BİREYSEL ÇIKARCILAR

Geçenlerde bir sohbet esnasında içinde bulunduğumuz sıkıntılı süreci değerlendirirken bir toplulukla aramızda şöyle bir konuşma geçti.

Tahmin edilemeyen ve istenmeyen bir dönemden daha geçiyoruz. Siyaset piramidinin en üstünde; ideoloji, ilkesel davranış, memleket severlik değil dediğimde sözümü tamamlayamadan içlerinden birisi söyleyeceğimi anlamışçasına ‘’bireysel çıkar bulunuyor’’ dedi.

Ne yazık ki, kurumsallaşamayan toplumlarda kişisel menfaat düşkünleri kendine çok geniş bir yaşama alanı bulur. Demokrasi olan ülkelerde bunlar kurallar ve bilinçli toplum karşısında nefes bile alamaz.

Sözde demokrasi ile yönetilen yerlerdeki önemli bir problem alanı, insanların çok çabuk ve kolay birbirine hasım olmalarıdır ve oluyorlar da…

Hak, hukuk, adaleti özümseyip içine sindiremeyen, taraftar zihniyetiyle hareket eden veya toplumsal tepki oluşturamayan bizim gibi toplumlarda kişisel çıkarcılar daha da cesaretlenerek pervasızlaşırlar. Kişisel çıkar artık doğal karşılanır olur ve herkes o doğrultuda hareket etme gereğini duymaya başlar ki artık çöküş başlamıştır.

Evrensel bir öğreti olan; ‘’insanı tanımak için; karanlıktaki hareketlerine bakmalı, seyahat etmeli, kalabalıkta ne yaptığını görmeli’’, önermesine bence bir de ‘’kişisel çıkarına zarar geldiğinde yaptıklarına bakmalı’’ konusunu da eklemeli.

Demokrasi olan ülkelerde bir partinin veya sivil toplum örgütünün yönetilmesi; tüzük, program ve yönetmeliği çerçevesinde olur. Biz de yazılı kurallara uyulduğu görülmüş müdür? Uyulmaz ve bunun karşılığında yaptırım da olmaz. İstisnasız her dönem böyle geçmiştir. Zaten okuyan da yoktur. Sebebi kişisel çıkarcıların bu kargaşadan faydalanmasıdır.

Yazılı kuralların her maddesi öylesine değil de uzun tartışmalar ve değerlendirmeler neticesinde yazılmalı, uygulanması da mutlaka sağlanmalıdır. Kimsenin keyfiyetine bırakılmamalıdır.

Parti üyelerinin büyük kısmı siyasileri; büyük, erdemli, kişisel çıkarlarından arınmış, toplumsal menfaatler uğruna kendini adamış, vatan, millet sevdalısı kabul ederek aşırı saygı duyuyor.

Ama her dönem yanılması ve aldatılmış olma hissiyatı siyaset kurumuna güveni zedelerken üstüne üstlük adalete olan güvensizliğin de eklenmesi toplumun psikolojisini bozmuştur.

Bu çıkar çatışmaları, egolar ve koltuklar, sandalyeler, taburelerin sıcaklığına kapılan siyasileri tespit ederek hak ettikleri muameleyi göstermek toplumun önemli bir görevi olmalıdır.

Bir siyasetçi hakkında parti üyesinin şu sözü çok tehlikeli değil mi?

‘’Biz yıllarca O’na tapmıştık, yanılmışız, aldanmışız, yazıklar olsun.’’

İşte bizim önemli bir sorunumuz da ‘’Genel Başkanlara âşık olmak veya tapmak.’’

Halbuki vazgeçilmez değillerdir. Mezarlıklar bunlarla doludur, kimse vazgeçilmez değildir. O olmasa da sistem devam eder.

Ahlakın her alanda egemen kılınmasıyla sorunların kolayca çözümlendiği ve düzeldiği açıkça görülecektir. Çaresiz kalmak zamanın ruhunu yakalayamamaktan gelmiyor mu?

Tek doğru vardır, o da ahlaklı davranışı hâkim kılmak hukuksuzluğu şiddetle cezalandırmak, her ne pahasına olursa olsun haksızlığa dur demek.

Ancak parti içi seçim sonuçlarını birtakım iddialara dayanarak iptal etmek gibi tehlikeli bir karar artık ülkede güvenli alanın kalmadığı algısını yaratmaktadır.

Bu karar, zaten sözde varmış gibi olan demokrasinin daha da zarar görmesine neden olur ki, ekonomi başta olmak üzere ülkede birçok hasara neden olur.

Seçme hakkı çok değerlidir. Bir şeyin değeri elinizden alındığında daha iyi anlaşılır.

En son alınan yargı kararına karşın, çoğunluk seçilenin hakkının yenildiğine, kararın yakalanan hızlı ivmenin sekteye uğratılmak amacıyla alındığına ve yıllarca peşinden gittiği kişi tarafından da aldatıldığına inanıyor ve bu hissiyatla sert tavır alıyor.

Haksız da sayılmazlar. Üç yıl süren bir davanın bazı iddialarla uzatılıp sündürülerek vicdanları da zedeleyecek şekilde karar verilmesinin kabullenilmesi mümkün değildir.