DERSİM'İZ TUNCELİ!..
Yani Tunceli olmuş Dersim’iz!..
İktidarı ile muhalefeti ile bu ülkenin bir şehri üzerinde yapılan siyasi kavganın milli devlet politikası anlayışı ile hiçbir siyasi görüşe getirisi olmadığı gibi götürüsü olduğu aşikar!..
Başbakan “Hadi gitsene Dersim' e.. Söylesene bunları orada” diye rest çekmiş.. MHP Lideri 'İşte gidiyorum' diyerek gidip oradan mesaj vermiş!..
Bir ülke düşünün o ülkenin siyasetçileri kendi vatan toprakları üzerinde 'Gidersin.. Gidemezsin.. Giderim' diye birbirleriyle siyasi kavgaya tutuşmuş!..
Hal böyle iken bu ülkede bölücülerin kendilerine destek aramasına gerek kalır mı?
Başuçlarında..
'Katliam yapıldı şu yapıldı bu yapıldı ' söylemleri ve iddiaları üzerinden sürekli Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarihinin sorgulanır olması ayrı bir vaka!..
Herkes kendi siyasi penceresinden bakar halde..
Böyle milli devlet olunur mu?
İşi Atatürk'e kadar getirmek isteyenler ortalıkta dolaşıyor!.
Yani Türkiye'de siyaset ‘Tunceli’ değil ‘Dersim’ üzerine nerede ise kilitlenmiş!..
Peki Dersim'de ne oldu?
Herkes bir şeyler söylüyor..
Bakın bu ülkenin yetiştirdiği en önemli aydınlarından biri olan, 1999 yılında uğradığı bombalı saldırı sonucu öldürülen önemli bir siyaset bilimci Ahmet Taner Kışlalı'nın 1996 yılındaki 'Dersim gerçekleri' yazısını okuyunca sizlerle paylaşmak istedim..
Kışlalı bakın yazısında neler söylüyor!
***
Gezilerimde zaman zaman karşıma çıkan bir soru var:
"Dersim isyanının arkasındaki gerçek nedir?"
Özellikle gençlerden gelen bir soru bu.
Gençler, inançlarını savunuyorlar. Bilgileri dışındaki sorularla karşılaştıklarında da, yanıtlarını gazete köşelerinde verilmesini istiyorlar.. Hem kendileri, hem de kendileri gibi bilmeyenler öğrensin diye.
Doğu ve Güneydoğu'daki başkaldırmalar içinde iki tanesi önemli:
Şeyh Sait ayaklanması ile Dersim ayaklanması.
Şey Sait ayaklanmasının arkasında İngiltere vardı.
İngiltere'nin amacı, bu ayaklanma sayesinde, Musul üzerindeki isteklerini Türkiye'ye kabul ettirmekti. Kuzey Irak petrollerini kendi denetimi altına almaktı.
"Din elden gidiyor" görünümü altındaki ayaklanma bastırıldı.
Ama İngiliz emperyalizmi de amacına ulaşmış oldu.
Dersim, bugünkü Tunceli'nin eski adı.
Ve Dersim tarihi, ayaklanmalarla dolu.
Padişahlara karşı ayaklanmışlar.
Meşrutiyet’te ayaklanmışlar.
Jön Türk hareketinde ayaklanmışlar.
Sonuncu olarak da Cumhuriyet yönetimine karşı ayaklanmışlar.
Kimler bunlar?
Osmanlı’nın bile Tımar sistemine dahil edemediği şeyhler, ağalar, aşiret reisleri...
Yani yargı da kendileri olan, vergiyi de kendileri toplayan gençleri askere yollamayıp kendi muhafızları yapan, haydut çeteleri oluşturan feodal güçler.. Derebeyleri.
Niçin ayaklanıyorlar?
Bu geri düzen değiştirilmek istendiği için.
Komintern belgelerinde (1937 ), son Dersim ayaklanmasına neden olan ortam şöyle anlatılıyor.[1]
“Feodal unsurlar, Mustafa Kemal tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır.. Dersim, Türkiye'nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı. Öyle ki başka bir vilayetten hiçbir tüccar, Dersim'de iş yapmayı göze alamazdı. Devletin Dersim'de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplaması, bugüne kadar mümkün olmamıştır.”
Ve ekleniyor:
“İsyanın arefesinde tapu kadastro idaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı. Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin iktisadi temellerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti. İşte, özellikle bu önlem, isyana yol açan neden olmuştur.”
Son Dersim ayaklanmasının çok kanlı bir biçimde bastırıldığı doğrudur.
Hareketi yöneten komutanın, bu nedenle görevden alındığı da bilinmektedir.
Ama Dersim ayaklanması nedeni ile Atatürk'ü suçlamaya çalışanların öncelikle şu soruyu yanıtlamaları gerekir:
“Suçlamalar doğru ise Tunceli -yani Dersim- niçin yıllar boyu Atatürk'ün denilen partisine oy vermiştir? Ve o ilde o parti yıllar boyu neden rekor oy almıştır..”
İşte Dersim gerçeği!..
Gerisi "laf-ı güzaf." (1)
***
İşte rahmetli Ahmet Taner Kışlalı, Dersim üzerinden bu yorumu yapıyor..
Bakın Mustafa Kemal'in birlik için güzel bir sözü var..
Der ki;
“Memleketin huzuru, milletin kurtuluş amacı noktasında, birlik ve dayanışması sağlanmadıkça, ne dış düşman istilalarının köklerini kurutmaya çalışmak mümkündür ve ne de bundan esaslı bir fayda ve sonuç beklenmelidir. Birlik ve emelde kararlı olan ve ısrar eden millet, kendini beğenmiş ve saldırgan her düşmanı, eninde sonunda gurur ve saldırganlığına pişman edebilir.” (1927)
Son derece anlamlı sözler..
O nedenle eğer Türkiye Cumhuriyeti geleceğe emin adımlarla yürüyecekse bunun yolu kendi vatan toprakları üzerindeki 'milli devlet' politikasında iktidarı ve muhalefeti ile birlikte hareket etmesinden geçer...
Büyüyen, gelişen bir Türkiye Cumhuriyeti dışarıdan hazmedilemezken, bir de bunun üzerine kendi şehrine yönelik etnik kimliklerle ilgili siyasi çıkar hesaplaşmaları sürüyorsa dışarıda düşman aramaya gerek var mı!
Çünkü düşman kim?
Ben, sen, o!..
Nasrettin Hoca misali..
Bindiğimiz dalı kesiyoruz..
Kaynak : A.Taner KIŞLALI - Bir Türkün Ölümü, s.22-24., Ümit Yayıncılık, 1997. (Cumhuriyet, Mart 1996)[1] "Komitern Belgelerinde Türkiye - Kürt Sorunu", Kaynak Yay., İstanbul, 1994
PAPA’YA ANLAMLI FERMAN
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Papa Franciscus'a dün son derece anlamlı bir hediye ile birlikte anlamlı bir de mesaj verdi.
Zaman ve zemini açısından bütün dünyaya da tarihi bir mesaj göndermiş oldu.
Kim olduğumuzun bir kez daha bilinmesi açısından..
Erdoğan Fatih Sultan Mehmet'in Bosna'da ikamet eden Hristiyanlara verdiği “Din ve İnanç Özgürlüğü Fermanı’nın” gümüş zemin üzerine hazırlanmış tablosunu hediye etti.
İşte o fermanda yazanlar...
''Ben ki Sultan Mehmed Hanım; ihsan edip Bosna rahiplerine buyurdum ki: Kiliselerinizde korkusuzca ibadet ve memleketimizde korkusuzca ikamet edin. Ne vezirlerimden ne de halkımdan kimse bunları incitmesin ve rencide etmesin. Allah'a, Peygambere, Kur'an'a ve kuşandığım kılıca yemin olsun ki canları, malları ve kiliseleri bana itaat ettikleri sürece güvencem altındadır.''
İşte bu fermanla Cumhurbaşkanı Erdoğan verilebilecek en nezih mesajı adreslere ulaştırdı.
Biz buyuz!..