BAGAJIM YOK

Yakın geçmişte bir okurum olan Erdoğan Memiş’le sohbet ettim. Kendisi beni işyerine davet etti. Henüz davetine icabet edebilmiş değilim. İleriki günlerde sözümü tutacağım.

Okurum nezaketini bütün güzelliğiyle ortaya koyarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na biraz haksızlık yaptığımdan yakındı. Adalet arayışını başka yönlere çektiğimden sitayişle bahsetti. Oysaki ben kalemin namusuna asla halel getirecek bir yaklaşımda bulunmamaya yazı hayatıma başladığım günden beri dikkat ederim. Şahsi görüşlerimle meselelere yaklaşmayı ne insani ne de imani bulurum. Sadece ülkemin menfaatleri hangi kelamla temin edilecekse onu söz dizimimle cümleleştiririm.

Tabi insanlar tuttukları partinin eleştirilmesine hele de genel başkanının nakısalarının gündemleştirilmesine içerleyebilir. Bunu doğal buluyorum. Yalnız biz yazarken nötürleşmek durumundayız. Yanlışı güzelleştirmek gibi bir ödevimiz de yok.

Mesela AK Parti “Çözüm Süreci’nden sorumludur. Hendek siyasetinin müsebbibidir. Süleyman Şah Türbesi’nin nakliyle strateji hatası yapmıştır. FETÖ’de gaflete düşmüştür.” gibi değerlendirmelerimizi hiç görmeden bugün Kılıçdaroğlu’nu eleştirdik diye bizi yandaş, candaş ya da kandaş kimse görmemelidir. Zira bir yazar bir günlük yazıdan ibaret değildir. Yazarları daha çok beşer yıllık dönemler içinde değerlendirmek gerekir. Gazetedeki fıkra (köşe yazısı) yazıları sıcağı sıcağına yazılan, uzun boylu değerlendirme imkanı olmadan kaleme alınan yazılardır.

Şimdi aklı başında, vatan sevgisiyle mümeyyiz bir CHP’li, Kılıçdaroğlu’nun Focus Dergisi’ne verdiği ropörtajı nereye koyacak! ‘Türkiye’nin güvenli olmadığnı’ söyleyen bir ana muhalefet partisi, Atatürk’ün partisi olma vasfını sizce muhafaza ediyor mu?

Ben acı gelse de yazacağım. CHP’nin başına gelebilecek en az 10 bin donanımlı insan var. Kemal Kılıçdaroğlu 10 bin birinci olabilir mi diye sorgulanabilir. Bu sorgulama CHP’nin kadim geçmişine duyulan saygıya binaendir.

Sevgili Memiş veya sair okurlarım eleştirilerimde bir hinlik, bir cinlik yaptığımı düşünmesin. Dedim ya ben bagajları olan bir yazar değilim. Özgün değerlendirmelerimi ‘yarın’ kaygısı ile değil ‘yazım’ kaygılarıyla yaparım.

Gerçekten müsterihim...