FİKRİSABİTİN ZABİTİ OLMAYALIM

Çok inatçı bir toplum olduk. Bu nedenle de fikrisabit bir hüvviyete büründük. Doğruyu bizim kadar zor kabullenen başka bir toplum var mıdır diye merak ediyorum.

Herkes herkesin mazisini kazarak 'bak şunu demişti, şunu yapmıştı' kelepçesiyle dolaşıyor. Kimse insanın değişip dönüşeceği ya da gelişeceği fikrini kabullenmek istemiyor. 'Damga'yı vurduk mu bunun çıkmaz bir şey olduğu zehabına kapılıyoruz.

Oysaki insanlık değişen ve dönüşenlerin omuzlarında yükselmiştir. Hz. Ömer'in Müslüman oluşu buna en evransel örnektir. Kendi kültürümüz içinde Necip Fazıl'ın, Attila İlhan'ın, Cem Karaca'nın yaşadığı düşünce dairesi inkılaplarını nasıl yabana atarız!

Bugün ben geldiğim fikir silsilesi içinde şu gerçekleri de yakaladım dediğin an; en, sevdiğin arkadaşların asmaya kalkar seni. Sende var olan ama fikrisabitlik kardeşliğinden görülmeyen yanlışlar, bir anda dillere pelesenk olmaya başlar. 'Elife mertek' diyenlerin sayısı elektrik sayacı gibi dönmeye başlar.

Gerçeği her yerde söyleme özgürlüğü olmalı. Bakınız benim bir Hüseyin ağabeyim var. Çat kapı yanıma geldi. Bana bir hakikat hikayesi anlattı.

Hüseyi ağabeyin bir asker arkadaşı varmış. Askerdeyken yeni evli Zübeyr adlı arkadaşına Albayla arası iyi olduğu için 25 günlük bir kafa izni alır. Cebine de parasını koyup hanımının yanına gönderir. Aradan kırk yıl geçer, bu asker arkadaşı bunu İskenderun'a davet eder. Artık iki taraf da hayli yaşlanmış ve çökmüş. Hüseyin ağabey ver elini İskenderun der ve davete icabet eder. Arkadaşı çok iyi karşılar onu. Çoluk çocuğuna yaptığı babalığı anlatır. Oraya buraya derken İskenderun'un her tarafını gezdirir. Bir yere giderler daha çok gayrimüslimlerin olduğu bir mahalle, oradan balık almak ister Hüseyin ağabeyin arkadaşı Zübeyr.

Bir gayrimüslim kız 'taze balık, taze balık' diyerek müşteri arıyor. 'Taze mi' 'taze taze' cevabını duyan Hüseyin ağabey balıkların bayatlığını görünce arkadaşı kazıklanmasın düşüncesiyle  "Bir dakka bir sorayım çep telefonuma balık taze mi diye. Bu telefon üç gündür denizdeydi yeni çıkardım, taze olup olmadığını o bilir." deyince herkes şaşkınca cevabı bekler. Bu kez balıklara dönerek "Benim telefonum üç gündür denizdeydi onu görmüş müydünüz diye balıklara sorar." Etraftakilere dönerek "Balıklar biz 20 gündür buradayız nereden görelim senin telefonunu diyorlar" deyince bir kahkaha tufanı kopar. Hüseyn ağabey hakikati oradaki insanlara bu yolla aktarır.

Demek ki bu dünyada en önemli olgu, gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bizler de gerçeğin müptelası olmalıyız. İşimize gelse de gelmese de yolumuzu gerçekler ışığında aramalıyız.