Fetocan bizi eğitimle vurdu! (1)


     Toplumsal bağların gevşediği, kitleler arasında duvarlar hatta husumetler oluştuğu, millet kimliğine aidiyet hissi yerine parti, cemaat, tarikat, etnisite ve mezhep önceliklerinin giderek öne çıktığı bir dönem yaşıyoruz.
     Liberal, sol ve ümmetçi-İslamcı aydınlarımız milli kültürü, Türk kimliğini ve tarih bilincini kozmopolit-evrenselci bir yaklaşımla gereksiz hatta zararlı sayıyorlar; eğitim ve kültür hayatında müfredattan tasfiye ederek, modernlik ve çağdaşlık adına etkisiz ve millisiz bir eğitim sistemi kurmak maksadıyla ellerinden geleni yapıyorlar.
Bu zihniyetlerin etkili olduğu eğitim ortamında yetişen bir gencin, milli ve manevi değerleri önemseyen milli bilinç bir insan olması, şahsiyetini geliştirmesi genellikle okulun dışında aile ve çevre şartlarına bağlı kalıyor. Böylece devlet, öğrenim konusunda en kritik dönem olan “Temel ve Orta Eğitim” sürecinde gençleri kendi kaderlerine ter etmiş oluyor. Dini cemaat ve tarikatlar devletin boş bıraktığı bu alanı yıllarca diledikleri ölçüde kullanıyorlar.
Başta FETOCAN olmak üzere, bu grupların her biri sistemli şekilde okullar, yurtlar, dershaneler açarak becerileri ve gayretleri ölçüsünde genç beyinlere nüfuz etmeye çalışıyorlar.
 İnsanın fıtratı gereği en duyarlı yanı olan manevi dünyasına, mistik eğilimlerine hitap ettiklerinden, etkili oluyorlar, çoğalıyorlar. Çoğu toplumun yoksul kesimlerinden ve 12-25 yaş gruplarından olan çocuklara barınma, burs ve eğitim imkânları sunarak beyinlerini bir daha kontrollerinden çıkmayacak şekilde elde etmiş oluyorlar.
Kişiliğini bu tarz bir merkeze teslim eden, aklını ve vicdanını oraya rehin bırakan, bulunduğu cemaatin kültürel ve sosyal ortamına bağımlı hale gelen bu gençlerin robotlaşmasının en önemli nedeni “eğitim alanında” hüküm süren bu başıboşluğa önlem almayan hatta bunu normal sayan “siyasi iktidarlardır.”
Eğitim bakanlığının adının başında yer alan “milli” sıfatının anlamı doğru algılanıp gereği yapılmadıkça bu gün FETÖ adıyla gündemde olan cemaat grubu etkisiz hale getirilse bile, onun yerine geçmek üzere yarışan başka “asabiyeler” ortaya çıkacaktır.
Bunlar da devlet hiyerarşisinden bağımsız kendi hiyerarşik düzenlerini kurmak için çoğalmaya, devletin tüm kurumlarına yayılmaya, en başta eğitim alanındaki varlıklarını güçlendirmeye çalışacaklardır.” (1)
Nitekim milli duyarlılıklı ve çok başarılı olduğu bilinen onlarca değerli okul müdürümüzün görevlerine devlet asla son verememesi gerekirdi! Darbe girişiminde bulunan koca koca generaller, kurmay subaylar ve astsubaylar okullarını bitirip kıtaya çıktıktan sonra devşirilmemişlerdir! Bunların tümünün zihinleri daha ortaokul ve lise çağlarında yönlendirilip ele geçirilmiştir!
 FETÖ’cü fitnecilerin kendi köle sistemlerini tam olarak yerleştirmek için son dönem operasyonları ile Türkiye genelindeki bütün okullarımızda kendi hain emellerine engel gördükleri okul müdürlerini güya başarısız diye koca koca Milli Eğitim Bakanlarına haksız ve hukuksuz tasfiye ettirmelerinin en büyük sebebi bu köleci sistemi ikame etmeleri içindi!
Devlet tıpkı; Ergenekon ve Balyoz davaları ile TSK’dan ihraç edilen vatansever subaylarımızı nasıl “iade-i itibar” yaparak tekrar göreve davet ediyorsa, bu FETÖ’cü alçakların tezgâhına gelerek okullarımızda haksız olarak görevlerine bir şekilde son verilen “Okul müdürlerini” de acilen göreve davet etmelidir!
        ***
Devamı yarın..