“Kahraman, güvenli bir sığınak, dış dünyaya karşı koruyucu, her sorunu çözen, yaşamın gerçekliğini, doğruyu, yanlışı, iyiyi güzeli öğreten, dünyanın en akıllı ve güçlü insanı, her zorluğun üstesinden gelen” bir varlıktır./ Allah bile, küçük çocuklara “Allah baba” diye tanımlanır. / Baba, ataerkil aile toplum düzeninin tanrısıdır. Avcı-toplayıcı toplumdan “tohumun evcilleştirilmesine geçişle” toprak kutsallaştı, toprağı ele geçiren erkek kutsallaştı. Evrensel olduğunu iddia eden tüm dinlerin Tanrı’sı da erkekleşti. Tanrıçalar, kıraliçeler dönemi bitti. Kadın “insan” olmaktan çıkarıldı, erkeğin “kölesi, oyuncağı” yapıldı.
Binlerce yıldan buyana dünyaya gelen çocuklar kristalize edilmiş bu duygu ve düşüncelerle, bu tabu ortamında büyüdüler. Babadan başka bir güç, bir güzellik, bir koruyucu, huzur ve güven veren birini görmediği, tanımadığı için babasını “tanrı” gibi görür, inanır. Anne, babanın emrinde tüm “insani” değerlerini yitirmiş, babanın ve çocukların kölesi olmuştur; cinselliğe hapsolunmuştur.
Doğrudur, eksiksizdir, yanlışlık yapmaz, asla suçlu olmaz; kim ne söylerse “babaya iftira atmış olur.” Dinlerin kabul ettiği “erkek ruhtur, ruh tanrıdır”; “kadın bedendir, beden seks; seks ise günahtır” inancıyla günümüze gelinmiştir. Erkeğin yaptığı her yanlışlık haktır ve bağışlanır, kadınsa asla… Bunu bilerek, öğrenerek yetişen çocuk elbette babası gibi olacak, kadına şiddeti, aldatmayı, kandırmayı, yalanı-nasıl olsa köledir-kendinde bir hak olarak görecektir. Ve kadın da köleliğe “Tanrısal bir emir, kader yazgısı” diye boyun eğecektir…
Toplum içerisinde yaşayan insan, ilişkilerin, ahlaki kuralların, yasakların, zorunlu ihtiyaçların baskılarıyla, dini sorumlulukların, gelenek ve göreneklerin, korkuların, istek ve arzuların yanıltıcı itici gücü ve baskılarıyla kimi zaman istemeyerek, kimi zaman da isteyerek olsa birtakım “yanlışların” içerisine girebilecektir. Ama herkes ataerkil ailenin tezgahından geçmiştir, köşeleri yontulmuş, deneyim kazanmış, eğitimini şöyle ya da böyle almıştır. Dijital çağa girilmesine karşın feodal değerler hala egemen… Aile içerisinde pek çok konu susarak geçiştirilir. Büyükler vardır, küçükler vardır. Bu yüzden anne ve babalar ve büyükler gelişi güzel ağızlarını açıp konuşamazlar. Zamansız bilgiler “uluorta” söylenmez. Şımarmasınlar diye “şaka, espri” yapılmadığı gibi sevgiyi bile dillendirip sınırları zorlamazlar. Ama ağızdan kaçanlar olur.
Topluma karşı aileye sahip çıkmak, aile birliğini, eşin, çocukların hakkını korumak, ataerkil aile sistemi içerisinde “baba otoritesiyle” sağlanır; aileyi korumak ve yaşatmak babanın sorumluluğundadır. Çıkarları için bunu yapar. Bu yüzden “ailenin direği, tanrısı” olur. / Sevgi babayadır, saygı babayadır, güven babayadır, ailede para kaynağı babadır. Baba çocukların idolüdür. Anneden korkulmaz, çekinilmez, korku babayadır. İnsani ilişkilerde çocuğun kafasında “baba yanlış yapmaz, yalan konuşmaz, kimseyi aldatmaz, kandırmaz, kimseye haksızlık yapmaz. Her zaman doğru ve haklıdır, dürüsttür” inancı vardır.
Ne var ki, kimi ilişkilerde babanın yaptığı yanlışlıklar çocuklardan saklanır, gizlenir. Çocuklar babanın yanlışlarını, haksızlıklarını bilemez, çoğu zaman ailenin dışındakilerden öğrenirler. Çocuğun kafasında “baba imajı” yıkılmasın istenir. Anneler bile, eşlerinden gördükleri haksızlıkları, şiddeti aileden, özellikle çocuklardan saklarlar, babaları için “kötü bir düşünceye” sahip olmasınlar diye susarlar. Çoğunlukla gördükleri baskıdan, şiddetten söz açmazlar. Kan tükürür, “kızılcık şerbeti içtim” derler. Aile içinde yaşananlar sır olarak saklanır, dışarı sızdırılmaz. Kol kırılır yen içinde kalır. Oysa her çocuk ailesiyle, annesi, babası, kardeşleri, amcası, halası, teyzesi, dayısıyla övünmek, gururlanmak ister, onlarla ilgili kötü bir söz duymak istemez. Hangi çocuk o saf, tertemiz, kirlenmemiş duyguların içerisinde babasının sevilmeyen, sayılmayan, değer verilmeyen, inanılmayan, güvenilmeyen, çoğu zaman halkın görmekten tiksindiği, iğrendiği, selam dahi vermek istemediği, namussuz, ahlaksız, vicdansız, acımasız, gaddar, zalim, katil, hırsız, ırz düşmanı, yalancı, üç kağıtçı biri olmasını ister ve bunlardan herhangi biriyle övünç duyar?
Kimi babalar iş-güçten ya da içkiden o kadar ailenin dışında kalırlar ki, çocuklarının okuduğu okulları, sınıfları bile bilmezler. Öğretmenlerinden haberleri yoktur. Okuldaki, sınıftaki arkadaş-sosyal ilişkileri nasıldır, uyumlu mudur, sorunları var mıdır? İlgilenmezler bile.
Babası tarafından dikkate alınmayan, hak ettiği değer verilmeyen, sürekli eleştirilen veya aşağılanan ya da fiziksel ve duygusal şiddete maruz kalan erkek çocuklarının içine düştükleri durumu, ilgisizliği ve yaşadıkları acı deneyimleri ömürlerinin sonuna kadar unutmazlar.
Yarın bu çocuklar büyüyüp anne baba olduklarında, anne ve babalarından ne görmüşlerse onu yaşayacak ve yaşatacaklardır. Aslında çocuklarda egemen olan baskın değerler anneye aittir. Ünlü atasözüdür: Kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al. Genler ve taklitler aile içerisindeki benzeşmelerin kaynağıdır. Hatta bu benzeşmeler salt davranışlarda, kişiliklerde oluşmuyor, seslerde, gözlerde, davranışlarda da şaşılacak derecede ortak özellikler taşıyor.
Avcı-toplayıcı toplumdan sonra her uygarlık kendi tipini, bireyini, değerlerini, aile yapısını oluştursa da tüm değişiklikler ataerkil sistem içinde olur ve yaşanır. En gelişmiş toplumlarda bile sahip olunan en geniş özgürlükler içerisinde “eşitlik” gerçekleşmemiştir. Babanın gücü, kadının köleliği dinlerle, gelenek, görenek ve feodal tortularla sürüp gitmektedir.
Sevgiyle, esenlikle kalınız…
bilbatuhan@hotmail.com