FERDİ YOK EDERSEN MiLLETi VAR EDEMEZSiN


Sözü delilen yapılarda fert hiçbir meselede devrede değildir.
Bütün idrak ve izan sevilen o kutsala(!) aittir.
Yani hata yapman da sevaba koşman da onun himayesinde vücut bulur.
Kemiksiz bir bağlanış, tarifsiz bir teslimiyettir bu!
O kutsal(!) kişinin hataları bir hikmete dönüşür, ipe sapa gelmez yorumları dahi bir akli melekenin mükemmel yorumları olarak algılanır.
Bu yapıların sihirli kelimesi 'nazar' kavramında saklıdır.
Bunlarla baş etmek için nazarı mezara göndermek lazım. Bu güruh insanları alt etmek, başka metotlarla adetaimkansızdır.
Kimse yanlış anlamasın hak olan nazardan bahsetmiyorum.
Kuran’da tarifini bulan, gözün şuasının yarattığı etkiyi değil kişiye tapınmayı tetikleyen nazarı itibarsız kılmak gerekiyor.
O sözümona kutsalın bakışı, gülüşü, jest ve mimikleri öyle ulvi sözcüklerle kıymetlendirilir ki yirmi dört ayar altın ya da pırlanta bu kıymet karşısında değersiz para anlamında kulp kabul edilir.
Türkiye tarihi incelendiğinde yüzlerce böyle yapının ortaya çıktığını, bunların insanları malıyla, canıyla ve ruhuyla esir aldığını görürsünüz.
Atatürk Selanik’te bu yapıların içinde büyüdüğü için bunların toplumdaki olumsuz etkilerini çok iyi biliyordu.
Nitekim millet adına görev üstlendiğinde bu zararlı odakları kapatmış, bunların yurt dışı bağlantılı olan efratlarını da cezalandırmıştı.
Herkes fazla değil yirmi yirmi beş yıl evveline bir gitsin.
Etraflarında din adına konuşan meczupların ‘resim, kadın sesi, hatta hoparlör ile ezan okumak haramdır’ dediklerini düşünsün.
 İşte vakti zamanında suret deyip resmi haram görenler şimdi resimler üstünden rabıta imkanına kavuştuklarından bahsedebilir.
Zaman, mekan ve olaylar o kutsal kişinin esamisi etrafında bir renk bir neşve içinde görülür.
Onun kazanından içilen çorba, onun ayak bastığı mekanlarda yapılan ibadet, onun kullandığı eşyalarda bulunan keramet bir mistik masala dönüşür ve şeyh uçurucuların dilinde destanlaşır.
"Biz cemaat denince cami cematini biliriz” diyenler, kutsal kişileri kabul etmeyen zındıklar olarak tariflendirilir bu çevrelerde.
Halbuki beşerin kutsalı olmaz. İnsan insandır. Bilgisi, görgüsü ve zihinsel gücü yüksek insanlara tabii ki itibar edilir. Kaşına, saçına, gözüne burnuna ve ifrazatlarına değil.
Şahsiyeti yüksek insanın  emaresi yazdığı eserleridir. Öyle Kuran'a, sünnete mugayyır şeylerse yazdıkları onları taltif değil tahkir etmek gerekir.
Türkiye'de yıllardır Diyanet cenaze yıkayan, ezan okuyan müessese olarak görüldü. Oysaki tüm cemaatleri toplasan, Diyanet’in ecrini karşılayamaz. Bu kurum gözbebeğimiz hem de kurtarıcımız..