Dünya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç olmadığı kadar tehlikeli ve kontrolsüz bir kaosa doğru sürüklenmektedir. Bir tarafta dünyanın bütün yeraltı zenginliklerine göz diken ve bunları elde etmek için uluslararası kural ve kabulleri açıkça hiçe sayan Amerika; diğer tarafta "*bize dokunmayan yılan bin yaşasın"* mantığıyla cılız tepkiler veren Rusya ve Çin... Bu iki devasa blok arasında ise hayatta kalma mücadelesi veren diğer devletler. Einstein’ın " *3.sünü bilmem ama; 4. Dünya Savaşı sopalarla olacak"* uyarısı, artık uzak bir gelecek değil, hızla yaklaştığımız bir sondur.
Venezuela Operasyonu uluslararası hukukun iflas ettiğinin açık bir kanıtı ve
bu kirli gidişatın en somut göstergesidir. Egemen bir devletin liderinin "*narko-terörizm*" bahanesiyle, tıpkı sömürge dönemlerinde olduğu gibi kendi ülkesinden zorla alınıp kaçırılması, modern dünyanın "*orman kanunlarına*" geri döndüğünün ilanıdır.
Operasyonun ardından hemen Amerikan petrol devlerinin bölgeye davet edilmesi, maskelerin düştüğünü göstermiştir. Amaç demokrasi değil, dünyanın en büyük petrol rezervlerine "*kabadayılıkla*" çökmektir.
Washington, sadece Venezuela’yı değil, bu işgale itiraz eden Brezilya, Kolombiya, Küba ve Meksika gibi ülkeleri de ekonomik yaptırım ve siyasi izolasyonla tehdit etmektedir. Bu, dünya devletlerine çekilen bir "*hizaya gelme"* ihtarıdır.
Doğu’nun stratejik sessizliği ve pasifliği
bu zulüm ve kibirli kabadayılık karşısında Rusya ve Çin’in takındığı tavır, insanlığın umudunu bir kez daha boşa çıkarmıştır. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda dünyayı ayağa kaldıran bu güçler, Venezuela işgalinde "*diplomatik kaygı*" mesajlarının ötesine geçememişlerdir.
Bu sessizlik, aslında şer odaklarına verilen örtülü bir onaydır. "*Bana dokunmadığı sürece kuralların çiğnenmesi sorun değil*" yaklaşımı, küresel adaletin tabutuna çakılan son çividir. Doğu bloğunun bu pasifliği, saldırgan hegemonyanın iştahını daha da kabartmaktadır.
Bu arada bizim ana muhalefetimizin lideri de Amerika’yı “haydutlukla” suçlayarak, Amerika’dan korkmadıklarını haykırmış. İyi de; iktidara gelmek iddiasında olan bir partinin Genel Başkanı; diplomatik ve siyasal dokundurmalar ve mesajlar varken, hukuksuzca da olsa dünya hakimiyet liginin lideri olan bir devletin başkanına, üç-beş marjinal grubu memnun etmek için böylemi eleştiride bulunur! Amerika belki de bundan daha fazlasını hak etmiştir ancak siyasi bir partinin Genel Başkanı sokak ağzı ile konuşamaz, konuşmamalıdır. Her vesile ile eleştirdiği Cumhurbaşkanı ise “*padişaha kelle yetiştirme*” kaygısı olmadan, bekledi, anladı ve açıklamasını yaptı. Hangisi doğru ve isabetli oldu düşünmek lazım!
Meksika Devlet Başkanı’nın avazı çıktığı kadar haykırdığı o gerçek, aslında kurtuluşun reçetesidir. Bu şirretliğe karşı dünyanın tek şansı; süper güçlerin insafına sığınmak değil, onlara karşı ilkeli ve ortak bir direnç hattı oluşturmaktır. Bu tehlikeli gidişi durdurmak için somut politikalar acilen hayata geçirilmelidir:
Orta ve küçük ölçekli devletler, yeraltı zenginliklerini süper güçlerin şantajına karşı korumak için bölgesel güvenlik ve ekonomik işbirliği paktları kurmalıdır. Ekonomik tehditlerin en büyük silahı olan dolar bağımlılığı, çok taraflı ticaret anlaşmaları ve alternatif para birimleriyle kırılmalıdır. Mevcut yapısı felç olmuş Birleşmiş Milletler yerine; kabadayılığa cüret eden her devleti (gücüne bakmaksızın) dışlayan ve cezalandıran yeni ve güçlü bir uluslararası hukuk birliği inşa edilmelidir.
Eğer bugün Venezuela’da yaşananlara, yarın başka bir coğrafyada yaşanacaklara karşı "*birlikte hareket"* edilmezse; insanlık bugünkünden çok daha ağır bir kölelik sistemine mahkûm edilecektir. Yarın çok geç olduğunda, elimizde ne savunacak bir hukuk ne de karnımızı doyuracak bir vatan kalmayacaktır!
Türkiye olarak bu tehlikeli kavşakta durup düşünmeliyiz. Her türlü tehdit ve felaket senaryolarını 10 bin yıllık devlet tecrübesi
ve ortak aklı ile masaya yatırıp, kendi planlarımızı acilen ama acele etmeden yazmalıyız.
Amerika gibi, kibirli kabadayılara karşı; ilan etmeden, en etkili ve yeterli hazırlıklarımıza başlamazsak ya da kendi iç çekişmelerimizden dolayı bu hazırlıkları ihmal edip geciktirirsek , tarih ve milletimiz bizi affetmez!
Geliyorum diyen bu açık ve tahrip edici tehlikelere karşı tüm hazırlıklarımızı süratle sürdürmeliyiz.
Eğer gecikir ya da ihmal edersek; gerçekten de gelecekte bu günleri çok ararız!
Yarından tezi yok topyekün işbaşına!…