DİKKATLİ ADIMLARLA!
Ne diyor Tuncel;
'Önümüzdeki dönem, zorlu bir dönem. Önümüzdeki dönem demokratik, özerk Kürdistan'ı inşa etme süreci, aynı zamanda Türkiye'yi demokratikleştirme sürecidir. Biz Kürdistan'da kendi dilimizle, kültürümüzle, kendi kendimizi yöneteceğiz. Artık bunu talep eden değil, inşa eden olacağız, diğer yandan da birlikte yaşadığımız halkları da değiştireceğiz. Ankara'yı da değiştireceğiz. Artık sıra bizde; biz özerk Kürdistan'ı inşa edeceğiz. Türkiye ile birlikte demokratikleştireceğiz. Ortadoğu halklarıyla güzel bir gelecek kuracağız.'
İşte sadece Tuncel'in değil hepsinin niyeti bu!..
Sevgili okurlar.. Tarih bilincini diri tutmak açısından tarihi iyi okumak gerekir.. Yugoslavya’nın başına gelenleri önümüze koymalıyız.
Yugoslavya’nın kurucusu Tito, adı ırksal ve etnik temele dayalı olmayan bir devletin kalıcılaşabileceğini düşündü. 4 Mayıs 1980’de ölümüne dek, yönetim gücünün tüm halkalarını kullanarak ülkesini ayakta tuttu. Doğu-Batı bloku ayrımının dışında kalmaya özen gösterdi, Bağlantısızlar’ın öncüsü oldu.
Ölümünden sonra sürdürülmeye çalışılan “kolektif yönetim” tam Batı’nın dişine göreydi!
1980’lerin sonundan itibaren ABD ve Avrupa ülkeleri usul usul Yugoslavya içindeki etnik grupları kaşımaya başladı.
ABD’nin planı şuydu:
“Yugoslavya, Kosova’dan parçalanır... Stratejimizi ona göre çizelim...”
Ancak Almanya’nın daha erken davranması, “Yugoslavya birliğinin içindeki Hırvatistan bağımsızlığını ilan ederse tanırım” çıkışını yapması hesapları değiştirdi.
Hırvatistan’ın bağımsızlığı Bosna-Hersek’i tetikledi, ardından Makedonya...
Bosna-Hersek, başta başkent Saraybosna olmak üzere 1992-1996 yılları arasında çok kanlı bir iç savaş yaşadı. 3 milyon nüfuslu ülkede 250 bin kişi yaşamını yitirdi, 1 milyon kişi yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Batı, Saraybosna’nın bütün gücünü birbirine karşı kullanıp tükenme noktasına gelinceye dek durumu seyretti.
Uygun bulduğu bir aşamada “barış operasyonu” gerçekleştirdi.
Yugoslavya Federal Cumhuriyeti, 21. yüzyıla Hırvatistan, Slovenya, Bosna-Hersek, Makedonya’yı doğurmuş bir ülke olarak girdi.
Bunca doğumdan sonra 2003’te kendisini bitirdi, adı değişti: Sırbistan ve Karadağ Cumhuriyeti!
2006’da Karadağ da ayrı bir devlet oldu.
Geriye kaldı Sırbistan Cumhuriyeti.
Belgrad, bu sınırları mutlaka korumalıyım refleksiyle, içinde milliyetçiliği de barındıran çıkışlar ararken Şubat 2008’de Kosova bağımsızlığını ilan etti.
Yugoslavya özetle böyle tarih sahnesinden silindi.
Şu bir gerçek ki ayrılıkların öne çıkartılması temel politika olarak belirlendi mi, işin ucu yok.
Yugoslavya 1980’lerin sonunda parçalanma kulvarına sokuluyor... 90’lar boyunca lime lime ediliyor... Ve 2003’te dağılıyor. Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı’nın bu noktada son derece önemli bir tespiti vardı:
“Ayrılıkları öne çıkardınız mı, buyrun Tito’nun kurduğu Yugoslavya... Ortak yanları öne çıkardınız mı, buyrun Mustafa Kemal’in kurduğu Türkiyesi...”
Başka yoruma gerek var mı?
Tarih acı derslerle dolu.
Dağılan, ayrıştırılan ülkelerin kimler tarafından nasıl ve hangi yöntemlerle ayrıştırıldığının, bölündüğünün analizleri çok iyi yapılmalı.
Türkiye, coğrafi konumu ve özellikle elinde tuttuğu boğazları ile Asya ve Ortadoğu’da kilit görevi görmektedir. Yani Asya ve Ortadoğu’nun kapısıdır. Tarih boyunca hep iştah kabartmıştır. Hep üzerine oyunlar oynanmıştır.
Ve bütün dünyanın gıpta ile baktığı, büyüyen, gelişen, bölgesinde büyük bir güç olmaya başlayan, gelişmesini sürdüren bir Türkiye'yi hazmedemeyecekleri aşikardır.
Güçlü bir Türkiye’yi Batı’nın, İsrail’in ve ABD’nin hazmetmesi hiçbir zaman mümkün olmamıştır.
Tabii ki bazılarınız “Tito’nun kurduğu Yugoslavya ile Mustafa Kemal ve arkadaşlarının inşa ettiği Türkiye Cumhuriyeti aynı olabilir mi?” diyeceksiniz. Elbette aynı değil.
Aynı olsaydı zaten tarih boyunca bu kadar tezgaha dayanamazdı.
Ama dünyadaki etnik kaşımaların sonuçsal olaylarını ders olarak önümüze koymalıyız.
Türkiye Cumhuriyeti devleti terörden arınarak güçlenmenin yolu olarak bir taraftan kendi içindeki sorunları çözüm adı altında aşmaya çalışırken diğer taraftan mutlaka ama mutlaka kırmızı çizgilerinden asla ödün vermeden yoluna devam etmelidir!