BEN KAHRAMAN DEĞİLİM!


Şöyle tarihin derinliklerine giderek o muhteşem anıları okuyup sizlerle paylaşarak gündemin boğuculuğundan uzaklaşalım dedik..
Tarihimizi en iyi şekilde anlatan kitapları okumak bir derinliktir..
Çünkü geçmişle bugün arasında bağlar kurmak, analizler yapmak için çok önemli görürüm.
Tarihe ve bu milleti millet yapan ulvi değerlere sırt dönme şansımız olmadığına inanırım.
Onları yaşamak, yaşatmak ve hatırlatmak bir milli sadakattır.  
1951 yılında Kore Türk tugayı ile ilgili okuduğum anlamlı ve duygu yüklü bir olayı bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.
***
Kasım 1951’de Amerika’nın Sesi Radyosu Haber ekibinin Kore Türk tugayına geleceği öğrenilir. Radyonun amacı Türk tugayının en kahramanlarıyla birer röportaj yaparak bu kahramanlar mangasını dünyaya tanıtmak, böylelikle değişik bir habercilik örneği vermektedir. 
Radyonun isteği üzerine bölüklere duyurulur. Kısa bir süre içinde her bölüğün, en kahraman askerini seçip bildirmesi gerekmektedir. Organizasyon görevi Yzb. N. Dündar Sayılan'a verilmiştir. Ne var ki Sayılan Yüzbaşı zor durumdadır. Her bölükten aynı cevabı almaktadır: 
- Hangi birini gönderelim? 
Bir bölük komutanının telefonda söyledikleri ise şunlardır: 
- Şu tepeyi al de alalım! İstersen saat tut. Fakat ne olursun bunu isteme. 
Yüzbaşı Sayılan’ın “Geç kalıyoruz. Hala kahramanını gönderemedin?” dediği diğer bir bölük komutanı da şu cevabı verir: 
- Tamam... Cepheyi bırakıp bütün bölüğümle geliyorum! 
Bölük komutanlarının sitem ateşi altında kahramanların tespiti uzamakta, tugay karargahından gelen “Ne oldu?” telefonları karşısında Yüzbaşı Sayılan buram buram terlemektedir. Bölük komutanlarının hiçbiri bir askerini diğerine tercih edememektedir. 
Son telefon bizzat Tahsin Yazıcı Paşa'dan gelir: 
- Evlatlarım hazır mı Yüzbaşım? 
Yazıcı Paşa’nın üzülmesini hiç kimse istememektedir. Yüzbaşı Sayılan, 
- Endişe buyurmayınız komutanım, der. 
- Bütün gücümle hazırlamaya çalışıyorum. 
Sonunda bin bir güçlükle seçilen bir çavuş, iki onbaşı ve yedi er Yüzbaşı Sayılan’ın karşısına dikilirler. Tıraş olmuşlar, yıkanmışlar, yeni elbise giymişlerdir. Yüzbaşı onlara takılır: 
- Siz bu kadar yakışıklı mıydınız? 
Yüzbaşı Sayılan hepsine görevlerini anlatır. Hiçbirisi aynı kelimeleri tekrar etmeyecektir. Herkes ayrı bir şey söyleyecek, sonunda ortaya tam bir metin, tek bir anlam çıkacaktır. Birkaç defa da deneme yapılır. 
Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra tugay karargahına hareket edilir. Araç yolda arıza yaptığından biraz geç kalırlar. Tahsin Yazıcı Paşa çimenlerin üzerine oturmuş, kahramanlar mangasını beklemektedir. Radyo muhabirleri de karşısında sıralanmışlardır. 
Yüzbaşı Sayılan, ilk konuşma görevini çavuşa vermiştir. O çavuş ki, Bölük Komutanı “Ancak bir kahraman gidecek, seçimi size bırakıyorum” dediğinde bütün parmaklar anında O’nu göstermiştir. 
Amerika’nın Sesi Radyosu’nda ilk olarak işte böyle bir çavuş konuşacaktır. 
Ses alma mandalı açılmıştır. Herkes merak ve dikkatle çavuşun konuşmasını beklemektedir. Fakat kahraman çavuşun ağzından bir kelime çıkmamaktadır. 
Yazıcı Paşa, Yüzbaşı Sayılan’a bakar bir ara. Yüzbaşının yüzü kıpkırmızı olur. Çavuşa sokulup: 
- Konuş aslanım!.. der. 
Çavuş sapsarı kesilmiştir. Dudakları titremektedir. Parmakları avucunda kenetlenmiş ve konuşamamıştır, tabiri yerindeyse donmuştur artık. 
Sıra diğerlerine verilir. En sonunda mikrofon Yazıcı Paşa’ya uzanır. Yazıcı Paşa’nın konuşması bir cümleden ibarettir: 
- Mehmetçiğin konuştuğu yerde komutanlar susar. 
Konuşmalar bitmiştir. Radyo ekibi cihazlarını toplarken Yüzbaşı Sayılan sıhhiye çadırına gider. 
Doktor, 
- Endişe etmeyin, der: 
- Çavuş kendine geldi. 
Başı öne düşmüştür çavuşun. Komutanının yüzüne bakamamaktadır. Çocuk görünüşlü, manalı, tertemiz bir yüzü vardır. Anlaşılan Anadolu çocuğudur. 
Sayılan Yüzbaşı yanına yaklaşır:
- Geçmiş olsun çavuşum... Senin hiçbir şeyden korkmadığını bütün tugay biliyor. Fakat neden mikrofonun karşısında yıldın? 
Hala ürkek bakışlarla komutanına bakar çavuş. Onun yüzünde uzaklara dalmış gibidir. Yutkunur. 
- Komutanım, der: 
- Ben, kahraman değilim... 
Başını yere yıkar. İçini çekerek devam eder:
- İlk mangam ilk hücumlarda yarı yarıya eridi. İkinci mangamla yaptığım hücumlarda dört şehit, üç yaralı verdik. Ben yine sağ kalmıştım. Manganın komutanı olduğum için en önde hücuma kalkarım. Bana kurşun değmedi. Kahramanlar şehit oldular komutanım! Onlar beni korudular hep. Asıl kahraman onlarken ben mikrofon karşısında kahramanım diye konuşamadım... Konuşamazdım kumandanım. 
Şimdi üçüncü olarak yenilenen mangaya komuta ediyorum. Gözlerim hepsinin üzerinde. Hepsini canımdan çok seviyorum. Onlara bir şey olacak diye korkuyorum. Sizi yabancılara mahcup ettim. Beni affedin kumandanım. Asıl kahramanlar öldü. Asıl kahramanlar şehit oldu. Onlar oradayken ben nasıl kahramanım diye konuşabilirim kumandanım? Bu bana ağır gelir. 
Kahramanlar mangasının komutanı ağlamaktadır. Sayılan Yüzbaşı eğilir, alnından, ıslak yanaklarından öper Mehmetçiğin. 
***
Sevgili okurlar İşte bu vatan, “Gerçek kahramanlar öldü. Ben yaşıyorum. Nasıl kendime kahraman derim?” diyerek ağlayan çavuşların emanetidir. 
Gelin bu güzel vatanı bizlere emanet edenlere ihanet etmeyelim!..
Bu vatanın değerini bilelim...
Bu vatan HEPİMİZİN!..