CUMHURBAŞKANI'NA ÖZDE DESTEK
Dağlardan devlet büyüklerini şifa burada deyip aldatarak sildiğimiz "Ne mutlu Türk'üm diyene" yazısı vatanı kurtaracak azık değilmiş meğer. Halbuki kalplere yazmamız gereken yazıyı biz zahirden de kaldırdık.
Manzara hiç ehven değil.
Tek güvencimiz Türk Silahlı Kuvvetleri ve onun Başkomutanı Recep Tayyip Erdoğan.. Her ne kadar hükümet Cumhurbaşkanı ile paralel bir görüntü veriyorsa da icraatın özünde derin ayrılıklar var.
Cumhurbaşkanı PKK ve avanelerinin tamamen ortadan kaldırılması politikasında ısrarcı. Bundan geri adım atması da bu saatten sonra olası değil..
Aynı duyguyu bütüncül olarak AK Parti hükümetinde görmek ne yazık ki mümkün görünmüyor. Özellikle Güneydoğu patentli ağızlar, çözüm sürecine dönülmesi için bastırıyor. Yine bomba gömmeye, yine güç depolamaya fasıllar açmak için ipe sapa gelmez sözlere başvuruyorlar. Halbuki çözüm süreci denen yuvalanma ve tahkimat sürecini o bölgenin insanları biliyordu. Silahlar patlayıncaya kadar bizleri ve dahil oldukları hükümeti uyarmayan bu insanlar, şimdi hangi yüzle hangi süreçten bahsedebiliyor!.
Davutoğlu ise bu sinsi tiplerin sinsi isteklerini yüzlerine çarpabilecek sertliğe sahip değil. Durum bu minvalde olmasa, Cumhurbaşkanı bu mesele hakkında gereğinden fazla yorum yapmazdı.
Cevap vermesi gerekenler veremeyince doğal olarak Cumhurbaşkanı devreye giriyor.
Paralel yapının defi için kararlılığını gün geçtikçe artıran Cumhurbaşkanı'nı hükümet hiçbir şekilde yoldaşlandıramadığı gibi Güneydoğu konusnda da gördüğüm kadarıyla ona hempa olamıyorlar.
Bütün zorluklarımızı tek başına "Uzun adama" havale etmek bana göre ne İslami ne de insani duruyor.
Aslında Türk halkı kadar Meclis de ona omuz vermeli..
Size çok açık ve net şunu da bilerek ifade ediyorum ki Cumhurbaşkanı'nın 17-25 operasyonlarını darbe olarak nitelemesinin içini gereği gibi dolduracak bir duruş da hükümetin organlarında enstrümanlaşmış değil.
Ağızla kalp arasında bir koordinasyon krizi yaşayan bir yapıyla karşı karşıyayız.
Evet bu nevi koordinasyonsuzluğu gören Cumhurbaşkanı, onları sık sık akort ederek tek ses çıkarmaya meylettirmeye azmetse de bazen Ensari'den bazen de diğer ayarsızlardan farklı sesler çıkabiliyor.
Burada hükümet içi tiz sesleri kenara bırakırsak, takdiri hak edip sivrilen siyasi aktör olarak Süleyman Soylu, karayemiş çiçeği gibi AK bir görüntü veriyor. Onu 'harici' görüp dedikodu üretenler onun ne kadar Cumhurbaşkanı'nın fikir eşiğiyle özdeş durduğunu bizler yazdıkça daha iyi anlayacaklar.
Artık Türkiye'de herkes olduğu gibi görünüp vatanın ipine aynı kuvvetle asılmalıdır.
Yarın geç olabilir..