Yaş ilerleyince, birtakım kronik rahatsızlıklar, geçirilen küçüklü büyüklü operasyonlar insanı Erzurum, Kars gibi illere yapılacak seyahat için biraz düşünmek zorunda bırakıyordu. Erzurum’u birkaç kez görmüşlüğüm, gitmişliğim, gezmişliğim vardı. Ama Kars’a hiç gitmedim, Sarıkamış’ı çok merak ediyordum. Dostlarım vardı Kars Alparslan Lisesi’nde öğretmenlik yapan; onlardan dinliyordum serhat şehrini, insanlarını, candanlığını…
Kars, kırk yıl Rusya’nın esaretinde kalmıştı (1878-1918). Eğitimi, geçimi, ekonomisi, kültürü… Kafamın içinde türlü çeşitli sorular vardı. Hele Sarıkamış Harekâtı başlı başına bir sıkıntı, dertti. Hâlâ kaç kişi savaşırken, kaç kişi donarak, kaç kişi tifo-tifüsten, kaç kişi açlıktan, kaç kişi kaçarak ya da kurşuna dizilerek can verdi? Canımız, kanımız olan bu insanlar, Trabzon’dan yardım alamadan savaşı bitirdiler ve şehit düştüler. Allahuekber Dağları (3180 m) dibinde -20, zirvede -40 dereceyi bulan kış şartlarında imkânsızı imkânlı kılmak için yapılan bir savaşta başarmak için düzinelerle mucizeye ihtiyaç vardı. Mucize yoksa felaket kaçınılmazdı. Mucize gerçekleşmedi ve Mehmetçik bu felaketi yaşadı; dondurucu soğuğa, yoğun sise, salgına ve giyim aksaklıklarıyla Allahuekber Dağları’nda…
Kasım’da niyetlenmiştik geziye. Fakat genel arzu “Yılbaşını Kars’ta geçirelim” olmuştu. Hava koşulları turla görüşülürken uygundu, hâliyle Kars’ı da öyle düşünmüştük. Gün yaklaştığında gördük ki “Kars’a kar yağdı ve gece ısı -12’ye düştü.” Bir sürü endişe ve kaygı kapımızı çaldı, cayma noktasına geldik. Ama kimi arkadaşlar “Kars, karda güzeldir” telkininde bulunmaya başladılar: “Sıkı giyindikten sonra hiçbir sorun olmaz.” Bu kanıyla başladı Kars yolculuğumuz.
Yollar açıktı. Daha önceki turlardan tanıdığımız şoförümüz Murat, gerçekten geçeceğimiz yolları ezbere bilecek kadar gidip gelmiş, eskiden tır şoförlüğü yapmış usta bir insandı. Şoförümüz Murat, arabamız Mercedes olduktan sonra neden kaygı ve endişeye düşelim ki?
Tünellerin bolca olduğu bir yola girdik Trabzon’dan. Zirveler karla kaplıydı. Eskiden Zigana’yı çıkmak, inmek hem heyecan vericiydi hem orman aralarından, uçurum kenarlarından kar altında geçiş muhteşem görüntü ve manzaralar sergiliyordu. Hele hele dizi dizi çamların kar altında gelinlik giymiş hâllerine bayılıyordum. Şimdi güvenlikli yollarla çoğu yerleri; Maçka’yı, 14,5 km’lik tünelle Zigana’yı, Torul’u, Gümüşhane’yi baypas ederek geçtik. Yan yollarla istenilen her yere ulaşmak mümkün; pestil, köme satılan noktalara…
Bayburt topraklarına girdiğimizde bembeyaz bir dünya karşıladı bizi. Nice zamandır yol alıyorduk. Kahvaltıdan sonra bir benzin istasyonunda ihtiyaç molası verdi kaptanımız. Karı bu kadar beyaz görmemiştim ya da unuttum mu o diz boyu, kimi zamanlarda bele kadar yağan karları? Özenle fotoğrafını çektim; elmas tanecikleri gibi ışıklar saklıyordu içinde.
Bayburt, önceden bildiğim, gördüğüm bir şehre benzemiyordu. Hemen hemen Türkiye’nin her yanındaki betonun gelişmişliği ve zenginliği burada da kendini gösteriyordu. Kat kat boyalı apartmanlar yaşam standardını ne kadar yükseltmiş, gelir, kazanç ve insani yaşama koşullarını, geçim ve gelir kaynaklarını ne kadar zorlamış ve üst düzeye çıkarmıştı? Toprağına bağımlı Bayburtlu ne kadar çalışıyor, ürününden ne kadar kazanıyor, hayatını ne kadar kolay ya da zor yaşıyordu?
Yollar açık, kar toz gibi yağmış, ayak altında “gıyır gıyır” sesler çıkarıyordu. Ufka kadar pırıl pırıl bir güneş ve masmavi bir gökyüzü; dağlar, tepeler kristalize olmuş karın altında bembeyaz bir dünya yaratıyordu. Mavi ve beyaz muhteşem bir renk uyumu içindeydi. Beyaz sanki mavileşti ve birbirinin içinde eridi; sonsuzluğun fotoğrafı oldu.
Kop Dağı kar altında… 2918 metrede zirve yapıyor. Geçit, 2409 metrede şehitliğin önünden Aşkale-Erzurum Ovası’na evriliyor. Kırk dakikalık bir sürede Kop’u çıkıp inerken tırlar zorlanıyor, çıkamıyor, yolda kalıyordu. Kop Tüneli şantiyesini gördük ama çalışanları göremedik. Açılırsa Zigana Tüneli gibi Kop bir daha sıkıntı yaratamayacak.
Erzurum, Palandöken ve çevre dağları, tepeleri beyaz bir örtünün altında tertemiz, ışıl ışıl görünüyordu. Selçuklulardan kalma Erzurum’un simgesi Çifte Minareli Medrese, Kümbet Evleri, Erzurum Kalesi ve Taşhan’ı gezdik. Erzurum’a gelip de cağ kebabı yemeden olur muydu? Zaman sınırlıydı. Kongre Binası’nı, Aziziye ve Nene Hatun Tabyaları’nı göremedik. On altı otuzda Doğu Ekspresi’ne binip Kars’a geçeceğiz.
Gezilerde en çok ihtiyaç duyulan tuvalettir. Erzurum Garı’nda her taraf, özellikle tuvaletler tertemiz, pırıl pırılken —garın ısıtılması son derece zayıftı— Kars Ani Harabeleri’nde dinlenme, alışveriş, çay, kahve içme ve ihtiyaçları giderme için muhteşem binalar yapılmasına karşın eksi on derecede koskocaman salon kendini ısıtmaktan aciz iki küçük elektrik sobasının kaderine terk edilmişti. Erzurum Garı’na inat tuvaletlerine pislikten ve kokudan girilmiyordu. Oysa Ani Harabeleri dünyanın göz bebeği, insanların akın akın gelip ziyaret ettiği tarihî ve turistik değeri çok yüksek kadim bir insanlık kentiydi.
Taşhan, Oltu ve diğer değerli taşların kuyumcu titizliğiyle işlenip sergilendiği özel bir çarşıdır. Tespihler, kolluklar, gerdanlıklar, küpeler, yüzükler; gümüş ve taş işçiliğinin sanata dönüşen nadide örnekleriydi.
Bir buçuk saat rötarla sıcacık, nostaljik trenimize bindik. Beyaz boyayla cama yazılan ve kırmızı naylon, krapon örgülerle süslenen 2026 rakamının önünde yeni yıla bir gece önceden “hoş geldin” dedik, fotoğraflar çektirdik. Trenin lokantasında çaylarımızı içtik, neşeyle sohbet ettik. Geç vakit Kars’a ulaştık. Yemeklerimizi yedik, otelimize çekildik. Kaptan Murat: “Lastiğimiz sabah saat dokuzda dönmeye başlayacak, kahvaltınızı ona göre yapınız. İlk durağımız Kanlı Tabya, sonra Ani Harabeleri, Kars Kalesi ve Gazi Kars yazısı önünde fotoğraf çekimi, Çıldır Gölü ve kızakla kayma…” dedi. Yılbaşını Puşkin Lokantası’nda Kars-Kafkas oyunları ve müzik şöleniyle karşılayacaktık.
Kars, tarihin Türkiye’ye bir armağanıdır. Kırk yıl Çarlık Rusyası işgalinde kalmıştır. Sanat eseri niteliğinde görkemli ve azametli taş binaları Hollandalı ve Danimarkalı mimar ve mühendislerce yapılmıştır. Kars’ı, Sarıkamış’ı Tiflis Demiryolu’na bağlamışlardır. Çıkmamak üzere Kars’a gelen Ruslar yaptıkları yatırımlarla hayvancılığın ve peynirciliğin gelişmesini sağlamış, bugünkü Kars kaşarının altyapısını hazırlamışlardır. Ekim Devrimi’nden sonra Ruslar, Çarlık zamanında işgal edilen tüm topraklardan çekilirken Kars’tan da çekildiler. Kars’ta Cenubi Garbi (Güneybatı Kafkas) Cumhuriyeti kuruldu. İhtilalden kısa bir süre sonra Osmanlı, Mondros Mütarekesi’ni imzaladı. İngilizler Ermenilere Kars sözü vermişti; mütarekeyi bahane ederek Kars’ı işgal ettiler, Şura Hükûmeti’ni kuranları tutuklayıp Malta’ya sürdüler. Kars’ı Ermenilere teslim ettiler. İki yıl sonra kurulan Ankara Hükûmeti kararıyla Kazım Karabekir Paşa açtığı savaşla Ermenileri yenerek Gümrü Antlaşması’yla Kars’ı geri aldı.
Yer yer duvarlarının kalınlığı 1,5-2 metreyi bulan Kanlı Tabya 1803’te yapıldı ve müzeye dönüştürüldü. Sarıkamış Harekâtı’nın imgesi olarak çarıkların tek tek aydınlatılarak sonsuzluğa akan bir nehir gibi gösterilmesi, yaralıların bakımı ve tedavisini betimleyen balmumu heykelleri gerçeğinden daha sahiciydi. Bıçak gibi yüreğime saplanan acı soğuğu unutturuyordu.
Ani Harabeleri tek tek gezilip görülmesi gereken bir yer… Ayağı tutan, soğuğa meydan okuyanlar yürüdüler, rehberlerini dinlediler. Biz soğuğa karşı korunmak için mika camlı elektrikli arabalarla ancak gezebildik. Bitişiğinden geçen ve Çıldır’dan doğan Arpaçay, Ermeni sınırını oluşturuyordu. Karşı yakada Ermeni köyü ve bayrağı vardı. Gezi dönüşü ısıtılmayan salonda içtiğimiz çay çok pahalı olmasına karşın içimizi ısıttı.
Çıldır Gölü benim için tam bir hayal kırıklığıydı. Daha yolu yarılamıştık ki korkunç bir kar yağışı, yoğun bir sis ve tipinin içinde bulduk kendimizi. On-on beş metre ötesini göz seçemiyordu. Hangi gölü görüp seyredecektik? Kar, kapattı donmuş göl zeminini. Arabayla göl arasındaki mesafe —elli metre var yoktu— soğuktan alnımın yanmakta olduğu hissini yaşadım. Bir kızımız kızakla kaydı; o da beş dakika. Bu tipiye can dayanmazdı. Çobanları ve donarak ölen insanları düşündüm. Yolumuzdan hızla geçen bir tilki, bembeyaz dünyanın tek canlısıydı. O da barınmak için çareler arıyordu. Biz donmuş göle zor ulaşırken 110 yıl önce bugün Allahuekber Dağları’nda Mehmet’im can veriyordu; hem kışa hem düşmana hem açlığa hem tifoya, tifüse karşı…
Puşkin, Rusya’nın en büyük şairlerinden biridir. 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbi’nde ordusuyla birlikte ilk kez yabancı bir ülkeye seyahat ederek Kars’a geldi. Adı verilen restoranın duvarlarını Atatürk, Namık Kemal, Nâzım Hikmet, Puşkin, Dostoyevski, Tolstoy ve daha birçok dünya sanatçısının portresi ve ünlü ressamların tabloları süslüyordu. Salonda sanatın ve kültürün evrensel ağırlığını, kokusunu hissediyorduk. Böyle bir ortamda kadınların ve erkeklerin eşliğinde Kars-Kafkas oyunları, dansları sergilendi. Hem turdakilere hem de mekândakilere oyunları, saz ve akordeonun içli sesiyle unutulmaz bir gece yaşattılar. Kars eksi sekiz-onlardaki soğuğuna karşın sokakları cıvıl cıvıl insanlarıyla çok sıcaktı. Puşkin Restoran’da “Hoş Gelişler Ola” ile “İzmir Marşı”nı dinlemek çok mutluluk vericiydi. Geniş sokak ve caddeleriyle her adımda tarihin tarlasında geziyor gibi duyumsuyordu kendini insan.
Dönüşümüz kar altında oldu… Hiç durmadan devam eden bir yağışla Sarıkamış Harekâtı’nda Allahuekber Dağları’nda ölenler adına dikilen anıtı, şehitliği ziyaret ettik. Fotoğrafladık. Ardından Erzurum’a geldik. Yemek molası ve alışverişten sonra dönüş yoluna girdik. Bayburt’a yaklaştığımızda içine girdiğimiz tipi unutulacak gibi değildi. Camın ve sileceklerin donduğu bir ortamda ilerlemek bir hayli sıkıntı yaratıyordu. Murat, ustalığıyla her an karşılaştığı zor koşulları aşmasını biliyor, sık sık sileceği ve camı temizliyordu.
Kars gezisi ve Kars yolculuğu muhteşemdi. Zevkiyle, heyecanıyla, beklentileriyle ayağına kadir olan herkesin Kars’ı gezerek bu duyguları yaşamasını dilerim. İnsan bu yurt köşesini görmeden ölmemeli… Yurdu ve bu topraklar için ölenleri, hele -40’larda can verenleri asla unutmamalı. İbrahim, konulara, tarihe, coğrafyaya, felsefeye, sosyolojiye hâkim bir rehber. İlk kez neleri anlatması gerektiğini bilen ve Türkçeyi çok iyi kullanan bir rehberle karşılaştım. Kars’ı ondan dinlemek çok güzeldi.
Karadeniz Gezi Kulübü 30 Aralık Doğu Ekspresi Tur yolcularını sevgiyle, saygıyla selamlıyor; sağlıklar diliyorum. Sevgiyle kalınız.
bilbatuhan@hotmail.com