“Umutla, çözüm üretme yeteneğiyle, cesaretiyle, ileri görüşlülüğüyle, iletişim becerisiyle, saygı ve sevgiyi eksik etmeyen tavrıyla, ‘ben’ değil ‘biz’ diyebilen insan; her alanda daha başarılı ve daha mutlu olur.”
Birlik ve beraberlik kelimeleri sihirli, değerli ve anlamlı kavramlardır. Ancak ne kadar çok fazla kullanılsalar da uygulanmaları konusunda ciddi sorunlar ve eksikler yaşanmaktadır. Çünkü bazı insanlar birlik ve beraberliği, “kendi yanında olmak” şeklinde anlayıp dayatmaktadır. Bu yüzden gerçek anlamda birlik çoğu zaman sağlanamamaktadır.
Oysa birlik ve beraberlik özveri gerektirir; nezaketi, anlayışı ve kırıcı olmayan davranışları zorunlu kılar.
Bunu önemsemediği anlaşılan, aynı tabana sahip siyasi parti temsilcilerinin yalnızca kendi bakış açılarıyla hareket etmeleri, empati kurmadan adeta birbirlerini tüm gücüyle imha etmeye kalkmaları, geçmişten yeterince ders alınmadığının da açık göstergesidir.
“Ben haklıyım, sen haksızsın” dayatması, bir süre sonra aynı taraftar kitlesini de rahatsız eder. İttifakların bu seçim sisteminde ne kadar önemli olduğu düşünüldüğünde, birbirine verilen zararların telafisi belki de mümkün olamayacaktır.
Öfke, duygusal kırılmalar, çoğunluk (sürü) psikolojisi ve sosyal medya baskısıyla değil; özgür birey olmanın gereği olan akıl, mantık ve ideolojik ilkelerle hareket etmek, siyasi taraftarın daha sağlıklı düşünmesini ve daha doğru karar vermesini sağlayacaktır.
Birlik ve beraberlik kavramını hayatın her alanında anlamlandıran ince çizgiyi, Ubuntu felsefesiyle anlatmaya çalışalım.
Afrika’da uzun yıllar çalışan bir antropolog (insanbilimci), bir kabilenin çocuklarına oyun oynamayı önerir. Ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın kazanacağını söyler.
Yarış başlar; ancak hiçbir çocuk tek başına ileri fırlamaz. Hepsi el ele tutuşarak birlikte hedefe ulaşır ve meyveleri beraber yemeye başlar. Antropolog bunun nedenini sorduğunda şu cevabı alır:
“Bu Ubuntu’dur.”
“Diğerleri mutsuzken, birimiz o meyveleri nasıl yiyebilir?”
İşte birlik ve beraberlik tam da budur.
Ubuntu’ya inanan insan, başkalarına açıktır, olumludur. Diğerleri iyi ve yetenekli olduğunda kendini tehdit altında hissetmez. Başkaları aşağılandığında, zulme uğradığında ya da ezildiğinde, bunu kendi onuruna yapılmış gibi hisseder; acıyı içselleştirir.
Neoliberalizmin ve kapitalizmin bu felsefeye sıcak bakması elbette beklenemez.
Dünya, küçük ve ayrıcalıklı zengin grupların mutluluğu ve refahı etrafında dönerken, insani değerlerin giderek aşınması aslında insanlığın kendi sonunu hazırladığı hissini uyandırmaktadır.
Peki olumlu bir dönüşüm mümkün müdür? Evet; hümanist akımların güç kazanmasıyla mümkündür.
Asgari ihtiyaçların karşılanmasını yeterli gören, eşit paylaşımı ilke edinen, lüksü sevmeyip müsrif olmayan mütevazı insanların çoğalması ve yönetimlerde söz sahibi olabilmesi, adil paylaşımın anahtarı olabilir. Aksi halde, hızla artan mutsuz ve umutsuz insan toplulukları dünyadaki çatışmaları daha da hızlandıracaktır.
“Ben” kelimesini sürekli kullananlara, “ben bilirim” hastalığına yakalananlara dikkat edin. Hele ki yönetici pozisyonundalarsa, çoğu zaman kendilerini üstün görür, insanlara yukarıdan bakarlar.
Bazıları tokalaşırken bile gözünüze bakma zahmetine katlanmaz. Sürekli konuşur, sizi dinliyormuş gibi yapar; aslında sadece kendi konuşma sırasını bekler. Sizden öğreneceği hiçbir şey olmadığını düşünür.
Oysa Ubuntu felsefesini adını bilmeden yaşayan insanlar, daha baştan “biz” diyerek paylaşımcı olduklarını gösterirler. Herkese değer verir, rol yapmazlar. Sizi dinlerken, “Ne zaman sussa da ben konuşsam” diye düşünmezler. Sizden bir şeyler öğrenmeye çalışırlar.
Bir bakıma Atatürk’ün insanlarla kurduğu o samimi ve doğal ilişkiyi hatırlatırlar; dinlerken de tokalaşırken de gözlerinizin içine bakarlar. Sevgi, saygı, paylaşımcılık ve mütevazılık onların hayat tarzının temelidir.
İşte böyle insanları bulmalı, çağırmalı, teşvik etmeli ve yetki vermeliyiz. Görevini sadece yapmak için değil, hissederek yapan; acıyı paylaşan, dertlenen, mutluluğa ortak olan samimi insanları öne çıkarmalıyız.
Bulursanız hiç durmayın; kolundan tutun, öne çıkarın ve sorumluluk verin.
Bir göreve seçilebilmek için liyakat ve emek şarttır. Ama bence bir özellik daha gereklidir: Hümanist olmak. Yani tüm insanları; ırk, dil ve din ayrımı gözetmeden eşit ve değerli kabul etmek.
Ubuntu felsefesinin yaygınlaşması, birlik ve beraberliği güçlendirecek; toplumun daha mütevazı, daha nitelikli ve insanca yaşayabildiği bir düzenin kurulmasına katkı sağlayacaktır.
Çünkü gerçek güç, “ben” in büyüklüğünde değil; “biz” in vicdanında saklıdır.
Formun Üstü
Formun Altı