BU AYLAR BİR BAŞKADIR
Arılar bal yapmak için en güzel çiçekleri arar, çiçeklerden aldıklarını kovanlarına taşırken çıkarttıkları vızıltılar, kemençe sesi gibi okşar kulakları!
Dev ciğerli rüzgârlar okyanusa dalıyormuşçasına nefesini tutar...
Doğa yeşil elbiselerini bu aylarda giymeye başlar...
Zifin çiçekleri rengârenk açar. Bir ömre bedeldir kokuları.
Fındık ağaçları püskülleriyle haber verir baharın geldiğini...
***
Toprak ana bu ay ellenmek/ilgilenilmek, bir başka ifadeyle bellenmek ister;
Toprağın altını üstüne getirir, peştamalı beline sarılı analar, bacılar, al yazmalı teyzeler, Bordo-Mavi renklere gönül veren, Trabzonspor formasını sırtına geçiren genç kızlar/delikanlılar ve tütünden sararan bıyıklarına arada bir üfleyen kardeşler...
***
Yemek vakti engebeli arazi üzerine kocaman bir örtü serilir, ayaklar arazinin konumuna göre uzatılır... Alüminyum sahandaki yoğurda doğranan mısır ekmeği herkesin tercihidir...
***
Bir fındık ağacının dibine/gölgesine, yani serin bir yere konur su dolu bakır güğüm...
Gökyüzünde sokak lambası gibi duran güneş, önce toprağın nemini alır, sonra da deyim yerindeyse insanın anasını ağlatır!
İlerleyen vakitler, güneşten pancar gibi kızaran çehreler, güğümde henüz ısınmaya başlayan suyla serinletilir...
***
Oradan buradan, Trabzonspor’dan konuşulduktan sonra, gurbette yaşayan çocuklara, torunlara ve akrabalara sıra gelir...
Oysa daha dün akşam telefonla konuşulmuştur, hatta yakın zamanda geleceklerini müjdelemiştir yurt dışında, İstanbul’da, Ankara’da ve diğer illerde yaşayanlar, aynı kanı, aynı soyadı taşıyanlar ve de tanıdık olanlar...
Tabi ki gözler de hafiften bi nemlenir.
***
Gün gelir toprak ana bu defa ekilir...
Ve...
Tohumla doyurulan kara toprağa kalınca bir fasulye çubuğu dikilir, çubuklarla ‘T’ şekli verilen korkuluğa eski-püskü bir çeket ve yırtık-pırtık bir mintan giydirilir, tepesine de bir şapka geçirilince işlem tamamdır, gerisini kara kargalar düşünsün..!
***
Ağustos böceği de her zamanki gibi geç uyanacaktır kış uykusundan, aynı familyadan olan komşularına “Paris’e gideceğim, Lafonten’e de uğrayacağım, bir isteğiniz-arzunuz-mesajını var mı ?” sorusuna, her daim olduğu gibi yine bir karınca cevap verecektir:
“Ben o kitabı yazan Lafonten’in anasını, avradını ...!”