DARBE VE SIZINTI
Şimdi gelelim silah zoruyla yönetimi ele geçirmek anlamındaki darbeye..
Bir devlet, harim-i ismetine kişilere biat etmiş yaratıkları soktuğunda zaten darbeye uğramıştır.
İstediğini yapamayan, yanlışa sürüklenen, milli kararlar konusunda sevkulçeyşini kaybetmiş demektir.
Büyük bir temizlik başladı. Yılların sefası artık cefa olacak birilerine..
Biz yıllardır neyi naralandırıyoruz: "Sadece namaz kılmayı kriter alırsanız, ahlak ve vicdanı sürgün edenleri devlete doldurursunuz" gerçeğini..
Gelinen menzil budur.
Oysaki kılınan namazın kıratını Allah'tan başka kim bilebilirdi ki bu bize yol oldu.
Abdestsiz kılanları, takva görünümlü secdeleri, tesbihatı bırak imamdan sonra camiden çıkmaları, dini bir ticari metaya dönüştürme riskini kimse gözardı etmemeliydi?
Onun için ibadet muhteremdir ama ölçüt değildir.
Biz dünyada soyut teraziyiyle amel eden belki de tek milletiz.
Dindar sevilir, takdir edilir ama ehil değilse dinsize dahi tercih edilmez.
Biz bu usulleri kaybettik.
Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretinde ehil olduğu için tercih ettiği kılavuz müşriği hiç merak etmedik.
Neden Müslüman bir kılavuz değil de Abdullah b. Üreykit ile yola koyuldu..
Çünkü o 'işi ehline verin' şiarının canlı numunesiydi.
Dergisine Sızıntı adını koyanların devletin kalbine sızabilme ihtimallerini hiç hesaba katmadık. "Türkiye 140 ülkeden biridir" diyenlerce vuruldu.
Gözyaşlarının uhrevi ve şeytani olanlarını ayırt edemedik.
Sonra ne oldu; hep birlikte tarandık..
Yanına milliyetinden ve cibiliyetinden emin kimseleri alamayanlar; milleti Türk şemsiyesi altında değil de diğerleriyle eşitmiş gibi sayar. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak diye eşitleyerek yani. Oysaki rütbe hayatın her alanında vardır ve takdir-i ilahidir. Birine Peygamberlik payesi, birine devlet başkanlığı payesi, birine de kulluk payesi verilmişse bunları yok saymak mümkün mü?
Öyleyse bazıları şemsiyedir bazıları o şemsiyenin cağıdır. Düşünmeden cağa şemsiye, şemsiyeye cağ dersen vallahi darbe vururlar..
Nitekim FETÖ acımadı..
O şeytanlar, boşluk doldurmak için vardılar zaten.
Ayrıştırıcı dili, 'birlik dili' olarak yuttururlar.
Sonra da darbeyi vururlar.
Bir millet köklerine sırtını dönemez. Araplar cahiliyeye, Türkler Orta Asya'daki hallerine de bakmak durumundalar. İyisiyle kötüsüyle mazi mazidir. Devletler geçmiş maceralarını bilmekle yükümlüdürler. Bu bilgiye yüz çevirmek aslında Yaradan'a arka dönmek anlamına dahi gelebilir. Çeşitliliği var edene 'tekçi' demek olur.
Rab her şeyi yaratandır, takdir onundur. Türk'e büyük paye yüklemişse ona itiraz etmek Allah'a mugayyir olmaktır.
Peki ümmet yok mu? Olmaz olur mu, aynı inancı paylaşan milletlerin bileşkesidir ümmet!
Ümmeti güçlü kılmak için şemsiye vasıflı olanı yok saymak, ümmeti güçlü kılmayacağı gibi başa darbeler gelmesine de vesile olur.
Darbe bir günlük bir macera değildir. Bunu planlayanlar Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na karşı planlamış görünseler de hedef millettir. Çünkü 'büyük akıl!' bir kişiyle tatmin olacak kadar mücrim düşmez. Ha bir de bir zamanlar "Devlet barsaklarını temizliyor" diyenler vardı. Barsak o zaman değil de asıl şimdi temizleniyor; Bülent Arınç'a duyrulur!.