BU SEVGİ ŞAMPİYONLUĞU GETİRECEK

BU SEVGİ ŞAMPİYONLUĞU GETİRECEK

“Bu ne sevgi ah, bu ne ıstırap” Türk Sanat Müziği’nin unutulmaz eserlerinden bu şarkıyı bilmeyenimiz yoktur. Hele orijinalini Abdullah Yüce gibi üstatlardan dinlemişseniz aşkın hem sevgi dolu neşesini hem de ıstıraba varan çilesini hissedersiniz. Trabzonspor aşkı da aynen şarkıdaki gibi sevgi ve ıstırabı bir arada yaşatan vazgeçilmezi bu şehrin. Geçmişte yaşanan şampiyonlukların ve de haksız kaybedişlerin takımı olarak bordo mavi renklere kalbini veren milyonların aşkı sevgi ve ıstırap arasında gidip gelmekte.

Ama bu nasıl sevgi. Yaşı yok. Kadını, erkeği yok. Zengini fakiri yok, Trabzonlu olup olmamanın da önemi yok. Anadolu’nun futboldaki öncüsü olarak biz de başarabilirizi tüm ülkeye yayan bir sinerjinin taşıyıcısı. Ezanda kulağı olan hacı amca da, dersini anlatan öğretmen ve onu dinleyen öğrenci de, fındık toplayıp harmanda kurutan Fadime hala da, harcına kürek sallayan işçisi de, hastasını muayene eden doktoru ve hastası da bir şekilde Trabzonspor'un alacağı başarıya odaklanmış şekilde yaşar bu kentte. Şampiyonluğa inanmış taraftarın bu sevgisi sürdükçe özlenen mutlu sona kavuşmak hiç te zor olmayacak. Bazen tökezlenecek takım. Bazen en formda futbolcularımızdan bile istenen verim alınamayacak.

Bazen hakemler yanlış kararlar verecek. Bazen hoca yanlış kadro kurdu diye eleştirilecek, ama asla azmi elden bırakmayacak. Bu yılki kadar şampiyonluğa yakın olmamıştı bordo mavililer. Güzel düşüneceğiz. Güzel olacak. İyi ve güneşli günler göreceğiz. Kupaların sıcaklığı taraftarın gönlünü ısıtacak. Bu sevgi Trabzon'da hep vardı. Trabzonspor sevgimiz aslında, bu kentin iddiasının bir sonucudur. Bilim, sanat, siyaset insanlarını yetiştiren Trabzon'un elbette futbol gibi asla sadece spor olmayan içinde birçok iddiayı barındıran bir alanda da başarılı olması doğaldır. Gün ola, güzel ola.

Sevginiz arta, eksilmeye. Unutmayalım Trabzonspor bu kentin en iyi tanıtım yüzüdür.

YAHYA KEMAL NECİP FAZIL NAZIM HİKMET VE CELİLE HANIM

Heybeliada Bahriye Mektebinde iki askeri öğrenci okur. İkisi de farklı dünyaların kültürel yapısında büyümüş. Buna rağmen aile olarak, umumdan ayrı bir dünyanın içinde yetişmişler. Osmanlı Paşalarının kanlarını taşıyan bir üst sınıf öğrencisi ve, ondan bir alt sınıfta okuyan hakim bir babanın evladı da aynı rahatlık içinde öğrenimlerini sürdürürken birçok okul değiştirmişler. Galatasaray Lisesi, Nişantaşı Sultanisi gibi okullardan sonra Harbiye Mektebine giden Nazım Hikmet ve Fransız Frerler Mektebi, Amerikan Koleji dâhil olmak üzere değiştirmek zorunda kaldığı beş okuldan sonra Harbiye mektebine kaydolan Necip Fazıl. Harbiye mektebi sonrasında da fırtınalı yaşamın ortasında hayatını sürdüren geleceğin iki önemli şairi.

Nazım Hikmet varlıklı bir dedenin, diplomat oğlu Nazım'ın evladı, Selanik doğumlu. Necip Fazıl da Maraşlı bir ailenin mensubu Kadıköy Hâkimi Abdulbaki Fazıl Bey'in oğlu. Sonrasında her ikisini de yolu Bahriye mektebinde kesişmiş. Necip Fazıl bir alt sınıftadır. Yıl 1917,dünya çok şeye gebedir. Rusya'da çarlık yıkılmak, yerine Sovyetler Birliği Kurulmak, devrim gerçekleşmek üzeredir. Nazım Hikmet de, Necip Fazıl da o yıllarda şairdir. Şiir dergileri çıkarırlar. Okulda duvar gazeteleri oluştururlar. Şairlerin sohbetlerine katılıp görüşlerini aktarırlar. İçten içe de birbirlerini kıskanıp rekabete girmelerine rağmen dostlukları da devam eder. Zaman yollarını ayırır.

Bilinen hayat öyküleri içinde Nazım, yazdıkları ve dünya görüşü nedeniyle hapishanelerle tanışır.

Uzun süren hapislikler yaşar. Necip Fazıl'ın da hapishane hayatı vardır, o da düzenle barışık değildir fakat Nazım'a göre çok kısa sürelidir mahpuslukları. İki sanatçıyı da tanıyan, eserlerini okuyanlar, dünya görüşleri ve eserleri kadar neler yaşadıklarını bilirler. Bu iki bahriyeli öğrenciyi buluşturan bir nokta var ki orda da karşımıza yine ünlü şairlerimizden Yahya Kemal Beyatlı karşımıza çıkar. Nazım'ın baba ve annesi evliliklerini sürdüremez ayrılırlar. Anne ressam Celile Hanım’dır. Saraydaki ressam Fausto Zonaro'dan ders almış, çevresi geniş sanat dünyasında tanınan ve aynı zamanda da güzelliği ile kendinden söz ettiren bir kadındır, Celile.

Yahya Kemal de Bahriye okulunda derslere gider. Genç bahriyelilere şiiri, sanatı, edebiyatı öğretip sevdirmeye gayret eder. Necip Fazıl ve Nazım Hikmet de öğrencileri arasındadır. Yahya Kemal dönemin önde gelen şair ve edebiyatçılarındandır. Nazım Hikmet te şiirlerini o yıllarda yazmaya başlamıştır bile. Ressam Celile Hanım oğlunun daha iyi ve kapsamlı yetişmesi için Yahya Kemal'den eve de gelip Nazım'a özel ders vermesini ister. Celile Hanım ile Yahya Kemal'in yolları bu özel derslerin başlaması ile kesişir. Sanat ve edebiyat dünyasının iki tanınmış ismi Yahya Kemal ile Ressam Celile derslerden sonra sohbetle geçen günlerin sonunda birbirlerine karşı ilgi duymaya başlarlar.

Celile Hanım yaşça Yahya Kemal'den büyük ve o sıralarda kocasıyla anlaşamasa da henüz evli ve iki çocuk sahibidir.

Nazım'ın 15 yaşlarında olduğu ilk delikanlılık çağlarına rastlayan bu yakınlaşma sürerken Celile Hanım eşinden ayrılır. Yahya Kemal kibar bir beyefendidir ama oldum olası evlilikten kaçan farklı bir yaradılışa sahip şairdir. 15 yaşındaki bir delikanlının kabullenemeyeceği bu yakınlaşma Nazım'ın canını sıkmaya çoktan başlamıştır. Yahya Kemal hem evlilikte kararsız hem de Celile Hanım’ı da çok kıskanmaktadır. Artık bu durum sanat çevreleri ve bütün İstanbul'un dilindedir. Nazım da Yahya Kemal'e kendisini istemediğini hissettirir. Yahya Kemal uzun bir süre İstanbul'u saran dedikodulardan dolayı ne Celile Hanım’ın evine ne de Bahriye Mektebi'ne ders vermeye gider.

Bir müddet sonra Bahriye Mektebi'ne geri döndüğünde öğrencileri arasında olan Necip Fazıl'ın bütün bu olup bitenleri ima ederek söylediği, “Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duydu. Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim” sözleriyle tepkiyle karşılanır. Konu bilindiğinden Necip Fazıl ressam Celile ile Yahya Kemal'in aşklarındaki kırılmadan dolayı hocasının çok üzüldüğünü ve sınıfın da bunun farkında olduğunu beyan etmiştir ironik bir şekilde. Nazım Hikmet de okul arkadaşı Necip Fazıl'ın bu tepkisinden sonra, zaten istemediği bu birlikteliğin sona ermesi için  o yaşlardaki bir çocuğun ruh hali içinde ligin bir ifade ile öğretmenini bir gün uyarır. Ama bu uyarı yüz yüze yapılmamıştır.

“Muallimim olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremezsiniz.” diye bir not yazarak hocasının cebine sıkıştırır. Yahya Kemal Celile’den vazgeçemez fakat kararlılığını hissettirecek bir adım da atmaz. Oysa Celile bütün dedikodulara karşı dimdik durmaktadır. Hatta kendisine artık gel evlenelim diyecek kadar kararlıdır. Yahya Kemal, bir türlü karar veremez ve bu ilişkiyi istemeyerek te olsa sonlandırmak ister. Nazım Hikmet'in tepkisinden mi yoksa  “millet ne der” baskısından mı bilinmez ama  bu evlilik gerçekleşmez. Bunda Yahya Kemal'in, mütereddit, kuşkucu, evhama varan kararsız tavırları da etkili olmuştur. Oysa Celile Hanım her şeye göğüs gererek bu evliliği istemekte idi.

Celile Hanım’ın, “gel artık evlenelim kararlılığına” karşılık Yahya Kemal bir şiirle cevap verir. Ve bu şiirin herkes ölüme dair olduğunu sanır. Sessiz Gemi ayrılığın dünya halini anlatırken, Celile Hanım'a bir veda mektubuydu aslında. Ve bu şiir hem Celile Hanım’a hem de büyük bir hevesle gittiği adaya vefasıydı, Yahya Kemal'in. Adadan da ayrılmış, yardan da. Bu aşk mutlu sonla bitmemişti. Fakat edebiyatımıza  ölesiye bir aşka, ayrılığın her türlüsüne dair  güzel bir şiir kazandırmıştı. Ayrılıklar da bir nevi ölüm değil midir aslında?

    SESSİZ GEMİ

Artık demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.

***

ÖNCE EKMEKLER KÜÇÜLDÜ

Pahalılık almış başını gidiyor. Yakıta her gün zam geliyor. Yollarda araç sayısı azaldı. Koca İstanbul’da zamlar yüzünden trafiğe çıkan araç sayısı giderek azaldıkça trafik te düzene girmeye başlamış. Aileler geçimde zorlanıyor. Kiralar arttıkça artıyor. Zam yapan da haklıyım diyor. Geçinemeyenin feryadı da kabul görüyor. Üreten haklı. Tüketen haklı. Ekmekler küçüldü. Sofralarda bir yerine iki ekmek tüketilmeye başlandı. Artık gramlar eksile eksile ne çorbaya yeter oldu ne de hamsiye. Fiyata zam gelmiyor. Ekmek sürekli küçülüyor. Pasta gibi ekmekleri yerken Fransa kraliçesi sanki bugünleri görmüştü.

Ne demişti Fransa Kraliçesi Marie Antoinette, “Ekmek bulamazsanız pasta yiyin” demişti bir zamanlar. Ekmek pasta kıvamında küçülünce, kraliçenin öğüdü askıda kaldı bu sefer. Pasta niyetine ekmek mi yiyoruz, yoksa ekmek diye aldığımızı pasta diye mi yiyoruz belli değil. Gerçekten bugün 2.5 TL’ye satılan ekmek iki kişilik ailede bir öğüne yetmez oldu. Beş liralık ekmek yine iki kişilik ailede sabah kahvaltısı öğle yemeği derken bitiveriyor. Akşama yenisi alınacak, kalanla sabah kahvaltısı yapılacak. Öğle ve akşam için yeniden ekmek alınacak, sabaha kalmayacak bu sefer. Böyle sürüp gidecek. Çok geçmeden gerekçeleri hazır yine zam yapmak gerekecek, ama ekmeğe zam yapılmadı desinler diye gramajı düşülecek. Bu sefer iki kişilik aileye tek bir öğün ancak yetecek, ekmek.

Fırıncılar çekinmeyin, ekmeği küçülteceğinize zam yapın. 25 kuruş mu 50 kuruş mu artık ne kadarsa.

Baksanıza akaryakıta her gün zam geliyor. Hoş sürücü bu sefer yine 100 TL’lik alıyor ama bu gidişle 100 TL’lik yakıt Meydan'dan, Boztepe'ye yakında çıkarmaz bizi. Ne olacak peki bu durumlar? Arabanın benzin deposu mu küçülecek, yoksa mideler mi? Ben bilmem. Ekmeği küçültmeyin yeter.

Artık katıksız ekmek bile doyurmuyor. Bir de her konuya bir yorum getirmek görevleri imiş gibi konuşan ismi sanatçıya çıkmışlar var ki onlar da başka âlem. Simit’in bile fiyatından haberdar olmadan konuşuyorlar ya. Hadi fiyatından vazgeçtik her gün simit yesinler bakalım doyarlar mı?

Fırıncılar zam yapın zam. Ekmekleri küçültmeyin. Ahali doymuyor.