BU ŞEHR-İ TRABZON


Trabzon’umuz eski bir şehir. Osmanlılardan önce başkentlik yapmış, Osmanlı döneminde ise Şehzadeler şehri olarak anılmıştır. Eski yapılaşma, çeşmeler, türbeler bizi alıp eskilere götürüyor. Zağnos Köprüsü, Tabakhane Köprüsü, Ortahisar evleri tarihi zenginliklerimizdir.
Dar kıyı şeridine yerleşmiş bir şehir Trabzon. Boztepe, Soğuksu hem şehre hem de denize kuşbakışı bakmaktadır. Türkiye’mizde birçok insanın yaşamak için hayalini gerçekleştirdiği, birçoğunun da imrenip de yerleşemediği bir yerdir Trabzon.
Doğa güzelliği, coğrafi konumu ile göz kamaştıran Şehrimizin tüm sorunları çözülmüş mü? Bu sorunun yanıtını keşke olumlu verebilseydim. Henüz sokakların, caddelerin, hatta yerleşim alanları nın arzu edilen düzeye getirilemediği bir gerçek. 1960 yıllarını yaşayanlar anımsarlar, Ganita’dan Uzunkum’a kadar kıyı şeridi tertemiz ve cıvıl cıvıldı. Plajlar, eğlence yerleri farklı bir hava veriyordu. Kıyının acımasızca dolduruluşu, uygarlık alanında ise maalesef birilerinin paçamızdan tutup geri çekişi, bizlere 50 yıl önceki Trabzon’unu ve yaşantısını aratıyor.
Hemşehrilerle sokaklarımız arasında âdeta düşmanca ilişki vardır. Birçoğumuz sokaklarımızı kuraldışı kullanıyoruz. Kirletiyor, çöpünü sokağa atıyor, bunlardan daha vahimi tükürüyor, burnunu siliyor... Duvarlara ilânlar yapıştırılıyor, evlerin dışını boyamıyoruz.
Köylerden, beldelerden hatta kasabalardan kentimize aşırı göç olmuştur. Göçle gelen insanlarımız, bir şehrin kurallarına uymaktan çok, önceden yaşadığı köy, belde alışkanlıklarını buraya taşıdılar. “Köyden indim şehire, şaşırdım birden bire” sözünü sosyolojik açıdan incelersek bugünkü Trabzon yaşantısına ulaşırız.
Şehrimizin doğal güzelliğini kirletenler, sanat nitelikli alanlara değer vermeyenler yetkili kurumlarca önce uyarılmalı sonra cezalandırılmalıdır. Batı’da kar yağınca işyerinin veya yaşadığı yerin önünü sahibi temizlemek zorundadır. Eğer bu zorunluluğu yerine getirmez ve sahibi olduğu işyerinin önünde ayağı kayarak o kişinin ayağı kırılırsa, tedavi ücretini ve çalışamadığı günlerin tazminatını ödemek zorundadır.
Günde ortalama 500.000 kişi yaşar şehrimizde. Artvin, Rize, Bayburt, Gümüşhane ve Giresun insanı gezmek için, alışveriş yapmak için Trabzon’u tercih eder. Ne yazık ki bu terazi bu sıkleti çekmez oldu. Sokaklar yetmiyor, kaldırımlar dar geliyor. Kaldırımlarımızın döşemesi, bakımı güzel ama insanımıza yetmiyor. Daha geniş ve düzenli ticari ve sosyal alanlar oluşturulmadığı sürece şu andaki merkezi alan insan yığınını oluşturuyor. Çünkü en uzak semtte oturan insanımız gezmek için alışveriş yapmak için meydana geliyor.
Unutmayalım ki Trabzon demek Uzun Sokak, Kunduracılar demek değildir. Yeni cuma, Tekke, Boztepe gibi mahallere ve ara sokaklara dikkat etmek sanıyorum ki yetkililerin temel görevidir. Çünkü oradaki insanlar da sokaklarının, mahallerinin temiz ve güzel olmasını istiyor.
Bir kentin sokakları, kahvehaneleri, eğlence yerleri tıka basa dolu ise orada işsizlik kol geziyor demektir. Devlet üretime yönelik fabrikalar açmamış. Özel teşebbüs de 5-10 bin kişi istihdam edecek iş alanları oluşturmamıştır. Peki ne yapsın insanımız? Ya sokaklarda aylak aylak dolaşacak veya gidip bir kahvede oyun oynayacak. İşte sokaklarımız da kuru Kalabalığının nedeni bence Trabzon’daki işsizliktir.
Bizim görevimiz bu tarihi kenti tarihine yakışır biçimde yaşatmak, doğal güzelliklerine önem vermek ve çocuklarımıza, torunlarımıza yaşanabilir bir kent bırakmaktır.. Belediyemiz de bina yapımında binaların estetikliğine ve yeşil alan durumuna önem vermeli hatta Bodrum evleri Eski Trabzon evleri gibi bir mimari özellik oluşturmalıdır. İnsanlarımıza şehircilik kültürü aşılanmalı, ortak yaşama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Kısaca burası büyük bir köy olmaktan kurtarılmalıdır.
Kısaca bu güzel kentimiz, güzel insanlarla daha da güzelleşir.
Ne dersiniz?