BİLMEK Mİ BİLMEMEK Mİ DAHA İYİ?

Bazı insanların iç dünyasını görmek, insana acı değil, adeta bir yük olur.
Çünkü onlar, kendi karanlıklarını göremedikleri için görünmez olduklarını sanırlar. Oysa sorun, görünmemeleri değil, görülmeye değmeyecek hâle gelmeleridir.

Muhatap olmadıklarınızın hiçbir önemi yoktur. Asıl mesele, her gün yüzüne bakmak zorunda kaldıklarınızdır. Aynı ortamı paylaştığınız, aynı havayı soluduğunuz, fakat asla aynı vicdanı taşıyamadığınız insanlar…

Kiminden uzak durabilirsiniz, kimini hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Ama bazıları vardır ki; ne terk edebilirsiniz ne de katlanmadan yaşayabilirsiniz. Onları, içinizde büyüyen bir ur gibi taşımaya mecbur kalırsınız. Konuşamazsınız… Çünkü gerçekler çoğu zaman söylenemez. Bakarsınız… Ama gördüğünüz o varlık insandan çok, şekil almış bir bozulmadır.

Ve bu bozulma öyle sıradanlaşmıştır ki, artık kimse rahatsız olmaz. Aksine, kirlenmiş olan; temiz kalana tuhaf bakar.

İyiler mi?
Onlar bu düzenin içinde birer istisnadır. Zindanda yanan bir mum gibi… Azdırlar, yalnızdırlar ve çoğu zaman değersiz görülürler. Ama karanlığın içinde yönü kaybetmeyen herkes, dönüp dolaşıp o ışığa sığınır.

İnsan, çoğu zaman sandığı kadar masum değildir. Nefsi, onu sürekli aşağı çeker; çıkarı, vicdanının önüne geçer. Ve çoğu kişi, kötülüğü seçmez… Ona alışır.

Bir umut varsa, o da mahkeme-i kübradır. Çünkü bu dünyada adalet çoğu zaman güçlüden yana eğilir.

Ve evet…
Yaşasın körlük!
Yaşasın düşünmemek!

Çünkü bu düzen, ancak görmeyenler ve sorgulamayanlar sayesinde ayakta kalır. Kötüler, kendilerinden daha kötüsünü gördüklerinde hizaya girer; iyiyi gördüklerinde ise saldırırlar.

İşte bu yüzden, bu dünyada iyi kalmak sadece bir erdem değil; başlı başına bir direniştir.

Ve çoğu zaman insan şunu anlar:
“Bazen bilmemek, bilmekten daha hayırlıdır.”