Dua ile gelen bereket



"HAYVANI BEREKETLİ KIL"

Peygamber Aleyhisselam çadırın bir tarafında duran çelimsiz koyunu gördü: "Nedir şu koyun?" Ümmü Ma'bed, "Sürüden kalmış, güçsüz hayvandır. İşe yaramaz" dedi. Peygamber Aleyhisselam, "Onda süt var mı?" diye sordu. Ümmü Ma'bed, "O bundan tamamıyla mahrumdur!" dedi. Peygamber Aleyhisselam, "Onu sağmama izin verir misiniz?" diye sordu. Ümmü Ma'bed, "Anam babam sana feda olsun. Süt bulabileceğini sanıyorsan sağ!" dedi. Peygamber Aleyhisselam, koyunu getirtti, arkasına çömeldi. Bacaklarını ayırdı, besmele çekti, memesini eliyle sıvazladı ve "Allah'ım! Onun (Ümmü Ma'bed'in) hayvanını bereketli kıl!" diyerek dua etti. Bu duayla hayvanın memeleri sütle dolup taştı.

SÜT DOLDU TAŞTI

Peygamber Aleyhisselam, 5-10 kişinin doyacağı büyüklükte kabın içine sütü sağdı. İlk önce Ümmü Ma'bed, kanasıya içti. Peygamber Aleyhisselam'ın yol arkadaşları da içtiler. Sonra da Peygamber Aleyhisselam afiyetle içti. Biraz sonra, Ümmü Ma'bed'in kocası Ebû Ma'bed geldi bir kap dolusu sütü görünce şaşırdı, "Bu süt bize nerden geldi?" dedi. Ümmü Ma'bed, "Vallahi bize mübarek bir zat uğradı. Şöyle şöyle yaptı" diye anlattı. Ümmü Ma'bed'in dediğine göre, Peygamber Aleyhisselam tarafından kesilmemesi emrolunan bu koyun, bir mucize eseri olarak, hicretin 18. yılındaki şiddetli kuraklığa kadar yaşamış ve o zor günlerde, bu koyundan sabah akşam süt sağıp ihtiyaçlarını gidermişlerdi.
"RESUL AŞKINA ÇÖLLERİ AŞIP GELDİM"

İstiklal şairi Mehmet Âkif, hayatının son günlerinde İslam coğrafyasını dolaşmaya çalışır. Resulü Ekrem'e duyduğu sevgiden dolayı Mısır'dan Suriye'ye, oradan da Medine'ye gider. Peygamberimizin kabrinin huzurunda müthiş bir hadiseye şahit olur: "Ravda-i Tahire'nin yanı başında duruyordum ki birdenbire bir ses yükseldi. 'Ya Nebi! Şu halime bak' diyordu ses. Sağıma dönünce parmaklıklara abanmış bir Sudanlı gördüm. Efendimize (sav) şunları söylüyordu: 'Nasıl ki çöle güneş vurunca bağrı yanar, ben de senin hicranınla yandıkça yandım! Yıllarca başımı ayaklarının dibine koymayı düşündüğüm halde, memleketim ziyaretimi geciktirdi. Nihayet Sudan'dan ayrıldım. Senin çölünde gezerken kokunu duydum. 53 yaşına kadar hicranının azabını sinemde taşıdım, yanına geldiğim şu başımı çarptığım demir kafes de nedir Ya Rasulullah! Vuslat olmayacak mı?"Akif şöyle bitiriyor: "Kısa bir sessizlikten sonra adam şöyle diyordu: Huzuruna geldim, bu hasta gönlümü bir daha ayakucundan ayırma Ya Rasulullah! Tahammülüm yoktur artık ayrılığına.' Bir sessizlik oldu ve 'ah' feryadı duydum. Döndüğümde parmaklıkların dibine yıkılmıştı. Sudanlı gözlerini kapatıyordu. Birkaç dakika sonra ölü yıkayıcısı ve taşıyıcı geldi. Cennetül Baki'ye kaldırdılar mübarek cenazesini. Fakat ruhu muhtemelen Ravda-i Tahire'nin parmaklıklarına takılıp kalmıştı. Resulullah'a (sav) âşık olan bu genç; 'Artık hasta gönlümü hak-i payinden ayırma Ya Rasulullah!' diyordu."