Bir Günde Altı Kadın… Vicdanımız Nerede?
Türkiye bir günde altı kadının öldürüldüğü haberleriyle sarsıldı.
Altı can… Altı hayat… Altı aile…
Bir gün içinde altı kadının öldürülmesi artık sadece bir “asayiş haberi” değildir. Bu, toplumun vicdanına yönelmiş ağır bir sorudur.
Her cinayet haberinde birkaç gün konuşuyor, sosyal medyada öfke kusuyor, ardından hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ama gerçek şu ki; toprağa verilen her kadın, bu ülkenin kaybolan bir parçasıdır.
Şiddet, bir anda ortaya çıkan bir sonuç değildir.
Öncesinde tehdit vardır, baskı vardır, korku vardır. Çoğu zaman da görmezden gelinen yardım çığlıkları…
Ne yazık ki bu acı tabloya Trabzon’dan gelen bir haber de eklendi. Bir adam önce eşini öldürdü, ardından intihar etti. Bir aile bir anda yok oldu. Bir evin ışığı söndü.
Bu olayların her biri bize aynı soruyu soruyor:
Nerede hata yapıyoruz?
Kadına yönelik şiddet yalnızca hukuki bir mesele değildir. Aynı zamanda eğitim, kültür ve toplumsal bilinç meselesidir. Bir insanın sevdiği kadını öldürebileceğini düşünecek noktaya gelmesi, sadece bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir alarmdır.
Cezalar elbette caydırıcı olmalı. Hukuk elbette güçlü olmalı. Ama asıl mesele, şiddetin zihinde başlamasını engelleyecek bir toplumsal bilinç oluşturabilmektir.
Çünkü mesele yalnızca öldürülen kadınlar değildir.
Geride kalan çocuklar, anneler, babalar ve ömür boyu dinmeyecek acılardır.
Bir toplumun gerçek medeniyeti, kadınlarının ne kadar güvende olduğuyla ölçülür.
Ve bugün kendimize dürüstçe sormamız gereken soru şudur:
Kadınlar gerçekten güvende mi?
Altı kadının öldürüldüğü bir günde, bu soruya gönül rahatlığıyla “evet” diyebilen var mı?