DİYARBAKIRLI ZİYA GÖKALP'İ OKURKEN!..


Müzenin ateşe verilmesi alelade bir vandallık değil, bir bilinçle yüklü olarak seçilmiş hedef olduğunu anladım..
Ziya Gökalp ve yine önemli bir Diyarbakırlı şair Cahit Sıtkı’nın manevi varlığına yönelen bu tecavüz aslında aynilikler yerine ayrılıkları öne çıkaran bir hücumdu.
Ziya Gökalp’i tanımayan, bilmeyen var mı?
Bu toprakların bağrından çıkmış, Güneydoğu’muzun yetiştirdiği en önemli aydınlardan biri..     
Türk tarihinin elit fikir adamlarından, şairlerinden Ziya Gökalp’in (1876-1924) doğup büyüdüğü topraklar olan Diyarbakır üzerinde 1922 yılında yazdığı makaleyi birçoğunuz bilmeyebilir.
Ama makalenin bugünler için de anlamı büyüktür.
Çünkü bölge insanımızın her geçen yıl iç ve dış mihraklar tarafından nasıl bir oyunun içine itildiği ve devletimizin bütün yaşananlara karşı sessiz kalarak bu oyunu bozamadığını gösteriyor!
Bakın 1922 yılında yazdığı o makalede Diyarbakırlı Ziya Gökalp neler söyler:

***
“Diyarbakır şehrinde oturan halk, ta Selçuklular ve Artukoğlulları zamanından beri Türk'tür. Sonradan Harzem Türkleri, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri de gelerek bu Türklüğü arttırmıştır. Şehrin lisanı gösteriyor ki, Diyarbakırlılar Türk'tür!”
“Buradaki kültür, en zengin Türk kültürüdür. Folklora dair topladığımız masallar, şarkılar, atasözleri buna şahittir! Diyarbakır'da eskiden beri oturanlar Türk olduğu gibi, birkaç nesil evvel filan aşiretten yahut kazadan gelerek, buradaki Türk kültürüne göre terbiye almış ve ana dil olarak ilk çocukluğunda Türk lisanıyla konuşmaya başlamış olan bütün fertler de Türk'tür."
"İlk defa İstanbul'a gittiğim zaman, orada eskiden kalmış fena bir alışkanlığa bağlı olarak bütün Karadeniz halkına Laz, bütün Suriye ve Irak halkına Arap, bütün Rumeli halkına Arnavut dedikleri gibi; bizim gibi doğu vilayetleri halkından bulunanlara da Kürt milliyetini yakıştırdıklarını gördüm."
"Hakikati bulabilmek için, bir taraftan Türklüğü, bir taraftan Kürtlüğü tetkike başladım. Diyarbakır şehrinde ana dil Türkçe olmakla beraber, her fert biraz Kürtçe bilir. Lisanda bu ikilik, iki şekilde açıklanabilirdi:
Ya Diyarbakır'ın Türkçesi, bir Kürt Türkçesi idi. Yahut Diyarbakır'ın Kürtçesi, bir Türk Kürtçesi idi!.."
"Lisan tetkiklerim gösterdi ki, Diyarbakır'ın Türkçesi; Bağdat'tan Adana'ya, Bakü'ye, Tebriz'e kadar uzanan tabii bir lisandan, yani Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türklerine mahsus bulunan Azeri lehçesinden ibarettir! Bu lisanda hiçbir sun'ilik yoktur."
"Diyarbakırlıların sınırlı kelimelerden ibaret olarak söyledikleri Kürtçeye gelince, bu lisanın köylerde konuşulan Kürtçeden farklı olduğunu gördüm. Zaten birçoğunun bildiği Kürtçe kelimeler ‘gel, git’ gibi birkaç tabire inhisar eder. Bu lisanı yalnız Kürtler ile konuştukları zaman kullanırlar. Boşlukları Türkçe kelimelerle doldururlar. Kendi aralarında yalnız Türkçe konuşurlar."
"Kürtçe Farsçanın akrabası olduğu halde, dilbilgisi itibariyle hiç ona benzemez! Çünkü, Farsçada bulunmadığı halde; Kürtçede hem erkeklik ve dişilik hem de Arapçada ve Latincede olduğu gibi kelime sonunda harf değişmesi vardır."
(Yani Kürtçe kelime açısından olduğu gibi, gramer açısından da Hint-Avrupai-Sami-Turani dillerin bir karışımıdır, bu da bölgesel özelliğinden gelir.)
"Diyarbakırlılar Kürtçenin erkeklik-dişilik, harf değişmesi kaidelerini tamamiyle atıp, Kürt sentaksını Türk dilbilgisine uydurarak sun'i bir Kürtçe icat etmişler! Linguistik bakımdan gayet mühim olan bu vakıa, Diyarbakırlıların Türk olduğunun en büyük delilidir!"
"Diyarbakırlıların Türk olduğunu ispat eden delillerden birini de mezhep sahasında buldum. Diyarbakır'ın hakiki halkı bütün Türkler gibi Hanefi'dirler. Kürtler ise umumiyetle Şafi'dirler. Doğu ve Güney vilayetlerimizdeki bütün şehirlerin halkı Kürtçeyi Diyarbakırlılar gibi bozarak konuşurlar. Hanefi olmak alametiyle de Kürtlerden ayrılırlar."
"Irkça Türk olmadıkları halde, terbiye ve kültür bakımından tamamiyle Türk ruhuna sahip ve saadetlerimiz gibi felaketlerimize de ortak birçok dindaşımız vardır (Araplar, Acemler gibi). Aldıkları terbiye dolayısiyle bunlar, Türk cemiyetinden başka hiçbir millet içinde yaşıyamazlar. Bunları Türklüğün dışında saymak, milliyetin ilmi mahiyetini bilmemekten ileri gelir."
"Dedelerimin Kürt ve Arap muhitinden geldiğini anlasaydım, yine Türk olduğuma hüküm vermekte tereddüt etmezdim. Çünkü milliyetin yalnız terbiyeye dayandığını sosyal incelemelerimle anlamıştım." (1)

***
İşte Diyarbakırlı olan, tarihimizin en önemli aydınlarından, fikir adamlarından Ziya Gökalp 1922 yılında bunları söylüyor.
Çok şey anlatıyor değil mi?
Ama ne yazık ki:
Uzun yıllardır devlet bölge insanını bir türlü aydınlatamadı. Bölge insanının iç ve dış mihrakların oyunlarının bir parçası olmasına adeta kendi elleri ile zemin hazırladı!.
Aydınlatma yerini bölücülüğe bıraktı.
Acı ama gerçek bu! Şimdi 'Ayıkla pirincin taşını' dercesine gelinen nokta ortada..
 
(Kyn: (1) Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri, sf.228-232)