EĞİTİMDE İKİNCİ YARIYIL
Ben kendimi bildim bileli Eğitim Bakanlığı, hep arayış içindedir. Zaman zaman siyasi zihniyetle, ezber metotla çalışıp Türkiye’yi Atatürk uygarlığı yönünde geliştirmek isteyenleri kenara itmenin çabası içine girmişlerdir. Sevindirici tarafı ise karşılarında devrimci, modern, laik kültürü canlı tutmaya çalışan yürekli öğretmenlerimiz varlıklarını sezdirmişlerdir.
İnanıyorum ki ileride kültürleşme çabası tarihine bakıldığı zaman çağdaşlaşma gayreti içinde olan öğretmenlerimizin varlığı gururla anılacaktır. Çünkü onlar, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasal sorunlarına temel olacak bilimsel, laik kültürün temellerine inme gayretini her zaman göstermişlerdir. Bunun yanında dünyamızı durdurma gayreti içinde olan bazı kafalar, gençlerimizin kafasını karıştırmakta, onları gerilere götürme çabasındadırlar.
Bugün Bakanlık, çağdaşlaşma bilincine yeteri kadar eğilmiyor gibi. En azından toplumdaki genel kanı böyle. Tutucu, siyasi kültüre sarılarak ulusumuzu insansal yaklaşımdan uzak tutma gayretinde olanlar maalesef yok değil. Bakanlık, araştırıcıları, uygulayıcıları kısaca toplum yapısını değiştirme gayretinde olanları özendirme gayreti, biz ulusal bilinci yüreklerimizde yaşatanları sevindirecektir.
Milli Eğitim Temel Kanunu temel prensibini Atatürk özgürlüğünden, ulusalcılığından ve kültür anlayışından almıştır. Bu yaklaşım Anadolu insanını daha güzele, daha üstüne, daha doğruya varmaktan ibaret olan ve geleneklerimizi yozlaşmadan koruyan bir eğitim sistemini önümüze sermektedir.
Bütün aydınların beklediği eğitim, ulus bilincini geliştiren, tam bağımsızlık yaşayışını içine sindiren, dış ve iç sömürüden kurtulmuş bir yaşam biçimidir.
Eğitim, kişiye beceri kazandıran, alışkanlık oluşturan ve becerisini, alışkanlıklarını kendinin, toplumun çıkarı için kullanma işidir. Böyle bir eğitimde kullanılan yöntem, araştırmak, tartışmak öğrenmek ve öğrendiklerini uygulamaktır.
Hiç unutmuyorum, bir aruz vezni ile yazılmış bir şiirin kalıplarını tam olarak bilemediğim için zayıf almıştım. O şiirin kalıbını bilip de o kalıba göre onu okuyamadıktan sonra ne yapayım senin kalıplarını. Divan Edebiyatı dersine gelen yaşlı bir öğretmenimiz, ilk dersinde kürsüye geçip bize, “Ben çağını kapamış, modası bitmiş edebiyat tarihimizde yalnız kültür olarak kalmaya mahkum edilmiş bir derse geliyorum” Şimdi düşünüyorum da rahmetlik öğretmenim ne kadar doğru söylemişti o gün.
Lisede coğrafya öğretmenimiz yazılıda bir soru sormuştu “Missisipi Nehri’nin doğduğu ve denize döküldüğü yeri yazınız. Nehrin üzerindeki şelaleleri ve barajları gösteriniz.” Bu mudur coğrafya bilgisi. Bu bilgi bana kültür olarak ne bıraktı ki?
Evet, ikinci yarıyıl başladı. Çocuklarımıza, gençlerimize gereksiz bilgi vermekten kaçınalım. Onları bilgi hamalı yapmayalım. Beyinlerine kullanabileceği kadar bilgi dolduralım, onlara insanımızı, topraklarımızı sevdirelim. Çağdaş insan olmaları için telkinde bulunalım.
İşte o zaman Anadolu insanı güçlü becerikli olur. Üreten tüketen toplum olur. Unutmayalım bir ülkede eğitimi çözemediğimiz sürece yapacağımız her hareket ya ölü doğar veya yarım kalır.