EKREM'İN KEREM TARAFI
Bir çay ocağıydı burası. Ben de birkaç metre uzağına oturup iki çay söyledim. Tanımasam da içimden gelmişti ona da çay söylemek.
İki çay deyince yüzüme baktı. Tek kişi oturup iki çay isteyen bu garip vatandaş kim diye düşünmüş olmalı..
Neyse çaylar geldi. ‘Birini arkadaşa ver’ deyince yüzü işte o anda neşenin çizgilerine büründü.
Oturduğu alçak iskemleden kalktı, çay elinde yanıma geldi.
‘Buyur otur’ seslenişimle masanın yanında ıslanmasın diye dikelmiş sandalyeyi düzeltip oturdu.
‘Merhaba’ deyip ismimi verdim. O da ‘Merhaba ben Artvin Borçka'dan Şerifoğlu Ekrem’ dedi.
Hayretim katlandı. Trabzon'da evimin yakınlarına nereden düşmüştü Ekrem.
Ben artık tamamen benleşerek ‘Ekrem seni tanıyorum, az mı top oynadık gençliğimizde’ sözlerimi işitince şaşkınlığı büyüdü.
Beni çıkaramamıştı..
Yüzüme zihinsiz bakınca daha fazla açıklama beklediğini anlayarak ‘Okuturlardan Selahaddin'in oğlu’ dememle zıpkın gibi sıçrayıp sarıldı boynuma..
Artık teklifsiz konuşmaya başladık. Annesi hastalanmış, onu getirmiş Trabzon'a.. ‘İlk getirdiğimde çok kötüydü ama şimdi bayağı iyi’ dedi. Sonra köyümüzü, altını üstüne getirecek kadar konuştuk. Bilahare hastaneye gittik, annesini gördük. Evet, dediği gibi kendini toparlamıştı. Beni, dedemin babamın ismini vererek tanıttı. Annesi biraz ağır konuşsa da sülalem için övücü laflar etti. Onun da yüzü güldü.
Sonra yemeğe çıktık. Hep konuştuk. Konuştukça ne kadar uzun yaşadığımı hatırladım. Geçmişi kazdığımızda ne derinlikler varmış arkamızda.
Halbuki şimdi dünü unutarak yaşıyoruz. İnsan hafızası unutmakla malül. Ama işte böyle geçmişi tek tek önüne koydu mu biri, insanın nisyanına yanıyorsun.
‘Bu akşam bizde kal’ dediysem de ‘Annemi bırakamam’ dedi.
Hiç evlenmemiş, hep annesiyle yaşamış bizim Ekrem.
‘Kaç çocuk var’ diye aptalca bir soru sorarak önyargının çukuruna düştüm.
‘Ben nasibi cebimden düşürdüm. Öyle de tren kalktı her şey o garda kaldı’ dedi.
Yüzüm kızardı, diplomalı cehaletin cümlesini kurmuşluğumdan mütessir oldum.
Neyse birkaç gün sonra annesi tamamen iyileşti. Onları uğurladım.
Aradan bir beş yıl daha geçti.
Bu kez ben menevşsiz bir yüzle Hopa Kemalpaşa'da bir çay ocağında oturuken gülerek yanıma geldi.
Annesi bıraktığım gibi zımba gibiymiş..
‘Ekrem var mı bir değişiklik hayatında’ diye sorunca ‘Dedim ya garda kaldı bizim hayaller’ cevabını verdi.
‘Benim tek hayalim annemin sağlığı ve mutluluğu..’
‘Olsun be Ekrem, biz evlendik de başımız göğe mi değdi..’