BURASI BENİM ÜLKEM!
Bu ülke, bu ülke insanı bizim..
Hepimizin..
İster Doğu’da olsun, ister Batı’da.. İster Kuzey’de ister Güney’de..
Biriz..
Ayrımız gayrımız yok!.
Birilerimiz ülkenin nimetlerinden daha fazla yararlanırken, birilerimiz daha az...
Kader bu!..
Bu kaderin içinde, hiç kuşkusuz devletin vurdumduymazlıkları da oldu!.
Bu ülkede yıllar öncesine kadar kan davaları ile cinayetlerin yaşandığına şahit olunurken, yıllar geçtikten sonra kırıntıları kalsa da bitti bu kan davaları!
Ama bu ülkenin belli yörelerinde hala çocuk gelinlerin acı kaderleri yaşanıyor.
Bu ülkede hala çağdışı olayların yaşandığı, üçüncü dünya ülkelerinde bile görülmeyen tabloların sergilendiğini görmemek de hiç mümkün değil!.
Gelişiyoruz denirken düzenin sessiz derinliklerinde öyle garip işler oluyor ki ‘Bu benim ülkem mi?’ dememek mümkün olmuyor.
Kız çocuklarının hala ülkemin bir çok kırsal kesiminde özellikle de Güneydoğu'sunda yaşadıkları dramları okumak insanın içini acıtıyor!
Ama ne yazık ki burası benim ülkem!..
Geçtiğimiz günlerde Van’ın Çatak İlçesi’nden 2.5 yıl önce Siirt’in Pervari İlçesi Yapraktepe Köyü’ne ‘berdel’ usulüyle evlendirilen 14 yaşındaki Kader Erten’in silahla öldürülmesi, gözleri yine çocuk gelinlere çevirmişti. İçimiz acımıştı..
ABD Cleveland’da, bir şiddeti önleme merkezinde 3 yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönüş yapan Adli Tıp Kurumu eski başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat ve ekip arkadaşları ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Araştırma Görevlisi Sabahat Ölçer ve Öğretim Görevlisi Begüm Kocamaz, Van’ın farklı mahallelerinde yaşayan çocuk gelinleri araştırdı. 57 günde tamamlanan çalışma sonucunda çocuk gelinlerin hikayeleri derlendi.
Son derece ilginç duygular vardı..
Onların bazılarını bugün yazmak istedim.
İşte kimlikleri gizli tutulan o çocuk gelinlerin öyküleri:
Gelin okuyalım!
Sonra da düşünelim!
EŞİMLE KARDEŞ GİBİYDİK
“Köyde yaşadık, büyüdük. 13 yaşında akraba evliliği yaptım. Kayınvalidem de halamdı. Anneannemle kaldığım zaman eşimle tanışmıştık. Daha doğrusu bir ağabey kardeştik. Eşim benden on, on bir yaş büyüktü. Anneannemin yanında fazla kalamadım. Çok sıkılıyordum ve ailemi özlüyordum. Üç yıl kaldıktan sonra beni annemlerin yanına geri gönderdi. Halam bayramın ilk günü bize geldi. O zaman küçüğüm, dışarıda oynuyordum. Sonra gitti. Sonraki gün tekrar geldi. Yanında başkaları da vardı. Ama bu defa beni istemeye gelmişlerdi. İşte verdiler, düğün olacak. Hemen nişan oldu. Nişandan sonra sürekli ağlamaya başladım.”
KORKUDAN
TİTRİYORDUM
“Daha 14 yaşındaydım. Düğünümüz oldu. Beni baba evinden alıp köye götürdüler. Kaynanam, halam olduğu için kimse benimle birlikte gelmemişti. Akşam oldu, ne yapacağımı bilmiyordum. Korkuyordum. İlk gecem çok kötüydü. Şu an hatırlıyorum da. Eşim daha yanıma gelmeden önce titremeye başladım, bayıldım. Kolonya falan verdiler. Beni ayılttıktan sonra eşim geldi odaya. Bana, ‘Gel seninle evcilik oyunu oynayalım’ dedi. Bu cümleyi hayatım boyunca unutmayacağım. Annemi, babamı hiç affedemiyorum gerçekten. Yani çocuk ya bilmez diye ‘Gel oyun oynayalım’ dedi, anlamadım. Şimdi aklıma geliyor hiçbir şey diyememişim.”
BEN HİÇ ÇOCUK
OLMADIM
Bir başka çocuk gelin;
“Çocukluğumda, diğer çocuklar gibi oynamaya gitmedim. Üstüme böyle güzel bir kıyafet giymedim. Köydeydik işte koyuna, sürüye, tarlaya. Oraya buraya git, onun için çocukluğumu hiç yaşamadım. Küçüktüm, amcamın oğlunu sevdiğimde o, ortaokula gidiyordu. Ben de on üç yaşındaydım. Evlerimiz yakındı, beraber oyunlar oynardık. Nişanlandığımda 13 yaşındaydım. O gece gerdeğe girecektik aşırı korktum. Hiç kimse de anlatmamıştı. Daha yeni adet olmuştum. Çok korktum, titreme oldu bende. Ağladım sabaha kadar. Kanamam olduğu zaman, çarşafı aldılar. Sağdıç elinde tabancayla havaya bir el ateş etti. Ondan da çok korktum. Babamlar duydu. O zaman korkunun yanına bir de utanma eklenmişti. İlk başlarda eşimle anlaşamıyorduk. Ağlıyordum. Sonra alıştım.”
OKUYAMAMAK
İÇİMDE YARA
14 yaşında evlendirilen bir başka çocuk gelin ise eşinin çok nazını çektiğini söyleyerek hikayesini anlatıyor;
“Çocukluğumu yaşamadım. Ben okumak çok istedim, derslerim çok iyiydi. Ortaokul döneminde babam okutmak istemedi. Okuyamamak benim için en büyük eziklik, eksikliktir. Evleneceğimi ilk duyduğumda şaşırdım. Ekim ayında düğün hazırlıklarına başlandı. Geceyi dayımın evinde geçirdim. Burada banyom yapıldı. Daha sonra alıp, konvoy eşliğinde köye götürdüler.”
***
Evet alınıp satılır gibi verilen ‘Çocuk gelinler’ anlatabildikleri kadarıyla içlerini böyle döküyorlar!
Bunlar benim ülkemin insanları, benim ülkemin çocukları..
Ne yazık ki benim ülkem!
Benim ülkemde uzun yıllardır filler yukarıda tepişirken, altta çimenler öyle eziliyor ki, ne gören var ne de duyan!
Altta kalanın canı çıkıyor!
Böyle gelmiş böyle gidiyor!.
'Cambaza baktırmak' çok hoşumuza gidiyor!
Kırsalda yaşayan vatandaş nasılsa hak nedir, hukuk nedir, Anayasa nedir bilmiyor! Bir taraftan sahipsizliğin şarkısını söylüyor, diğer taraftan da oyunu kullanıyor!..
Hep böyle olmadı mı?
Erkin Koray'ın o meşhur 'Arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah' sözleriyle başlayan ‘Fesupanallah’ isimli şarkısı bu yönde çok şey anlatıyor aslında..
Orhan Baba'nın şarkısını da atlamayalım!.
‘Nerde boynu bükük bir garip görsen, hor görme kim bilir ne derdi vardır..’
Dedik ya fil çimen hikayesi...