Maaşlar, sağlık, vergi, güvenlik ve pul harcamaları kesilir, ondan sonra ödenir. Pek çok kamu çalışanı “bürüt maaşını bilmez.” Eline geçen paraya bilir.
Her ay bizden-97’de emekli oldum-çalışırken %25 vergi, %8 sağlık harcaması kesilirdi. Esnaf, sızlandığımız zaman, çalıştığımızı, emeğimizin karşılığı olan bir paranın bulunduğunu hiç hesaba katmaz, kendi vergisinin hesabını yapar, bizimkini giderden saymazdı. Çünkü esnaf kazandığı, eline geçen görünen bir paradan söz eder, vergisini ondan öderdi. Kazanılan paradan vergi ödemek ağrına giderdi. Nasıl olsa memurun kazandığı para eline geçmeden vergi, sağlık ve diğer kesintiler görünmez bir paraydı, kesilirdi ve değeri olmazdı.
Devletin çalışanına, emeklisine sözü vardı. (Seyyanen ödenmesi gereken zamlar gibi… Çalışana ödendi, emekliyi tavana baktırdılar.)
Devlet sözü, iktidarlar, hükümetler değişse bile, değişmez, mutlaka yapılırdı. Çünkü devlette süreklilik ve güven esastır. Hükümet değişir, iktidar değişir, devlet değişmez. Hükümet, iktidar gelip geçicidir, devlet “ebet müddettir.” Yaslar, yönetmelikler “amir oldukları” her konuda etkinliklerini sürdürürler. Verdiği sözün arkasında durmayan “devlet adamları” devletin güvenirliliğini yaralar…
Devletin sözü “I. ve II. Dereceye inen çalışanlarına sağlık kurum ve kuruluşlarında, sağlık harcamalarında “birinci sınıf hizmet vereceğidir.” (Seyyanen ödenmesi gereken zam da bir devlet sözüdür emekliye.) Ancak devlet “süreklilik esasını” birtakım değişiklilerle kaldırdı. Emekli Sandığını Sosyal Sigortalar kurumuyla birleştirerek “harcama kalemlerindeki sıtatüyü tek taraflı olarak bozdu. Sosyal Güvenlik Kurumu adı altında birleştirdi ve paranın değersizleşmesiyle birlikte “hastasına da değer vermez oldu.” Kimi ilaçların ve kimi medikal araç-gereçlerin parasını ödemiyor. Fiyatlar, pahalılık ve enflasyonla güncellenmeyen ödemeler o denli uçuk-kaçık rakamlara düştü ki, gülünçten de gülünç oldu.
Örneğin, gözlük parası, diş parası, kalp pili parası, kulaklık, pırotezlere yapılan ödemeler, ödenenlerin yanında “ayıptır” sözünden bile hafif kalır. Oysa milletvekillerine, birinci dereceden tüm akrabalarına bu tedaviler hem yut içinde, hem de yurt dışında eksiksiz yaptırılıyor ve ücretleri-harcırahları da cabası olarak karşılanıyor. Devlet, memuruna verdiği sözü, “yasal değişikliklere giderek ya da yeni kararlar alarak tutmuyor. Kimi kalp, damar, kanser ilaçları ve ağrı kesicileri ödemiyor. Özel hastanelerde değiştirilen kalp pillerinin %5’ini ödüyor, ödenen para, miktar karşısında çok az kalıyor.
Sağlık Bakanlığının, kullanımında sakınca görmediği, eczanelerde satışını serbest bıraktığı, engel olmadığı, “yeni nesil ilaçlar” çok pahalı ve parsını ödemiyor… Sağlık söz konusu olduğunda akan dereler duruyor. Borç-harç da olsa bir şekilde bu ilaçların ödemeleri ailece karşılanıyor, bütçelerini alt-üst ediyor, yıkıma götürüyor. Bir kutu ilaç en uzun süreli bile olsa 60 günü öteye geçmiyor. Bittiğinde, haliyle binlerce lira ödenerek yeniden alınacak… Gelir sınırlı olduğu için borç yükü kaldırılmaz oluyor. Varsa, evler, arabalar, araziler satılıyor. “Sosyal devlet” anlayışında eğitim ve sağlık ücretsizdir, devlet her zaman halkının yanındadır. Oysa “bizim” dediğimiz devlet, halkının değil zenginin yanında yer alıyor.
“Sağlıkta Devrim” dedikleri, tıpkı eğitimde olduğu gibi, “sağlığı ticaretin göbeğine oturtmaktır.” “Hastaneler, sanayi sitelerindeki tamirhaneler, hastalar da arızalanan arabalardır.” Tamir olur ve çıkar. Özel hastanelerde, hastalıktan, tedaviden önce “alınacak ücretler konuşuluyor.”
Parası olana her türlü sağlık hizmeti var, yaşama hakkı var. Peki parası olmayana? Diş yaptıramayacak, kulaklık alamayacak, gözlük kullanamayacak, kalbine pil taktıramayacak, pırotez, kanser ilaçlarını almayacak, ameliyat olamayacak ve ölümünü bekleyecek… Devlet ödemeyince, evi varsa evini, yeri varsa yerini satarak gerekeni yapacak. Bu da aile için tam bir yıkımdır.
Kim hangi iddiada bulunursa bulunsun: Bu uygulamaları yapanlar İslami Muhafazakar değil, tamamen halk düşmanı olan acımasız kapitalistlerdir. Halkın değil paranın; yoksulun, fakirin, fukaranın değil, zenginin ve şirketlerin yanında olanlardır. Tedavi, yaşama hakkı zengine; acı çekme, ıstırap ve zamansız ölümler fakire, fukarayadır. Kader diye yutturulan öğreti zengine, güçlüye, nüfuzluya değil, fakire fukarayadır. Zenginin kaderiyle fakirin kaderi nedense birbirine hiç benzemez. Birine kader olan diğerine hayat olur. Kapitalizmi İslami-Muhafazakar bir öğreti olarak yutturuyorlar. Nasıl olsa cahile, şifa diye din soslu hangi sülük takılırsa takılsın, hangi “hap” verilirse verilsin, şifa diye yutuyor.
Devlet varken zenginin himmeti, zenginin hastanesi, doktoru ne oluyor?
Futbolcu transfer eder gibi doktorları aldılar, devlet hastanelerinde kaliteli, nitelikli doktor bırakmadılar. Yanlış politikalar yüzünden hakları gasp edilen bir kısım doktor ve teknokratlar yurt dışına gitmek zorunda bırakıldılar. En iyi doktorlar özel hastanelere gittiler.
Vatandaşının yanında yer almayan devlet, verdiği sözleri tutmadığı gibi, işçisinin ücretini ödemeyen madencinin, fabrikatörün yanında yer aldı; çalışana, işçiye, köylüye, emekliye sırtını döndü. Verdiği sözleri tutmadı. / Siyasi, yalan konuşup aldatabilir, ama devlet asla!
Sevgiyle, esenlikle kalınız…
bilbatuhan@hotmail.com