“Çürüme” ve Yaşamı Biçimleme Çabası/Siyaset

             

                

        Yaşamın doğal akışına, çok yönlü müdahale tarih boyu hep olagelmiştir. Sınıflar ve çıkar savaşımı zaman zaman acımasızlığın zirvesine çıkarak insanlık adına utanılacak görüntülere ve sonuçlara yol açmıştır. Özellikle son yüzyılda ve yakın çeyrekte bizde ve yakın coğrafyada yaşananlar tam bir ibretlik aslında, anlayacak siyasiler için; daha duyarlı olmak, daha akılcı ve bilimsel olmak sorumluluğuyla.

         Yaşamı biçimleme savaşımı denilebilecek “Siyaset” aslında böyle ortaya çıkmış sayılabilir de. “Biçimleme” çabası, yaşamı güzelleştirme, daha yaşanılası bir düzey, bir ülke, bir dünya oluşturma süreci kuşkusuz “siyasetin” ana alanı. İlgili siyasanın devlete ve kurumlarına egemen olması -muktedirlik- bu amacın önkoşulu. Yani iktidar savaşımı ki asıl ideolojiler düzleminde yürütülür. Bir dizgesi/sistematiği, ilkeler bütünlüğü ve olmazsa olmazları vardır. Süreç içerisinde koşulların gereği güncellemeler yaşansa da toplumsal ve insani yanları -eşitlik, adalet, özgürlük, üretim/bölüşüm ilişkileri, kültürel ve sanatsal yaratılar vb.- hep vazgeçilemezdir, hep öndedir.

       Zaman içerisinde yaşamı biçimleme çabası/ideolojiler, kendi içerisinde ve dış etkenler sonucunda bir yanıyla da sürüklenerek, kimi zaman çok anlamlı olmayan tartışmalarla, gel-gitlerle, kimi zaman egemen siyasanın gücü ve baskısıyla “gözden düşürüldü”, “kirlendi” /kirletildi”. Kısmen anlaşılabilir dönemsel/konjektürel bozulmaların ötesinde bugün “kirliliğin” yoğunlaşarak çürümeye yöneldiği bir “dayanıksız köprü” ile karşılaştığımız gerçekliği çok açıktır! Artık yaygın “ideolojiler”, kimi “sol” ve “sağ” yapılanmalar kendilerini bu “bozulmanın”, “çürümenin” dışında tutamamaktalar. Yanı sıra dalga dalga bu olumsuzluk kitleleri de etkilemekte, sarıp sarmalamakta, yeni bir söylem-biçem-“jargon”-“kültür” oluşmakta. Böylece sorun sadece siyasetin bozulması/kirlenmesi olmaktan çıkarak toplumsal çözülmeye, çürümeye ve doğal olarak yıkıma yol açmakta.

    (………)

     Eğitimin birçok özelliği, ilkeleri, tanımı/tanımları sıralanabilir de bunlardan bir tanesi ve en önemlisi olarak “Güzel duygu ve düşünceler oluşturma geliştirme edinimi, süreci” olduğu çoğu zaman unutulur. Düşüncenin seyri, akışı, esnekliği dahası evrilmesi, toplumsal karşılığı bu oluşumla direk ilgili. Bunu içselleştiremeyen birçok “okumuş” diplomalı, diplomasız çok da eğitimli olmayabilir/olamayabilir! Durum ülkemizde genellikle bu iken ayrıca sadece eğitime, eğitimin yetersizliğine/niteliksizliğine bağlanamayacak denli büyük bir toplumsal sorunsalla karşı karşıya olduğumuz kör gözlerin dahi görebileceği büyüklükte!

      Televizyon izlencelerine, yazılı görsel basın ve sosyal medyanın öne çıkardığı sansasyonel haber ve olumsuzluklarla sınırlı olmayan bir kokuşmuşluk… Toplumun neredeyse tamamına yakınının, siyasi yapılanmaların büyük bir hamasetle “dert yandığı”, her ortamda karşı çıkıp eleştirdiği bir “değersizlik” durumu... Bütün karşı çıkışların, eleştirilerin yanı sıra giderek azalmayan/artan bir “değer/değersizlik”! Siyasal anlamda -literatürsel-  “Liberalizme” yakınlık diyeceğim pek ona da uymayan “Anarşizme” çok yakın ama ona da hiç sığmayan bir “düzen”, “değer”, “sistem”, ilke tanımazlık. Tam bir siyasal omurgasızlık, sözde değil sadece, uygulamada da.

     Kuşkusuz bu sürecin bugünkü iktidarla bire bir ilişkisi, ilintisi var. -Önceki “günahkarları” da unutmadan söylüyorum.- Başta her kademede örgün ve yaygın eğitimi bilimsel ve akademik/pedagojik olmaktan çıkaran, niteliği önemsemeyen bir düzeysizlik ve yanı başında kültür-sanat-yazın dünyasına şaşı ve önyargılı bakan, öngörüsüz ve çağın gerisinde kalan yöneticiler, dahası “Orta Çağ” özlemcileri! Yıllar boyu ülke/dünya gerçeklerinden, ülke ve halkın öncelik ve gereksinimlerinden uzak tutumlarla devlet politikalarını oluşturmaları büyük kayıplara yol açmadı mı? Kimi azınlıklara ve çıkarcılara uygun öncelikleri yeğleyerek eğitimi, sağlığı ve bütünüyle kamu hizmetini biçimlemediler mi?

       Karşımıza son durumu/fotoğrafı sunarak sadece sonuçtan hareketle veryansın etme, bundan yakınma sığlığı, siyasi öngörüyü ve çözümü gölgelemez mi? Ayrıca kolaycılığa kaçarak ulusumuza ve halkımıza haksızlık denilebilecek bir akıma/furyaya kapılıp seçkincilikle buluşanlara ne demeli? “Çağdaş”- “uygar”- “aydın” görünümleriyle “sırça köşklerinde” oturup yüksek perdeden atanlar, “ahkam kesenler”!

       Çekilmez oldular! Bıktırdılar!

       Sadece siyasiler değil “medya şarlatanları” baş oyun kurucu! Al gülüm ver gülüm paslaşması ile her yerdeler. Siyasi koruyuculuğu, savunuyu kayıtsız koşulsuz ve de düzeysiz, içi boş hamaset yığınına çeviren banallik!

      Sanat-Kültür-Yazın alanından uzaklık! Yaşamın her alanına yayılan yerlerde sürünmüşlük, bilmişlik, ukalalık, nobranlık, elbette saygısızlık ve sevgi yoksunluğu; öne çıkan/çıkarılan kin ve nefret taşkınlığıyla!

      Çürümeyi kendi siyasal geleceklerine/bekalarına katkı gören iktidar düşkünlerinin varlığı ve hala egemen oluşları sorunun kaynağı ve sorunsalın ta kendisi olabilir mi acaba?

                                                                                             20 Şubat 2024

                                                                                                 Ankara

                                                                                     -Yarınlar Güzel Olacak-