*ÇANLAR SENİN İÇİN ÇALIYOR!*

Ernest Hemingway, o ölümsüz eserinde insanlığı tek bir vücut olarak tasvir ederken aslında kadim bir hakikati haykırıyordu: "Hiçbir insan bir ada değildir." Bir canın yitişi, tüm insanlığın eksilmesidir. İslami inancımızdaki "Bir cana kıyan, tüm insanlığı öldürmüş gibidir" ayet hükmü ile bu evrensel manifesto ruh ikizidir.

Ancak bugün, bu ruhun ve milli bekamızın üzerinde davullar çalıyor. Ve ne acıdır ki bu davullar sadece iktidarın hataları için değil, muhalefetin dilsizliği ve etkisizliği için de yankılanıyor.

Ana muhalefet partisi, yaptığı mitinglerle, iktidarın yanlışlarını meydan meydan anlatırken; perde arkasında da kurulan komisyonların sessiz ortağı olma yolunda ilerliyor.

Bir yanda Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri ve milli kimliğimizin teminatları olan 42. ve 66. maddeler tartışmaya açılırken, diğer yanda "umut hakkı" adı altında terörün merkezine özgürlük vaatleri havada uçuşuyor!

Bitmiş bir terör örgütüne yeniden hayat hakkı tanınıp onun liderini allayıp pullayan yaklaşımları millet sessizce, ancak nefretle izlemektedir!

CHP’nin “Cumhuriyetin kurucu partisi” olmasına rağmen, Cumhuriyetimizi de hedef alan “süreç yönetimi” için İYİ Parti gibi net tavır alamamış olması, kimse toplum mühendisliğine soyunmasın ama, milletin iradesini teslim etme gafletidir. Buna rağmen bütün uğraşları, yaptıkları mitinglerle parçalanmış muhalefetin tüm enerjisini kendi potası altında toplamaya çalışma gayretidir.

İyi de kendisinin dışındaki muhalefet partileri büyük bir çoğunlukla önceki seçimlerde Kılıçdaroğlu’na oy vermedi mi? Şimdi Kılıçdaroğlu eline tutuşturulmuş kılıçla öncelikle CHP’lilere saldırıyor! Peki CHP “toplumsal ittifak” sloganı ile bu yaşanmış gerçek ortadayken, bu partilerle anlaşmadan toplumsal ittifakı nasıl sağlayacak? Onları kendi adayına oy vermeleri için nasıl ikna edecek?

Büyüklerimiz boşuna mı “Müslüman, aynı delikten iki kere ısırılmaz” demişler!

Diğer muhalefet partileri de milletin gönlündeki yerlerini pekiştirmek için beklenen çabayı gösteremiyor, hatta meydanlara çıkmayarak CHP’nin bu “oportünist” yaklaşımına çanak tutuyorlar!

Oysaki millet; kürsüde aslan kesilip mutabakat odalarında aferin ile arkası sıvazlananların muhalefet anlayışını ne affeder ne de unutur!

Ve yine; muhalefetin diğer paydaşları olan partiler “Aman kavgacı görünmeyeyim de merkeze oturayım” yaklaşımı sergilerken, aslında siyasetin merkezinden, yani milletin kalbinden uzakta kalıyorlar.

Haftada bir gün grup kürsülerinden heyecanlı konuşmalar yaparak kamuoyunu bilgilendirmeye çalışmaları elbette ki değerlidir; ancak iddia edilen olumsuzlukları engellemek, en azından farkındalık oluşturmak için bunun yeterli olmadığı görülmektedir.

Siyaset, sadece mikrofona konuşmak değildir. Siyaset, tehlikeyi gördüğünde meydanları coşkulu kalabalıklarla bir irade kalesine dönüştürmektir.

Güney sınırımızda Suriye üzerinden sahnelenen oyunun son perdesi ortadayken, "Bize bir şey olmaz" diyerek avunmak akıl tutulmasıdır.

Bugün Türkiye’de "İmralı süreci" üzerinden yürütülen tartışmalar, sadece hukuki bir prosedür değil, bir milletin varlık-yokluk mücadelesine evrilmek yolundadır. Muhalefetin bu süreçteki "uyuşturulmuş" hali, iktidarın iddia edilen yanlışlarından daha tehlikeli bir boyuta ulaşmıştır.

Atalarımız der ki: "Madem oyun bilmezdin, niçin girdin horona?"

Siyaset meydanı, tribünden izlenecek bir müsabaka değildir. Eğer bu partiler, dillerinden düşürmedikleri o anayasal tehditlere ve "umut hakkı" safsatasına gerçekten inanıyorlarsa, eylemleriyle söylemleri bir olmak zorundadır. Bir an önce topluca bir mutabakatla güç birliği yaparak, iddia ettikleri yanlışların karşısına çıkıp millete güven ve cesaret vermelidirler.

Ama bunu; toplumsal algılar oluştuktan sonra, Kılıçdaroğlu olayında olduğu gibi seçime az zaman kala değil, hemen , şimdi yapmalıdırlar!

Gerçek muhalefetin sadece CHP’den ibaret olmadığını haykırmalı; meydana gelen hiçbir olumlu gelişmeyi kabul etmeyen muhalefet algısını ve kıblesini düzeltmelidirler.

Eğer bunu yapmazlarsa CHP, kendi politikaları doğrultusunda diğer muhalefet partilerinin enerjisini haklı olarak rahatlıkla kullanacaktır.

Bilinmelidir ki bu partilerin söylemlerinin ayrı ayrı doğru olmasının hiçbir anlamı kalmayacaktır!

Aksi durumda sadece kendilerini aldatmış olmayacaklar; tarihin elbet yargılayacağı, “celladına aşık” sorumlular olarak milletin hafızasında olumsuz yer edineceklerdir.

Ey Türk oğlu!

Sen asırlık ihanetlerle yıkılan koca bir imparatorluğun külleri arasından, her türlü yoksulluğa karşı dünyanın en muhteşem milli devletini kurmayı başaran bir milletin evladısın. Sakın unutma ve de geç kalma!

Hemingway’in dediği gibi, "Asla sorma çanlar kimin için çalıyor" diye... Çünkü eğer bugün bu sessizlik ve etkisizlik bilerek ya da bilmeyerek devam ederse, bil ki:

*“Çanlar senin için, senin geleceğin için çalıyor!”*

Uyan artık! Uyan…