Bordo-Mavililerin sezon başı röntgeni


“Henüz erken pişmesi lazım” ile “Gelsin tabii 61’in oynadığı futbol ortada, üstelik buranın çocuğu” şeklindeki görüşler futbol kamuoyunda sıkça konuşulmaya başladı.
Bize de sordular, “Abi sen ne düşünüyorsun, yapabilir mi?”
“Yapar tabii” dedik, hem de kralını yapar.” Lakin bi şartla!”
“Mustafa Hoca gelsin”  diyenler sonuna kadar arkasında duracak. İki yenilgi alınınca “istifa” diye ortalığı yıkmayacak. Çünkü biz futbolcu olsun, antrenör olsun  farketmez  önce “Trabzonlu olsun”  deriz, sonra da en büyük tepkiyi onlara gösteririz...
Sonunda  Başkan Hacıosmanoğlu yöntem pek şık olmasa da bence alkışlanacak bir  kararla Mustafa Hoca’yı takımın başına getirdi.

***

Mustafa Hoca’mızın elinde sihirli değnek yok. Takımın durumu  da belli.
Rakipler asıl gücünü yabancı oyuncularından alırken seninkiler bir ikisi hariç sırtında kambur.
Değil güç katmak, işleri güçleri yan gelip yatmak...
Bu şartlarda üç Avrupa Kupası maçı oynayıp üçünü de kazanmışsın, Play-Off için avantaj yakalamışsın.
Yani ortada kısa vadede alınan  bir sonuç  başarısı  var.

***

“Tamam da sonucu bırak sergilenen futbola bak. Bu futbolla ligde ne yaparız?” derseniz biraz da onu irdeleyelim:
Geçen yıldan fark olarak gördüğüm ilk şey; hocanın da sık sık  belirttiği  gibi tüm futbolcularda aidiyet duygusu gelişmiş. Arzulu  bir şekilde oyuna asılıyorlar. Fedakarca bir gayret içerisinde kazanmak için didiniyorlar. Oyunun belli bölümlerinde organize ve göze hoş gelen etkili ataklar geliştirip pozisyon bulup goller atabiliyorlar..
 İlk geldiğinde oynadığı Avrupa Kupası maçlarında “Bu sefer turnayı gözünden vurduk”  dedirtip sakatlandıktan sonra ortadan kaybolan Henrique yeni transfer gibi. Oynadıkça gol atıyor, attıkça kendisine güveni geliyor.Yetmezmiş gibi adam kovalıyor, gelip kale içinden top uzaklaştırıyor. Belli ki bu yıl bambaşka bir Henrique izleyeceğiz.
Ancak bir tek Henrique ile lig gitmez. Gerçek bir golcü mutlaka gerekli. Üstelik Henrique yanında biri olduğunda daha başarılı..
Aynı şeyi Colman’dan da bekliyorum. Dinamo maçının ikinci yarısındaki hırsı ve kendisini oyuna verişi ile kısa süre sonra bildiğimiz Colman olacak gibi.
Bu arada madem ki tüm alacağını vermeden yollamak mümkün değil, ben Zokora’nın elde tutulmasından yanayım, o kadar parayı verip arkasından bakılacağına gerek duyulduğunda  çıksın oynasın. Üstelik Zokora niyet olarak yapıya uygun biri..

***

Kalede sorun olmaz. Giray, Mustafa ve Aykut Demir  form  tuttuklarında defansın göbeği  iş görür. “Banko” diye düşünülen  oyunculardan Adrian istikrarsız grafiği ile şaşırtmaya  devam ediyor. Bakıyorsunuz bir maç takımı kurtarıyor, gelecek hafta kırmızı kart görmeden arkadaşlarını on kişi bırakıyor.!  Ayrıca çoğu kez aynı maç içinde de istikrar sorunu  yaşıyor. Olcan her zaman gayretli, ne varsa veriyor, yani kantardan çalmıyor!  Bazen  kendisinden beklenmeyecek hareketler yapıp taraftarı kızdırıyor. Örneğin müsait durumda üstelik de sol ayağıyla ortaladığı topu auta gönderiyor ya da kırk metreden neredeyse sıfır noktasından kazanılan serbest  atışta  takım cümbür cemaat rakip kale önünde pozisyon almışken şut çekmeyi deniyor.  Lakin “Yaparsa yine bu bir şeyler yapar” düşüncesi belleklere yerleşmiş. Nitekim çoğu kez de yanıltmayıp yapıyor .Volkan  kendisi sahada aklı başka yerde görüntüsünden uzaklaşmış. Ancak nerede çalım yapılacağını,  nerede pas verileceğini iyi değerlendirmeli. Derry City maçında  Henrique’ye gol attırdığı pozisyonu kafasına kazımalı. Futbolumuzda mumla aranır hale gelen topla adam eksiltme özelliğine sahip futbolculardan biri. Bu sezon patlama yapması lazım.
Celuska forma verildiğinde iyi niyet ve büyük bir gayretle yıldızlaşmadan ve takımı yakmadan görevini yapmaya çalışıyor. En azından alternatif oyuncu özelliğini koruyor.
Genç Zeki ise şu an için bana iyi şeyler yazdıracak durumda değil. Hocasının ısrarla kendisine verdiği şansların kıymetini bilmeli. Bunları daha iyi değerlendirmeli...
Alanzinho ise bildiğiniz gibi. Oynamadığında  aranıyor, oynadığında sahaya sürüldüğüne pişman ediyor!.

***

Ön liberoda şans bulan Aykut geçen yıla göre daha iyi. En azından sürekli yana ve geri oynamayı bırakmış.  Zaman zaman risk alıp oyuna daha fazla girmeli. Soner , Yusuf, Abdulkadir ve Caner gibi gençler de kendilerini  sürekli hazır tutmalı,  şans verildiğinde iyi değerlendirmeli.  Ve de özellikle şu sıralar başta yakınları  tarafından kendilerine verilen  akıllara! kulaklar  tıkanmalı.
Ne kadar çok oynadığınız değil, oynadığınızda neyaptığınız önemli.
Bu arada Yusuf’un sol geride neler yapabileceğini merak ediyorum..
Yazıyı bağlarsak, bence bu sezon Trabzonspor’un kaderini pahalı ve havalı iki transfer Maloudaile ile Bosingwa belirleyecek. Bu futbolcular makul bir sürede form tutup takıma  umulan katkıyı  yapabilirlerse Trabzonspor ilk dört içinde yer alır.