Dikkatimizi Kim Çaldı?

“Olduğun yerde ol.”

Belki de son yıllarda en çok duyduğumuz cümlelerden biri bu.

Ama ne kadarını başarabiliyoruz?

Bir kahve içerken telefona bakıyoruz.

Bir arkadaşımız konuşurken bildirim sesiyle bölünüyoruz.

Ailemizle aynı masada otururken zihnimiz başka bir yerde dolaşıyor.

Sanki bedenimiz bir yerde, dikkatimiz ise başka bir yerde yaşıyor.

Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu zaman değil.

Dikkat.

Çünkü insan, dikkatini verdiği yerde yaşar.

Bugün teknoloji bize sınırsız bilgi sunuyor.

Ama aynı zamanda sınırsız dikkat dağıtıcısı da sunuyor.

Her bildirim…

Her kısa video…

Her sonsuz akış…

Bizden küçük bir parça alıyor.

Ve fark etmeden en değerli sermayemizi tüketiyoruz.

Fransız düşünür Simone Weil’in çok sevdiğim bir sözü vardır:

“Cömertliğin en saf biçimi, dikkattir.”

Ne kadar derin bir cümle…

Çünkü bir insana gerçekten dikkatini vermek, ona zaman vermekten daha kıymetlidir.

Bugün birçok insan dinlenmiyor.

Sadece sıranın kendisine gelmesini bekliyor.

Bir çocuk anlattığını bitirmeden cevap veriyoruz.

Bir dost derdini paylaşırken çözüm üretmeye başlıyoruz.

Bir toplantıda karşımızdakini anlamaktan çok, söyleyeceğimiz cümleyi hazırlıyoruz.

Belki de bu yüzden artık anlaşılmıyoruz.

Çünkü önce dinlemeyi unuttuk.

Sonra görmeyi.

En sonunda da gerçekten temas etmeyi.

Oysa insanın en temel ihtiyaçlarından biri görülmektir.

Bir ekran tarafından değil.

Bir insan tarafından.

Belki de bu yüzden en büyük lüks artık daha fazla zamana sahip olmak değil.

Hiç bölünmeden bir insanı dinleyebilmek.

Hiç acele etmeden bir gün batımını izleyebilmek.

Telefonu masanın üzerine bırakıp, göz göze bir sohbet edebilmek.

Çünkü hayat, dikkatimizi verdiğimiz yerde büyür.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şu:

Hayat gerçekten elimizden mi kayıyor?

Yoksa biz, dikkatimizi verdiğimiz şeylerle hayatı yavaş yavaş elimizden kaçırıyor muyuz?

Dr. Meriç Yılmaz