Elime aldığımda “BİR KÖY ENSTİTÜSÜ ROMANI” üst başlığıyla “KEŞKE” adını okudum. Ömrü kısa, fakat etkileri çok büyük olan ve hala tartışmaları süren KÖY ENSTİTÜLERİNİN hayat hikayeleri, kuruluşları, amaçları ve kapanışları gözümün önünde bir bir sıralandı. KEŞKE öyle, sıradan bir kitap mıydı, belki de Köy Enstitülerini sömüren bir kitaptı. İçim titredi.
Köy Enstitüleriyle ilgili o kadar çok yazı, kitap okudum ki, üç aşağı beş yukarı “KEŞKE” de onların bir benzeridir diye düşündüm önyargıyla. Ama değilmiş. Kitabı bitirdiğimde ihtişamı önünde saygı ile eğildim.
KEŞKE, Alfa Basım Yayımın Güncel kitaplarından 162 numarada yer almış, ilk baskısı Şubat 2021’de, 32. Baskısı Ekim 2025’te yapılmış, 498 sayfalık bir kitap…
Sema SOYKAN, kitabı “yüreği vatan sevgisiyle dolu, her insana ve canlıya sevgiyle, saygıyla yaklaşabilen, okumayı ve araştırmayı seven ve yaşadığımız çıkmazların nedenlerini sorgularken yüzleşmeyi de göze alabilenlere, fedakar öğretmenlerimize, bu zorlu süreçte yanımda olan eşime ve kızıma ve de bu konuyu yazmamı vasiyet eden” babasına adıyor ve kitaba giriyor.
Sema SOYKAN kitabın sonuna yararlandığı kitapları, dergileri, makaleleri, arşiv ve yazarları geniş bir kaynakça ile gerçekliyor.
KEŞKE sadece bir Köy Enstitüsü romanı değil, Türkiye’nin romanı, Türk insanının, Anadolu coğrafyasının romanı; roman yetmez, kültür tarihi, düşünce tarihi, Kurtuluş Savaşı denen destansı bir başkaldırının anlatımı. Aydınların, cehaletin, aydınlanmanın tarihi… Yoklukların, yoksullukların ve bir varoluşun tarihi… KEŞKE, büyük bir coğrafyanın kocaman, renkli, büyük boy bir fotoğrafı…
Hamdullah Suphi Tanrıöver, konuşmasında yaklaşık on üç milyon nüfusun %2,5 okuryazarlığından söz ediyordu. Çağdaş uygarlık düzeyine çıkmak ve geçmek için, okuryazar olmak yetmiyordu. Aklı, bilimi, teknolojiyi almak, getirmek, uygulamak gerekiyordu. Mustafa Necatilerin, Vasıf Çınarların, Dr. Reşit Galiplerin, Saffet Arıkanların ve Hasan Ali Yücellerin getirip yükselttikleri noktada bir Köy Enstitüsü gerçeğiyle aydınlanmanın, çağdaşlığın kapıları açılacak, “kulun kula kulluğu” son bulacak, feodalite, ağalık ve aşiret düzeni yıkılacak, toprak bilimsel olarak işlenecek, iyi yurttaş yetiştirilecek, kalkınma köyden, köylüden başlayacaktı. Köyün yüzyıllardır yanmayan ışığı sönmemek üzere vuracaktı.
Seme SOYKAN, KEŞKE’de Köy Enstitüsü omurgasında yer yer Osmanlı’yı, Avrupa’yı, dünya savaşlarını, ülkeye, topluma etkilerini, derin araştırma, bilgi ve düşünce süzgecinden geçirerek okuyucusuna birlikte düşünme ve yaşama olanağı sunuyor. Yormadan, okuyucusu ile birlikte merakla sorular ve sorunlar ormanında akıcı bir üslupla dolaşıyor, yanıtlarını arıyor.
Çok büyük başarılar getiren bu okul, içerideki ve dışarıdaki Türkiye düşmanlarının engellemeleri, suçlamaları ve eleştirileriyle, daha doğrusu “küfre varacak kadar ileri giden suçlamaları, hakaretleri ve aşağılamalarıyla” karşı karşıya bırakıldı. Özellikle toprak ağaları ve aşiret reisleri, Amerika’nın ağzıyla hareket ederek henüz emeklemeye başlayan çocuğu çok ağır iftiralarla boğmaya kalktılar. / Kitap çok titizce bu iftiraları nedenleri, niçinleriyle sıkmadan, bıktırmadan açıklıyor, anlatıyor. Pek çok eksik ve yanlış bilgiyi düzeltiyor.
Mükemmel bir Türkiye tarihi dedik. / Cumhuriyetle birlikte yapılan çalışmaları, Avrupa’ya gönderilen öğrencilerin geldiklerinde sanayileşmeye katkıları, özellikle “uçak sanayinin” nasıl kesintiye uğratıldığı, Truman Doktrini ve Marşal Yardımlarıyla sanayileşmenin nasıl engellendiğini, önünün kesildiğini, hatta DEVRİM otomobilinin başına gelenleri hayretler içerisinde okuyor, dehşete kapılıyor insan.
Türkiye’de siyasetin dış etkilerle nasıl rayından çıkarak Türkiye’nin aleyhine sonuçlar doğuracak bir yapıya büründüğünü, Olbırayt Komisyonunun Amerika Büyük Elçisi başkanlığında görevinin hala sürmekte olduğunu insan yüreği yanarak öğreniyor. 1946’da Amerika’nın etkisiyle Hasan Ali Yücel’in nasıl görevden alındığını, Amerika’nın ve toprak ağalarının istediği hükümeti ve bakanı getirdiklerini, kültür ve yardımlaşma antlaşmaları imzalayarak ülkenin geleceğinin ipotek altına alındığını şaşkınlıklar içerisinde okuyor insan. Ve bu ülkenin eğitiminin, öğretiminin “tarihte bir kara leke olarak kalacak olan Köy Enstitülerinin kapatılması kararıyla kesintiye uğratılmasını” yürürlüğe koyan Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer’i lanetle anacak. Yerinde eğitim ve öğretimle kalkınmada en büyük payı alacak Köy Enstitüleri gözden düşürülerek 1954’te kapatılacak ve Köy Enstitüleri Öğretmen Okullarına evrilecekti. Ve kültürün, bilginin, düşüncenin, çağdaşlığın düşmanı MEB Tevfik İleri, halk mitinginde cehalete övgü dolu sözleriyle “sizi okuma belasından kurtaracağım” diyerek hem alkış alacak, hem de iktidar olacaktı…
Osmanlı’da da, Türkiye’de de “aydın” olma, “düşünen insan olma” çok zordu. / İslam geleneğinde yönetimler “biat etme”, “tabi olma” esasına dayanır. Yani “muhalefeti” kabul etmezler. Muhalifler İslam tarihinde hep öldürülmüş ya da kimilerine uygulandığı gibi tutuklanıp zindana atılmıştır, sonra da boğdurulmuştur. Cumhuriyet tarihinde de “aykırı” düşünenler ve yazanlar içeri atılmıştır. KEŞKE, özgürlüklerini zindanlarda geçirenlerin de romanıdır. Siyaset, bu topraklarda, kendi dışındakileri düşman bellemiş, yaşatmamıştır.
Dünyanın yaşadığı çok ağır ekonomik koşullara rağmen kronikleşmiş hastalıkların tedavisinde, halkın karnının doyurulmasında, üstünün başının giydirilmesinde, ülkenin onarımı, yolların, köprülerin yapımı, tüm yokluklara karşın on beş yılda kırk sekiz fabrikanın kurulmasında, ülkenin dünya gözünde itibar kazanmasında, dış sömürüye son verilmesinde gösterilen başarı… Hepsi KEŞKE’nin içinde. / Ne yazık ki bu keşkeler, hem bireyin, hem toplumun, hem de yönetimlerin hayatlarında çokça var.
Gönül arzu ediyor ki, her aydın, her öğretmen ve her siyasi, özellikle Köy Enstitülerinin karşısında olanlar, bu kitabı okusa, ondan sonra konuşsalar.
Sevgiyle esenlikle kalınız…
bilbatuhan@hotmail.com