağır ekonomik koşullardan ötürü “varlık vergisi şarapneli” onlara da çarpmıştır, ama kimileri gibi AŞKALE’YE sürülmemişlerdir. / Devletin bu tip ayrımcı politikaları, kin, nefret ve düşmanlık duygularını körüklemiştir. (1955-6-7Eylül olaylarıyla Rumlara saldıran, yakıp, yıkan, yağmalayan “faşistler” Türk insanının başını dünya kamuoyu karşısında eğdirtmiştir.

Birinci ağızdan Sefarad Yahudilerinin, dününü, bugününü ve yarınını merak edenler için, en doğru, önyargısız ve muhteşem bir kitap. Kim ne düşünürse düşünsün, onlar bu ülkenin yurttaşlarıdır, suçlu değillerdir ve kimsenin onları yargılamaya hakları yoktur. Onlar acı çekerlerken, rahat ve huzur içinde yaşayanlar insan değildir.

Sevgiyle, esenlikle kalınız…

bilbatuhan@hotmail.com