CHP'NİN ASIL SINAVI: İSİMLER DEĞİL, ZİHNİYET

Cumhuriyet Halk Partisi, bugün belki de tarihinin en kritik kırılma dönemlerinden birini yaşıyor. Tartışmalar yalnızca genel başkanlık yarışı ya da kurultay süreciyle sınırlı değil. Asıl mesele, partinin yıllardır kendi içinde çözemediği yapısal sorunlardır.

CHP'de öyle bir yapı oluştu ki, bunu çözmek sadece yönetim değişikliğiyle mümkün görünmüyor. Çünkü sorun kişilerden çok, yıllar içinde oluşan siyasi reflekslerde ve parti kültüründe yatıyor.

Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, merhum Bülent Ecevit'in yaşadığı süreçtir. Ecevit, İsmet İnönü'yü kurultayda 709 oya karşı 507 oyla geride bırakarak CHP Genel Başkanlığı'nı kazandı. Böylesine güçlü bir destekle göreve gelmesine rağmen, partinin dinamiklerini, derin yapılarını ve kendi ifadesiyle aşamadığı iç mücadelelerini yönetmenin kolay olmadığını gördü. Sonunda CHP'den ayrılarak yeni bir yol çizdi ve kurduğu DSP ile iktidara kadar uzanan bir başarı hikâyesi yazdı.

Bu tarihsel örnek bile CHP'nin sadece seçim kazanmakla ya da genel başkan değiştirmekle çözülemeyecek kadar derin sorunlar yaşayabildiğini göstermektedir.

Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Geçmişte "birlik ve beraberlik" adına partiye geri çağrılan isimler, büyük bir siyasi başarı gibi sunuldu. Oysa zaman, bu tercihlerin ne kadar isabetli olduğunu ya da olmadığını ortaya koydu.

Farklı partilerden yapılan transferler, milletvekili ve belediye başkanı düzeyindeki geçişler, kısa vadeli siyasi kazanç hesabıyla değerlendirildi. Ancak siyaset sadece sayı hesabı değildir. İlke, sadakat ve aidiyet duygusu olmadan kurulan siyasi yapılar ilk ciddi rüzgârda sarsılır.

Muharrem İnce'nin yeniden CHP saflarında yer alması da bu tartışmaların merkezinde bulunuyor. Destekleyenler olduğu gibi eleştirenler de var. Bu gelişme, parti içinde geçmişte yaşanan ayrılıkların ve yeniden birleşme girişimlerinin nasıl değerlendirileceğine ilişkin farklı görüşleri de beraberinde getirdi.

Artık CHP tabanında önemli bir kesim şu soruyu yüksek sesle sormaya başladı: Parti, günü kurtaran transfer siyasetiyle mi yoluna devam edecek, yoksa kendi kadrolarını yetiştiren, kendi değerlerine bağlı, Atatürk'ün çizgisindeki sosyal demokrat anlayışı yeniden mi inşa edecek?

Siyaset, günübirlik hesaplarla değil, uzun vadeli güven üzerine inşa edilir. Üç beş oy fazla almak uğruna yapılan her tercih, yarın çok daha büyük siyasi maliyetler doğurabilir.

Bugün en küçük bir siyasi rüzgârda yön değiştirenlerin, yarın sert fırtınalarda aynı kararlılığı göstermesi kolay değildir. Oysa ilkelerine bağlı kalan kadrolar, en zor dönemlerde bile güven vermeye devam eder.

Belki de CHP'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni isimler değil; sağlam bir siyasi omurga, tutarlılık ve ilkeler etrafında yeniden kenetlenmektir. Tarih, aynı hataları tekrar edenleri değil, hatalarından ders çıkaranları yazar. CHP'nin önündeki gerçek sınav da tam olarak budur