BEYİNLER GİDİYOR, GELECEK KARARIYOR

Selim İmamoğlu sanık kürsüsüne yürüdü. Arkasında babası Ekrem İmamoğlu vardı. Önünde ise hakkında yöneltilen suçlamalara ilişkin bir dava dosyası…Genç bir mühendisin mahkeme salonundaki savunması, aslında Türkiye'nin çok daha büyük bir sorununa ayna tuttu: Gençlerimize nasıl bir gelecek bırakıyoruz?

Selim İmamoğlu; çip teknolojileri, yarı iletkenler, batarya sistemleri, güneş enerjisi, savunma sanayii, sağlık teknolojileri ve kuantum alanlarında üretmek istediğini söylüyor. Yani bir genç, ülkesinin geleceğini bilim ve teknolojide arıyor. Peki Türkiye ona ne sunuyor? İyi bir eğitim elbette önemli. Ekonomik imkânlar da… Ama bunların üzerinde bir şey daha var:Hukuk güvencesi.

Beyin Göçü Sadece Maaş Sorunu Değil

Beyin göçünü yalnızca “Başka ülkelerde daha çok kazanıyorlar” diye açıklamak eksik kalır. Genç bir mühendis, bilim insanı ya da girişimci geleceğini planlarken şu soruların cevabını da arar:

“Emeğim güvende mi?”

“Liyakat var mı?”

“Düşüncelerimi özgürce ifade edebilir miyim?”

“Yarın hakkım ihlal edilirse adalet bulabilir miyim?”

“Devletin kuralları öngörülebilir mi?”

Bu soruların yanıtı belirsizleştiğinde, gençlerin gözleri başka ülkelere çevrilir. Çünkü hukuk güveni, geleceğin güvencesidir. Bilim belirsizlikle çalışır; hukuk ise belirsizliği azaltmak zorundadır.

Bir girişimci yatırımının başarılı olup olmayacağını bilemez. Bir bilim insanı araştırmasının sonucunu bilemez. Bir mühendis geliştirdiği teknolojinin dünyada nasıl karşılanacağını bilemez. Ama hepsi bir konuda güven ister: Kuralların adil ve öngörülebilir olmasına.

Kaybettiğimiz Sadece İnsan Değil

Bir doktor gittiğinde yalnızca bir doktor kaybetmeyiz. Bir mühendis gittiğinde onun kurabileceği şirketi, geliştirebileceği teknolojiyi de kaybederiz. Bir bilim insanı gittiğinde henüz gerçekleştirilmemiş bir buluşun ihtimalini kaybederiz. Beyin göçünün en ağır faturası budur: Henüz yaşanmamış geleceği kaybetmek.

Türkiye gençlerini yetiştiriyor; başka ülkeler onların bilgi ve emeğinden yararlanıyor. Bu nedenle gençlerin gitmesini engellemek değil, gitmek zorunda hissetmeyecekleri bir Türkiye kurmak gerekir. Bunun yolu da bellidir: hukuk, liyakat, özgür üniversite, bilimsel özgürlük ve girişimcilik için güvenli bir ortam. Çünkü teknoloji satın alınabilir, laboratuvar kurulabilir. Ama yetişmiş insan yıllar içinde kazanılır.Kaybetmek ise bir karara bakar.

Asıl Beka Meselesi

Dünyada ülkeler artık yalnızca sermaye için değil, nitelikli insan için yarışıyor. Türkiye de bu yarışta yer almak istiyorsa önce gençlerine güven vermeli. Çünkü çip, kuantum, yapay zekâ, biyoteknoloji ya da savunma sanayii alanlarında dünyanın en iyi teknolojisini satın alabilirsiniz. Fakat o teknolojiyi geliştirecek insanı satın alamazsınız. Onu yetiştirmeniz gerekir. Ve yetiştirdiğiniz insanın burada kalmak istemesini sağlamanız gerekir. Bu yüzden sorun gençlere “Nereye gidiyorsun?” diye sormak değil. Önce şunu sormaktır:

“Neden burada kalmak istemiyorsun?”

Eğer gençler daha iyi eğitim ve kariyer için gidiyorsa bunu doğal karşılamak gerekir. Ama adaletsizlik, liyakatsizlik, özgürlük sorunları ve hukuka güvensizlik nedeniyle gidiyorlarsa, ortada artık bireysel bir tercih değil, ülkenin geleceğini ilgilendiren yapısal bir sorun vardır. Türkiye'nin gençlerinin bavullarını değil, umutlarını konuşması gerekiyor. Çünkü hukuk yoksa güven azalır. Güven azalırsa gelecek planlanamaz. Gelecek planlanamazsa gençler gider. Gençler giderse yalnızca bugün değil, yarın da kaybedilir. Bir ülkenin en büyük serveti yer altındaki kaynakları değil, gençlerinin zihnindeki potansiyeldir. O potansiyeli başka ülkelere kaptıran Türkiye, kendi geleceğini başkalarının büyümesine teslim etmiş olur.

Gençlerini kaybeden bir ülke, aslında geleceğini kaybediyordur.